Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Bölüm şarkısı- Karsu~ Jest Oldu
Hastanenin o steril, soğuk koridorunda zaman durmuş gibiydi. Sandalyede oturan Hazal’ın bacaklarını huzursuzca sallayışı, fayanslarda yankılanan tek sesti. Yiğit, duvar kenarında kollarını göğsünde birleştirmiş, gözlerini tek bir an bile Hazal’dan ayırmıyordu. Ben ise Yiğit’in hemen yanında, dimdik duruyordum.
Doktorun odasının kapısı açıldığında Yiğit tek bir hamlede öne atıldı. Doktor elindeki resmi antetli kağıdı Yiğit’e uzatırken tek bir cümle söyledi:
"Test sonuçlandı. Biyolojik babalık ihtimali yüzde sıfır."
Koridora çöken o birkaç saniyelik sessizlik, patlamaya hazır bir bomba gibiydi. Yiğit elindeki kağıda baktı. Aylardır omuzlarına çöken o devasa yük, vicdan azabı ve bana karşı duyduğu mahcubiyet tek bir cümleyle buharlaşıp gitmişti.
Hazal ayağa kalkıp "Bu bir hata... Yanlış bakmışlardır!" diye kekelemeye başladığında, Yiğit’in ona doğru döndüğü anki bakışı Hazal’ın sesini boğazına tıkadı. Yiğit ne bağırdı ne de çağırdı. Kağıdı Hazal’ın kucağına doğru fırlatıp sadece, "Bir daha asla karşıma çıkmayacaksın," dedi.
Hazal hastanenin kalabalığı arasında yok olup giderken, Yiğit ve ben bahçeye çıktık. Eskişehir’in o dondurucu ayazı yüzümüze çarptı ama bu kez arabanın içindeki hava bambaşkaydı. O öfke, o belirsizlik yerini derin bir hafiflemeye bırakmıştı.
Yiğit arabayı şehrin hemen dışındaki, bozkıra bakan sessiz bir tepeye çekti. Kontağı kapattı. Arabanın içinde sadece ikimizin nefes sesleri vardı. Yiğit ellerini direksiyondan çekip yüzüne kapattı. Derin, sarsıntılı bir nefes aldı. İçindeki o katı adam tamamen erimiş gibiydi. Yavaşça başını kaldırıp bana döndü. Gözleri minnetle, hayranlıkla ve aylardır bastırdığı o yoğun duyguyla parlıyordu.
"Sen olmasaydın..." dedi Yiğit, sesi titreyerek. "Sen beni o kapıdan çekip almasaydın, ben kendi kurduğum o hapishanede yok olup gidecektim Lara."
Emniyet kemerimi çözüp tamamen Yiğit’e doğru döndüm. "Sana inanmaktan hiç vazgeçmedim ki," dedim fısıltıyla.
Yiğit uzanıp yüzüme düşen bir saç telini yavaşça kulağımın arkasına itti. Parmakları yanağıma dokunduğunda ikimiz de aynı anda ürperdik. Aramızdaki o mesafeler, o kırgınlıklar tek bir dokunuşla yok oldu. Yiğit elini enseme koyup beni kendine doğru çekti ve alnını alnıma yasladı.
"Seni bir daha asla bırakmayacağım," diye fısıldadı Yiğit, dudakları dudaklarıma santimler kala. "Bütün dünya karşıma dikilse bile."
İkimizin de gözleri kapandı. Yiğit’in dudakları dudaklarıma dokunmak üzereyken...
Zııırrrr! Zııırrrr!
Arabanın içinde patlayan telefon sesiyle ikimiz de irkilerek geri çekildik. Ben başımı cam tarafına çevirip gülüşümü saklamaya çalışırken, Yiğit sabrının son sınırındaymış gibi derin bir "Üff..." çekti. Ekrandaki ismi görünce gözlerini devirdi.
"Ne var Kerem?" dedi, sesindeki o bölünen anın sitemini hiç saklamadan.
Kerem’in patırtılı sesi arabanın içine doldu: "Oğlum Yiğit! Ne yapıyorsun lan? Akşam bizim çardağa geliyorsun, laf anlamam. Ateşi yaktık, semaver tütüyor. Ekip toplandı, atla gel!"
Bu bölümün ilk 17 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Bölüm çok güzel olmuş emeğine sağlık 🤍🤍
Çok güzeldi canımm eline sağlık 🤍🤍
Yorum
Yorum bulunamadı.