Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Gece yarısını çoktan geçmişti. Karakolun o ağır, rutubetli ve dezenfektan kokulu nezarethane odasında Caner’le baş başaydık.
Caner köşedeki tahta banka kıvrılmış, ceketini kafasına çekmişti. Ama uyumuyordu. Bacaklarını sallayıp duruyordu.
"Abla," dedi pürüzlü bir sesle. "Sence o adama az mı vurduk?"
"Süzme yoğurtla adama vurmak zaten başlı başına bir sanat eseriydi Caner," dedim, sırtımı nezarethanenin soğuk demir parmaklıklarına dayayarak. "Ama az bile yaptık. O kadının çığlığı hâlâ kulağımda."
"Valla benim de," dedi Caner oturur pozisyona geçerek. Gözlerinde o her zamanki şapşal neşe yoktu bu sefer. "Sana bir şey diyeyim mi? Sen o demir boruyu çekip adamın bacağına geçirdiğinde 'Helal olsun ablama' dedim içimden."
Gülümsedim. "Sen de zeytin kavanozuyla fena patlatmadın hani."
İkimiz de kısa bir an sustuk. Karakolun içinden arada sırada telsiz cızırtıları ve kapı kapanma sesleri geliyordu. Dışarıda dünya akıp gidiyordu ama biz demir parmaklıklar arkasında zamanın dışına fırlatılmış gibiydik.
Tam o sırada koridordan ağır adım sesleri duyuldu. Adımların ritminden bile kimin geldiğini anlıyordum artık.
Yavuz.
Elinde iki tane kağıt bardakla koridorun başından belirdi. Üzerindeki deri ceketi çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı. Yorgun görünüyordu ama o duruşundaki heybetten hiçbir şey kaybetmemişti.
Nezarethanenin kapısına kadar geldi. Cebinden çıkardığı anahtarla demir kapıyı açtı. Şaşkınlıkla ona baktım.
"Çıkıyor muyuz?" dedi Caner heyecanla atlayarak.
"Hayır Caner," dedi Yavuz, sesi alçak ve sakindi. "Sadece size çay getirdim. Bir de... nezarette adam ağırlamak tarzım değildir, sohbet edelim dedik."
Elindeki çay bardaklarından birini Caner’e, diğerini bana uzattı. Bardaklarımız çakışırken parmaklarımız birbirine değdi. Bedenimden tepeden tırnağa bir elektrik akımı geçti sanki.
Yavuz, nezarethanenin içine girip hemen kapının dibine, yere bağdaş kurup oturdu. Sırtını duvar kağıdı sökülmüş beton duvara yasladı. Bize 'oturun' der gibi baktı.
Caner çayından bir yudum alıp Yavuz’a yaklaştı. "Yavuz Ağabey... Bize gerçekten kızgın mısın?"
" Sence Caner"
Yavuz derin bir nefes aldı. Gözlerini Caner’e çevirdi, ardından bana baktı. O koyu, derin gözlerinde ilk defa ne öfke vardı ne de o alaycı tebessüm. Sadece garip bir koruma içgüdüsü, samimiyet ve... biraz da şefkat.
"Kızgın değilim Caner," dedi Yavuz, sesi karakolun sessizliğinde yankılanarak. "Hatta o şerefsize verdiğiniz ders için içimden size teşekkür ettim. Ama..." Gözlerini doğrudan benim gözlerime dikti. "Ben asayiş amiriyim Gülhan. Sizi dışarıda o pisliğin avukatının eline bıraksaydım, adam 'kasten yaralamadan' ikinizi de yakardı. Burası şu an dışarıdan daha güvenli sizin için."
"Bizi korumak için mi tuttun yani burada?" dedim
" Sizi korumak için tuttum," dedi Yavuz hiç tereddüt etmeden. Caner’i teğet geçip direkt bana odaklanmıştı. "Seni o karakol kapısından içeri kelepçesiz giren ama dışarıya suçlu gibi çıkan biri olarak göndermezdim."
Bu bölümün ilk 21 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Mükemmeldiii
caner adamım ya :D allahtan caner gibi bi kardeşim yok kesin müebbet yerdim cxhvhb
Çok güzel olmuş bitanem ama Yavuz'a gıcık kaptım
Yorum
Yorum bulunamadı.