Geç Kalanlar
"İnsanlar merak ettikleri şeylerden değil, anlayamadıkları şeylerden korkardı..."
İnsanların alarmlar kurmasının bir anlamı yoktur, yada sadece yoktur, benim için alarmlar, sadece geç kaldığımı daha erken öğrenmemi sağlayan bir zımbırtıdan ibaretti, telefonun ekranına baktım saat sekiz olmuştu bile, ilk ders sekizde başlamıştı ve ben yine geç kalmıştım ama bu sadece pazartesi günleri olur ve üstüne Ali hocanın dersine denk gelir, adam en sonunda beni derse almasa şaşırmam zaten dersi dinlediğim falanda yoktu ama diğer günler ise herkesten önce sınıfa gidip başımı dinlerdim.
Böyle boş boş uzanmanın hiçbir şeye faydası yoktu, yataktan kalkıp, üzerime rastgele siyah bol bir tişört altıma ise bol gri bir kot geçirdim, saçımı gelişi güzel topladım, çantamı kaptığım gibi evden çıktım, neyse en azından okul eve yakındı.
Okula vardığımda ön kapının çoktan kapandığını gördüm. Güvenlik, kulübesinin önünde dikilmiş, elinde çayıyla etrafı izliyordu, "Harika..." dedim kendi kendime, zaten ön kapıdan girmek gibi bir niyetim yoktu, okulun arka tarafına doğru yürüdüm, burası bizim küçük sırrımızdı, geç kalanların kullandığı duvar ve ayrıca okula asmak için kaçanların çünkü bu duvar diğer duvarlara göre daha kısa olduğu için bu duvarı tercih ediyorduk.
Duvarın üzerine çıktım, aşağı bakmadan çantayı yere fırlatım, aşağı baktığımda siyah kapüşonlu bir çocuk olduğu yerde duruyor ve benim çantam ise yere düşmeden önce onun kafasına çarpmış olmalıydı ama neden ya ilk günden birinin kafasını yarmadan yada ne biliyim yani sorunsuz geçse olmaz mı ya? Duvardan çocuğun tam önüne gelicek sekilde atladım. Çocuk yavaşça eğilip yerdeki çantayı bana uzattı, çantayı alınca "Düşünmeden attım, kusura bakma" dedim ama hiçbir tekpi yoktu, ne şaşkınlık nede sinir anladınız mı? Odun gibi dikiliyordu sadece ama bir yandanda bana garip birine benziyor gibiydi yada ben iyice paranoya yattım.
O hiçbir tepki vermeyince bende yürümeye başladım "Bir 'sorun değil' demek bu kadar mı zor?" diye mırıldandım kendi kendime, o ise tam arkamdan geliyordu.
Koridora girdiğim an müdür yardımcısını gördüm, kısık bir sesle "Şimdi bittim..." dedim hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam ettim "Alina!" yakalandım zaten belliydi ki, tam klasik azar faslı başlayacak derken müdür yardımcısının gözü arkamdaki çocuğa kaydı, "Sen de yeni öğrencisin herhâlde." diyince derin bir nefes aldım, o ise sadece başını salladı, "Gelin bakalım, İkinizi de sınıfa götüreyim." İkimizi mi? Çocuğa kısa bir baktım, o ise gözlerini bile bana çevirmedi.
Koridor boyunca tek kelime konuşmadan yürüdük, sınıfın kapısına geldiğimizde Ali hoca dersi anlatıyordu, cidden ilk günden mi? Müdür yardımcısı kapıyı çalındı ve içeri girdi bizi gösterip "Geç kalan öğrenciniz ve yeni öğrenciniz." diyince sınıfta birkaç kişi gülmeye başladı Ali hoca bana bakıp "Alina... Bir gün de zamanında gel." diyince "Deniyorum hocam." dedim, "Yerine geç" diyip kısa kesti.
Ben arka sıradaki boş yere geçtim, Ali hoca bu kez kapının önündeki çocuğa döndüp "Kendini tanıtmak ister misin?" diye sordu o birkaç saniye sustu ve "Tolga" dedi sadece adını söyledi, ne soyadını ne kendi hakkında herhangi birşey söyledi Ali hoca bile birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi "Peki... Boş yer..." diyip sinfa bakmaya başladı sınıfta tek boş sıra vardı benim yanım... Dalga mı geçiyorsunuz? Tolga ağır adımlarla yanıma geldip, oturdu.
İnsanlar merak ettikleri şeylerden değil, anlayamadıkları şeylerden korkardı, ve okulun ikinci dersinde anladığım tek şey, yanımda oturan çocuğun herkesi rahatsız edecek kadar sessiz olduğuydu, hocanın anlattığı matematik konusu umurumda değildi, gözlerim istemsizce sağ tarafımda oturan çocuğa kayıyordu, Tolga başını hafif öne eğmiş, defterine hocanın anlattıklarını yazıyordu, ne sınıfa bakıyordu ne de biraz önce kafasına çanta atan kıza tek bir laf etmişti. İnsan en azından söylenirdi ya da ne bileyim ters bir bakış falan atardı ama bu çocukta hiçbir şey yoktu, bir anda kafasını bana bana çevirdi ya lanet olsun yakalandım hızla önüme döndüm. Harika Alina... İlk günden dik dik bakmaya başladın ve üstüne yakalandın.
Ders bitince Ezgi bana seslendi, "Gel" dedi, "Nereye?" diye sordum, "Kantine" diyince, "Ben gelmesem" diyince direk soru sormaya başladı "Birşey mı oldu? Kendini kötümü hissediyorsun? Kötü birşey mi oldu?" Ezginin bu telaşını anlıyorum o beni ailemden bile daha çok umursardı, "Hayır, ben gayet iyiyim sadece klasik pazartesi günü sendromum geçiriyorum" dedim, Ezgi gülümseyip "Tamam güzel o zaman" diyip başını salladı ve sınıftan çıktı.
Okul bitince, eve doğru yürümeye başladım. Telefona bildirim gelince, telefona baktım Ezgi mesaj atmıştı;
Ezgi: "Alina kızım sen deli falan misin?"
Ben: "Hee deliyim noldu?"
Ezgi: "Yeni çocukla aynı sınıfta olmamız yetmiyormuş gibi üstüne sen onunla aynı sırada oturuyorsun!!"
Ben: "Yanii"
Ezgi: "Biraz dikkat et."
Ben: "Neden?"
Ezgi: "Onun hakkında bir sürü şey konuşuluyor öğrencilerin olduğu okul gurubuna baksana hayır ya yine mi? sessizde dimi okul grubu?"
Ben: "Evet sessizde çünkü günde en az üç yüz gereksiz mesaj arıyorlarda ondan!"
Ezgi: "Yaa Alina en gerekli zamanda mı alınır sessize! çabuk gruba bak!"
Ben: "Tamam bekle bakıyorum" diyip okul gurubuna girdim.
Grupta Tolga ile ilgili dedikodular dönüyordu, gruba "Lan! siz aptal mısınız çocuk daha bugün geldi ne ara dedikodusunu çıkardınız? Lan oğlum siz cidden geri zekalısınız, şimdi beni dinleyin o üç kuruşluk beyinlerinizi nerde unuttuysaniz gidip alın ve bir dahakine bir yerlerde unutmayın" yazıp çıktım, gerçekten sinirlerim bozuldu ya geri zekalı insanlarla doldurmuşlar grubu telefonu sessize alıp cebime koydum.
Eve girince aklım hayla grupta söylenenler' deydi, grupta birisi kavga yüzünden okul değiştirdi diyor, diğer psikoloğa gidiyormuş diyor, bir başkası ise geldiği okulunda birini hastanelik ettiğini falan söylüyorlardı, hepsin dedikodudan ibaretti, yani bence öyledi. Odama girip yatağa uzandım ve evet buda benim pazartesi günü sendromundan biriydi.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Ellerine sağlık çok güzel olmuş
Vayy güzel kurgu emeğine sağlık canımm 💙
Yorum
Yorum bulunamadı.