Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Ağlamaktan şişmiş gözlerimi soğuk suyla yıkarken aynadaki yansımama baktım. Hayır. İstanbul’dan buraya bir adamın kibirini ve gizemini çekmek için gelmemiştim ben. O kırgın Lara odada kalmıştı; yukarıdan aşağıya inen kız ise Yiğit’in hiç karşılaşmadığı kadar yabancı ve ulaşılmaz bir Lara olacaktı. Aynanın karşısında dikleştim. Gloss’umu tazeledim, saçlarımı omuzlarımdan geriye attım. Maskemi takmış, zırhımı kuşanmıştım.
Aşağı indiğimde akşamın alacakaranlığı bahçeye çökmüştü. Yiğit, bahçedeki ahşap çardakta tek başına oturuyordu. Önünde hiç dokunulmamış bir bardak çay, elinde ise sönmüş bir sigara... Bakışları doğrudan merdivenlerden inen adımlarıma kilitlendi. Yüzündeki o perişan, suçlu ifade hâlâ oradaydı ama ben o yöne tek bir bakış bile atmadım.
Sanki o bahçede yokmuş gibi, Hatice Teyze’nin yanına geçip verandadaki sandalyeye rahat bir tavırla kuruldum. Telefonumu çıkardım. Ekranı bilinçli bir serinkanlılıkla kaydırırken, Yiğit’in oturduğu yerden kalkıp ağır adımlarla verandaya yaklaştığını hissettim. Gölgesi üzerime düştü.
"Lara..." dedi sesi pürüzlü ve kısıktı. "Biraz konuşabilir miyiz?"
İçimdeki o sızlayan yeri tek bir hamlede ezip geçtim. Başımı telefon ekranından yavaşça kaldırdım. Yüzüme öyle kusursuz, öyle profesyonel bir nezaket maskesi taktım ki, Yiğit’in gözlerindeki o bocalama anını net bir şekilde gördüm.
"Aaa, Yiğit Bey?" dedim, tıpkı İstanbul’daki davetlerde tanımadığım insanlara takındığım o mesafeli tonla. "Bir şey mi diyecektiniz? Ama lütfen dükkân eksikleri ya da un çuvalları dışında bir şeyse kendinizi yormayın. Çünkü 'benim anlayacağım işler' dışında kalan konular ilgimi çekmiyor artık."
Yiğit söylediğim sözün ağırlığıyla öylece kaldı. Şakaklarındaki damar zonkladı, yutkunmaya çalıştı ama başaramadı. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki, elimdeki telefon çalmaya başladı. Ekranda yazan ismi gördüğümde dudaklarımda sinsi bir tebessüm belirdi. Cenk arıyordu. Dün gece beni darlayan Cenk... Ama şu an Yiğit’in o aşılmaz gururunu parça parça edecek en mükemmel anahtardı.
Hiç tereddüt etmeden, Yiğit’in gözlerinin tam içine bakarak yeşil butonu kaydırdım. Telefonu kulağıma götürürken sesimi olabildiğince neşeli ve tatlı bir tona bürüdüm.
"Cenk?" dedim şakrak bir cıvıltıyla. "Canım! Ben de tam seni düşünüyordum, inanamıyorum..."
Yiğit’in gözleri anında bir gece karanlığı gibi karardı. Vücudu kaskatı kesildi. Verandanın direğini tutan elinin eklem yerleri bembeyaz oldu.
Telefondan Cenk’in şaşkın sesi yükseldi: "Lara? Gerçekten sen misin?"
"Ah, dün gece biraz yorgundum tatlım, kusura bakma," dedim Yiğit’in tam karşısında ayağa kalkıp bahçeye doğru yürürken. "Burası biraz sıkıcı olmaya başladı biliyor musun? Gerçekten şehir havasına, İstanbul’a, bizim ortamlara öyle ihtiyacım var ki..."
Yiğit arkamdan iki büyük adımla geldi. Aramızda santimler kaldığında durdu. Nefesi enseme çarpıyordu.
"Lara, atlayıp geleyim mi?" dedi Cenk heyecanla. "Konya merkezde seni alırım, bir akşam yemeği yeriz?"
"Harika bir fikir Cenk," dedim neşeyle. "Yarın merkeze iniyorum zaten. Beni oradan alırsın."
Bu bölümün ilk 15 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları