Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
boğazın o serin, iyot kokan rüzgarı gri clio'nun aralık penceresinden içeri sızarken, başımı koltuğa yaslamış sadece yan profilini izliyodum.
ege'nin bi eli direksiyonda, diğer eli ise vitesin üzerinde duran benim elimle sımsıkı kenetlenmişti. baş parmağıyla elimin üzerini usulca okşuyo, radyoda çalan o yavaş, tanıdık melodiye ritim tutuyodu.
karahanlıların çöküşünün üzerinden tam bir hafta geçmişti. o kabus dolu günlerin ardından, hayatımız inanılmaz bi hızla normale, hatta normalden çok daha güzel bi yere evrilmişti. ege ve berke'nin şirketi her gün yeni bi rekor kırıyo, vadi üniversitesi'nin o karanlık, entrika dolu koridorları ise artık bizim için sadece derse girip çıktığımız sıradan bi kampüse dönüşmüştü.
"nereye gidiyoruz?" diye sordum sessizliği bozarak. "berke ofiste tek kaldı, ayıp olmasın?"
ege gözlerini yoldan ayırmadan o meşhur, dudak kıvrımına yerleşen karanlık ama şefkatli gülümsemesini sundu.
"berke'nin keyfi yerinde," dedi fısıltıya yakın o tok sesiyle. "sunucularla baş başa romantik bi akşam yemeği yiyodu en son. bu gece sadece ikimiziz kraliçem. seninle kutlamamız gereken çok daha özel bişey var."
merakla doğruldum ama ege daha fazla detay vermedi.
yaklaşık yirmi dakika sonra, araba istanbul'un en lüks, boğaza sıfır restoranlarından birinin valesine teslim edildiğinde şaşkınlıkla ege'ye baktım. üzerimde kot pantolonum ve siyah bi kazağım vardı.
"ege, burası çok lüks," diye fısıldadım, restoranın o gösterişli kapısından girerken. "benim kıyafetim hiç uygun deil, neden önceden söylemedin?"
ege adımlarını durdurdu. lobinin ortasında, etraftaki şık giyimli insanların bakışlarını zerre kadar umursamadan bana döndü. ellerini belime yerleştirip beni kendine çekti. okyanus gözlerinde, bütün o kalabalığı silip atan o derin bakış vardı.
"sen bu şehre, bu mekana ve bu hayata herkesten daha çok yakışıyosun melis," dedi gözlerimin içine baka baka. "üzerinde ne olduğu umurumda deil. sen o yılan çukurundan kendi tırnaklarınla çıkarak kazandın bu krallığı. şimdi başını dik tut ve sadece anın tadını çıkar."
onun bu sarsılmaz güveni, içimdeki bütün o küçük, güvensiz sesi susturdu. gülümsedim ve elimi onun o büyük, sıcak avucunun içine bıraktım.
bizi boğazın hemen dibinde, etrafı camla çevrili, dışarıdan tamamen izole edilmiş o özel masaya aldıklarında nefesim kesildi. istanbul'un bütün ışıkları suyun üzerine yansıyodu.
yemek boyunca ege o kadar rahattı ki, lisede tanıştığım o omuzlarında dünyanın yükünü taşıyan çocuk gitmiş, yerine gerçekten ne istediğini bilen, güçlü ve huzurlu bi adam gelmişti.
tatlılarımızı yerken, ege aniden ceketinin iç cebinden siyah, ince kadife bi kutu çıkardı.
kalbim bi anlığına tekledi. gözlerim kutuya kaydığında istemsizce yutkundum.
ege benim o panikleyen halimi görünce hafifçe kıkırdadı. "korkma," dedi kutuyu masanın üzerinden bana doğru iterken. "seni daha yirmi yaşında nikah masasına oturtucak kadar delirmedim. aç hadi."
Bu bölümün ilk 18 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Kitabın yeni bölümünü okudum harikaydı çok mükemmel olmuş emeğine sağlık balım mükkemmeldi 💖💖💖
Yorum
Yorum bulunamadı.