1 bölüm
Şehrin gürültülü caddelerini, beton yığınlarını ve o bitmek bilmeyen karmaşasını ardımda bırakalı henüz birkaç saat oluyordu. Otobüsten indiğimde ciğerlerime dolan serin, nemli dağ havası yıllardır ne kadar yorulduğumu yüzüme çarptı. Adım Lalin; yirmi yaşında, hayatın o tekdüze akışından kaçıp sığınacak sakin bir liman arayan, biraz içe dönük ama içten içe yeni maceralara meraklı bir kızım. Buraya, Karadeniz’in vahşi doğasıyla büyüleyen, kalabalıktan uzak sakin bir yayla köyüne, anneannemin yanına geldim. Aynı zamanda hemşirelik fakültesinde okuyor, teorik bilgileri pratiğe dökeceğim günlerin hayalini kuruyordum.
Amacım hem onun yavaşlayan adımlarına omuz vermek hem de yıllardır tahta masasında bıkıp usanmadan hazırladığı o meşhur köy ekmeği geleneğini bizzat yerinde öğrenmekti. İki katlı, pencerelerinden sardunyalar sarkan ahşap eve varır varmaz, anneannemin şefkatli kollarında bütün yol yorgunluğum uçup gitti. Hiç vakit kaybetmeden kollarımı sıvadım; büyük bakır leğende un, su ve ekşi mayanın buluştuğuo kutsal ritüele katıldım. Parmaklarımın arasından kayıp giden hamurun yumuşaklığı bana unuttuğum bir huzuru yeniden hatırlatırken, taş fırının önünde yaktığımız ateşin çıtırtısı eşliğinde geçmişin ve bugünün hikayelerini harmanladık.
Günün yorgunluğu üzerime çökerken, telefonumu elime alıp fırından yeni çıkardığım nar gibi kızarmış ekmeğin fotoğrafını çekmek istedim. Takipçilerimle bu doğal anı paylaşmak niyetindeydim fakat ekranın sol üst köşesindeki o boş sinyal çubukları, dağ başındaki bu coğrafyanın kurallarını acımasızca yüzüme vurdu. İnternetin köyün içinde çekmediğini zaten biliyordum ama belki biraz yüksekte bir ihtimal bulurum diye düşünerek üzerime ince hırkamı alıp dışarı çıktım.
Köyün ortasından coşkuyla akıp giden çayın kenarındaki patikayı takip ederek yürümeye başladım. Su sesinin o sakinleştirici ritmi adımlarımı hızlandırıyordu. Biraz ilerledikten sonra köyün üzerindeki hafif tepeye doğru kıvrılan yokuşu tırmanmaya koyuldum. Yokuş dikleştikçe nefesim kesiliyor, rüzgar dağların ardından esip saçlarımı yüzüme savuruyordu. Etraftaki yeşilin tonları o kadar canlı ki insan kendini masal diyarında sanabilirdi.Tepeye ulaşıp telefonumu havaya kaldırdığım ve ekranın köşesinde tek bir sinyal belirdiği an, arkamdaki çalılıkların arasından gelen hışırtıyı ve aceleci ayak seslerini fark ettim. Ne olduğunu anlayamadan hızla dönmemle, iri yarı bir siluete tüm gücümle çarptım. Çarpmanın şiddetiyle dengemi tamamen kaybedip geriye doğru düşecekken, güçlü eller belimden ve kollarımca kavrayıp beni düşmekten son anda çekti.
"Aman dikkat!" diye gür ve endişeli bir ses yankılandı kulaklarımda.
Nefes nefese kalmış, koyu renkli gözleri korku ve telaşla parlayan genç bir adamla burun buruna geldim. Üzerindeki günlük kıyafetler ve aceleci duruşu, köyün sakinliğine hiç ama hiç uymuyordu.
"Ben Ayaz," dedi adam, bir saniye bile duraksamadan soluk soluğa konuşmasını sürdürerek. "Sen Lalin olmalısın, değil mi? Babaannem aniden fenalaştı, evde nefes darlığı tuttu; köyde sağlık ocağı kapalı olunca, mahalledekiler senin hemşirelik okuduğunu söyleyip koşa koşa seni aramaya göndermişti beni. Ambulans aşağıda, yolu bulamıyorlar."
Elimdeki telefon çakıl taşlarının üzerine düşüp ekranı çatrtlarken, az önce dert ettiğim o dijital paylaşım ve sinyal meselesi zihnimden tamamenDağın tepesindeki o tek tırnak internet sinyali beni sanal bir dünyaya değil, hayatımın gidişatını tamamen değiştirecek olan Ayaz’a ve acil müdahale gerektiren o kritik anın tam ortasına bağlamıştı.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
güzel olmuss
Çok güzel olmuş ellerine sağlık mükooo
Bu yorum silinmiştir
Yorum
Yorum bulunamadı.