Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
ilk dersin nasıl bittiğini, o profesörün tahtada ne anlattığını zerre kadar hatırlamıyodum. beynim uğulduyodu. alara'nın o kendinden emin sırıtışı, ege'nin gergin omuzları ve o gizli ortağın kim olduğuna dair kafamda dönen binlerce soru yüzünden nefes alamıyo gibiydim.
amfiden çıktığımızda kampüsün o devasa taş avlusuna doğru yürüdük. sonbahar rüzgarı biraz olsun yüzüme çarpınca kendime geldim.
ege bi eliyle benim elimi sımsıkı tutuyo, diğer eliyle telefonunu kulağına bastırmış berke'yle konuşuyodu.
"ne demek sistem kilitli lan?" diye tısladı ege telefona. "bu okulun mütevelli heyetinde kim var, alara'nın babasının arkasındaki o gölge kim bulmanı istiyorum berke. o gizli ortağın bi ismi, bi yüzü olmak zorunda!"
berke karşıdan bişeyler söylüyodu, ege'nin kaşları daha da çatıldı. "umurumda deil. o güvenlik duvarını aş. bu herif melis'in hayatıyla oynadı, bunun bedelini ödiycek."
ege telefonu kapatıp cebine attığında, gözlerindeki o yorgun ama ölümcül öfkeyi görebiliyodum. uzanıp elini tutan parmaklarımı hafifçe sıktım.
"berke ne diyo? bulamamış mı?"
"okulun veri tabanı askeriye gibi korunuyo," dedi ege derin bi nefes alarak. "alara'nın babası sadece bi kukla. asıl parayı koyan ve sistemi yöneten adam dijital dünyada adeta bi hayalet. ama berke onu bulucak, ne pahasına olursa olsun."
"benim bi kahveye ihtiyacım var," dedim başımı hafifçe sallayarak. "yoksa düşüp bayılıcam şuracıkta."
ege'nin o gergin yüzü bana bakınca anında yumuşadı. okyanus gözlerindeki o fırtına dindi. "sen kafeteryaya geç kraliçem. benim dekanlık binasına gidip şu senin 'tam burs' denen lanet belgenin altındaki imzaları incelemem lazım. beş dakikaya yanındayım."
"tamam," dedim gülümseyerek. ege alnımdan öpüp fakülte binasına doğru yönelirken, ben de kampüsün o ultra lüks, camekanlı kafeteryasına doğru yürümeye başladım.
kafeterya, lisedeki kantinimizden bile daha şatafatlıydı. baristalar, deri koltuklar, her masada macbook'larıyla oturan marka giyimli tipler...
kahve sırasına girip sıramın gelmesini bekledim. tam baristaya siparişimi verip kartımı uzatıcaktım ki, arkamdan uzanan uzun, siyah ceketli bi kol benden önce kasaya siyah, metal bi kredi kartı uzattı.
"hanımefendinin kahvesi benden. yanına bi tane de şu çikolatalı kruvasanlardan ekleyin, şekeri düşmüş gibi görünüyo."
şaşkınlıkla arkama döndüm.
karşımda ege boylarında, belki ondan bikaç santim daha uzun bi çocuk duruyodu. kumral saçları özenle taranmış, üzerinde ege'nin o asi tarzının aksine çok daha jilet, çok daha "old money" duran lacivert bi takım vardı. gözleri kehribar rengiydi ve dudaklarında inanılmaz kibar ama bi o kadar da tehlikeli bi gülümseme asılıydı.
"gerek yoktu," dedim soğuk bi sesle. "kendi kahvemi ödeyebilirim."
"biliyorum," dedi çocuk kahveleri baristadan alıp kruvasan tabağıyla beraber bana uzatarak. "ama istanbul üniversitesi'nin o tarihi kapısından dönüp, kendini bi anda vadi'nin bu soğuk duvarları arasında bulan birine küçük bi hoşgeldin hediyesi vermek istedim."
Bu bölümün ilk 19 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları