SAYRI-Giriş
Gözlerimi açtığımda dünya ters dönmüştü.
İlk hissettiğim şey, sol şakağımda bir matkap gibi gezinen o şiddetli zonklamaydı. Yüzümü acıyla buruşturdum. Dudaklarımdan hırıltılı bir inilti döküldü. Göğüs kafesim, takılı kalan emniyet kemerinin basıncıyla patlayacak gibiydi. Ağzımda metalik, paslı bir tat vardı; kendi kanımın tadı.
"Ah..."
Titreyen elimi yavaşça başıma götürdüm. Parmaklarım şakağımdaki yapış yapış, kurumuş kana değdiğinde acıyla dişlerimi sıktım. Güneş ışığı dalların arasından dik açıyla vuruyordu. Gece bitmiş, sabah olmuştu. Bir gündür ağaçların içinde baygın yatıyor olmalıydım.
“Kaza…”diye mırıldandım. Arkadaşlarımla buluşmak için yola çıkmıştım. Bir anda frenler tutmamıştı.
Sıkışan emniyet kemerinin tokasına zorla ulaştım. Tırnaklarımı kazıyarak mekanizmayı açmayı başardım ve bedenim yan dönmüş arabanın zeminine düştü. İnleyerek sürücü kapısına yüklendim. Metal gıcırtılarıyla biraz aralanan kapı boşluğundan kendimi dışarı, ıslak toprağın üzerine bıraktım.
Karnımın üstüne düşmüş halde bir kaç dakika sadece nefes almaya çalıştım. Üstümdeki kot pantolonum çamur ve kan içinde kalmıştı. Bir ağaç gövdesine tutunarak doğruldum. Başım dönüyor, bacaklarım titriyordu.
"Harika..." dedim. Sesim pürüzlü ve yabancı çıkmıştı. "Bu yoldan binlerce araba geçiyor... Bir kişi bile mi fark etmedi? Nasıl kimse durup bakmaz?"
Öfkeyle karışık bir şaşkınlıkla yamaçtan yukarı, ağaç köklerinden yardım alarak otobana doğru tırmanmaya başladım. Adımlarımı zor atıyordum. Ayak tabanım toprağa tutunmaya çalışıyordu.
Nihayet bariyerleri aşıp yola adım attığımda, duyduğum ses beni olduğum yere çiviledi. Şehrin derinliklerinden, kulakları tırmalayan kesintisiz bir siren sesi yükseliyordu. Ama bu ne bir ambulans ne de bir polis sireniydi. Bütün şehrin aynı anda çığlık atması gibi, uğultulu ve korkunç bir alarm sesliydi.
Ve yol... Tam bir kaos alanıydı.Metrelerce uzanan otobanda tek bir hareket eden araç yoktu. Onlarca araba birbirine girmiş, bazıları yolun ortasında kapıları sonuna kadar açık halde terk edilmişti. Asfaltın üzerinde saçılmış çantalar, yarım kalmış eşyalar, kapısı açık arabaların sürücü koltuklarındaki kan izleri... Ama tek bir insan bile yoktu.
"Ne oluyor burada..." Zihnim olayı çözmeye çalışıyordu. Bir terör saldırısı mı? Kimyasal bir sızıntı mı? Arabaların arasından topallayarak yürümeye başladım. İçimdeki huzursuzluk her adımda katlanıyordu. Birden adımlarım birbirine dolandı ve asfalta kapaklandım.
“Siktir,” diye homurdandım. Yanımdaki arabadan destek alarak ayağa kalktım.
Derken, ileride, devrilmiş bir otobüsün gölgesinde birkaç siluet fark ettim.
"Hey!" diye seslenmek için ağzımı açtım ama boğazımdan tek bir ses çıkmadı.
O siluetler insana benziyordu ama hareketleri garipti. Yere eğilmiş, yerde yatan bir şeyin üzerine üşüşmüşlerdi. Rüzgar bana doğru estiğinde burnuma dolan o ağır, çiğ et ve kan kokusu midemi bulandırdı.Midemde, boğazıma yükselen asit dalgaları oluşurken öksürerek kendimi durdurdum.
Birkaç adım daha yaklaştığımda dehşetle donakaldım.O yaratıklar... Elleriyle parçaladıkları bir insan bedenini, hırıldayarak ve hayvanca bir hırsla yiyorlardı. Yüzleri, çeneleri kıpkırmızı kan içindeydi. Kemik sesleri boş otabanda yankılanıyordu. İçlerinden biri başını yavaşça bana doğru çevirdiğinde, gözlerinde tamamen ölü, gri ve açlıkla parlayan o boş ifadeyi gördüm.
Korku bir el gibi boğazımı sıktı. Nefesim kesildi.Refleks olarak hemen yanımdaki arabanın arkasına çöktüm. Sırtımı soğuk metale yaslayıp ellerimle ağzımı kapattım. Kalbim göğüs kafesimi delip çıkacak gibi vuruyordu. Bildiğim her şey o bir saniyede küle dönüştü. Nutkum tutulmuştu. Yavaşça, hiç ses çıkarmadan arkama doğru geriledim. Belli bir uzaklıktan sonra temkinli adımlarla arkamı döndüm ve var gücümle sirenlerin susmadığı, dumanların yükseldiği ve eskiden hayatın akıp gittiği o şehre;İzmir'e doğru koşmaya başladım.
Bölüm Yorumları