Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
levent'teki o devasa cam kulede ilk sabahımıza uyandığımızda, güneş istanbul'un üzerine bütün ihtişamıyla doğuyodu.
gözlerimi araladığımda, siyah saten çarşafların arasında tek başımaydım. ama yatağın hemen karşısındaki o devasa cam cephenin önünde ege duruyodu. üzerine sadece siyah bi eşofman altı giymişti. elinde kahve kupasıyla, kırkıncı kattan o uyanan şehri, kendi fethettiği krallığı izliyodu. sırtındaki o kasların her bi hareketi, omuzlarındaki o rahatlamış ama hala tehlikeli duruş... onu izlemek bile nefesimi kesmeye yetiyodu.
uyandığımı hissetmiş gibi başını yavaşça omuzunun üzerinden bana doğru çevirdi.
okyanus gözleri sabah güneşiyle aydınlanmış, yüzündeki o sert hatlar bana baktığı an tamamen yumuşamıştı. kupayı kenardaki masaya bırakıp yatağa doğru adımladı. yatağın kenarına oturup, elimi avuçlarının arasına aldı ve avuç içime derin bi öpücük bıraktı.
"günaydın gökyüzü kraliçem," diye fısıldadı sesi uykulu ve boğuk bi şekilde.
"günaydın," dedim gülümseyerek, boşta kalan elimle onun dağınık siyah saçlarını düzeltirken. "bütün gece uyumadın mı yoksa?"
ege dudaklarında o meşhur, çarpık tebessümüyle bana doğru eğildi. "sen yanımdayken uyumak zaman kaybı gibi geliyo," diye mırıldandı burnunu boynuma sürterek. "ama kalkmamız lazım. bugün bi alt katta, senin o yeni ofisinde ilk resmi toplantımız var. ve sana bi sürprizim var."
bir saat sonra, ege'yle beraber özel asansörümüze binip 39. kata, şirketin ana merkezine indiğimizde içeride inanılmaz bi hareketlilik vardı.
benim üzerimde siyah, jilet gibi bi kumaş pantolon ve beyaz, ipek bi gömlek vardı. ege ise her zamanki gibi takım elbise kurallarını reddetmiş, siyah bi tişört ve siyah ceketle kendi kurallarını koymuştu.
toplantı odasına girdiğimizde berke çoktan yerini almıştı. ama masanın diğer tarafında, ellerinde evrak çantaları ve üzerlerinde o sıkıcı, gri takım elbiseleriyle duran üç adam daha vardı. vadi üniversitesi'nin bağlı olduğu vakfın dışarıdan tuttuğu eski kafalı şirket avukatları.
biz içeri girdiğimizde adamlar ayaklandı. en yaşlıları olan selim bey, ege'nin elini sıktıktan sonra bana şöyle bi üstten baktı.
"ege bey, berke bey... ve melis hanım sanırım?" dedi selim bey, sesinde o küçümseyici, 'bunun burda ne işi var' tonuyla. "okulun yazılım altyapısı ve veri güvenliği için hazırladığımız sözleşmeyi getirdik. gerçi bu kadar ağır hukuki ve teknik detaylar melis hanım'ı biraz sıkabilir. sonuçta kendisi daha ikinci sınıf öğrencisiymiş."
berke'nin gözleri anında irileşti, bana ve ege'ye baktı. adam resmen pimi çekilmiş bi bombayı kucağına almıştı.
ege sandalyemi çekip benim oturmamı bekledikten sonra, kendi sandalyesine yavaşça yerleşti. okyanus gözleri selim bey'e öyle bi kilitlendi ki, odadaki hava saniyeler içinde buz kesti.
"melis hanım deil," dedi ege, sesi o kadar alçak ama o kadar tehlikeli çıkıyodu ki. "melis hanım, bu şirketin baş hukuk müşaviri. ve eğer o sözleşmeye onay vermezse, o elinizdeki kağıt parçalarını doğrudan çöpe atabilirsiniz."
Bu bölümün ilk 16 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları