Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Zeynep’in o dünyalar tatlısı sarılışından ayrıldığımda yüzümde kocaman, engel olamadığım bir gülücük vardı. Tamam, kabul ediyorum; İstanbul’daki arkadaşlarımın yapmacık "Aaa aşkım ne kadar güzelsiiin" sarılmalarından sonra bu sarılma bana kendimi aşırı özel hissettirmişti.
"Ben Zeynep!" dedi neşeyle, ellerimi tutarken. Hayran dolu gözlerle yüzüme bakıyordu. "Abla... Sen ne kadar güzelsin böyle, bebek gibisin gerçekten!"
Gözlerimi süzüp tebessüm ettim. "Teşekkür ederim canım benim, ama sen de çok güzelsin. Hem senin güzelliğin o kadar doğal ve duru ki, maşallah!"
Zeynep’in yanakları hafifçe kızardı, gözleri parıldayarak gülümsedi. "Yaa, çok teşekkür ederim!"
O sırada abisi —yani valizlerimi bir çırpıda kucaklayan o sevecen çocuk— yanımızdan geçip valizleri içeri taşıdı. Çocuğun kasları valizimi taşırken teklememişti bile, helal olsun yani.
İsmail amca ve Hatice teyze babamla sohbet ederek önden eve geçerken, Zeynep koluma girdi. "Hadi gel abla, sana kalacağın odayı göstereyim. Biraz dinlen, sonra konuşuruz!"
"Şey... Zeynepçim, yalnız benim cildim biraz hassas da, odada nemlendirici ve güneş kremimi sürebileceğim aynalı bir komodin var mı acaba?" dedim hafif çekinerek.
"Ayy abla ne komodini, sana en güzel misafir odasını hazırladık! Ayna da var merak etme!"
Müstakil evin ahşap merdivenlerinden yukarı çıktığımızda, burnuma buram buram temiz çamaşır ve hafif gül suyu kokusu geldi. Odaya girdiğimde yatağın üzerindeki dantelli nevresim takımı gözüme çarptı. Dantel mi? İstanbul’da saten çarşaflarda yatan ben, şu an aşırı otantik bir konseptin içindeydim. Ama garip bir şekilde bu oda çok şirin ve huzurlu hissettiriyordu.
Valizimin şifresini açıp hemen cilt bakım çantamı çıkardım. Güneş kremimi özenle yedirirken Zeynep yatağın ucuna oturmuş, tatlı tatlı beni izliyordu.
Gözlerimi çantadaki yüz maskelerine çevirip gülümsedim. "Bu arada Zeynep... İstersen bu akşam ikimiz küçük bir kızlar gecesi yapalım? Bende bir sürü harika yüz maskesi var, beraber takılırız, ne dersin?"
"Ayyy valla mı?!" Zeynep’in gözleri sevinçle parladı. "Çok isterim abla!"
Tam maskeleri gösteriyordum ki aşağıdan Hatice teyzenin sesi yükseldi:
"Kızlar! Hadi aşağı inin, çay demledim, kurabiyeler soğumasın!"
"Geliyoruz anneee!" diye seslendi Zeynep. Sonra bana döndü. "Hadi gidelim abla, sonra Yiğit abim de gelir zaten."
Bir saniye. Yiğit mi?
"Yiğit kim canım?" diye sordum, dudak parlatıcımı tazelemeyi bitirirken.
"Abim işte! Hani az önce valizlerini içeri taşıyan," dedi gülerek. "Diğer abim de tarlada, o birazdan gelir. Ama Yiğit abim mimarlık okuyor biliyor musun? Bu yaz köye geldi, buralarda takılıyor."
"Aa, mimar mı?" dedim hafifçe kaşlarımı kaldırarak. Demek o güler yüzlü, valizlerimi tek hamlede kaldıran çocuk mimarlık okuyordu. Tamam, bu detay fena değildi.
Aşağıya indiğimizde avludaki minderlerin ve serili kilimin üzeri adeta bir ziyafet alanına dönmüştü. Yer sofrasında ev yapımı börekler, taze demlenmiş çay, reçeller... Yavaşça yere, minderlerin üzerine bağdaş kurup oturdum. Hatice teyze tabağıma börekleri doldururken, "Ye kızım ye, süzülmüşsün İstanbul’larda!" diyordu.
Bu bölümün ilk 20 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları