Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Düğün alanının o gürültülü patırtısı geride kalırken, kadınlar tarafının kapısından adımımı attığım an gözlerim etrafı taradı. Kapının biraz ilerisindeki duvarın dibinde Yiğit’i gördüm. Elleri ceplerinde, hafifçe dikilmiş bizi bekliyordu.
İçimden tatlı bir gurur dalgası geçti. 'Aferin be,' dedim kendi kendime, gloss'lu dudaklarıma hınzır bir tebessüm yerleşirken. 'Sözünün eriymiş bizimki. Dedik diye kapıda nöbet tutuyor resmen.'
Zeynep’in koluna yapışıp adeta süzülerek yanına vardım. Yiğit bizi görünce duruşunu dikleştirdi. Bakışları önce yüzüme, sonra da topukluların üzerinde helak olmuş ayaklarıma kaydı.
"Geldin yani?" dedim burnumu hafifçe havaya dikip, o süslü edamdan hiç taviz vermeyerek. "Lafımı dinleyip destek kuvvet olarak kapıda beklemen gözümü yaşarttı Yiğit Bey."
Yiğit dudaklarının kenarındaki o çok tanıdık, hınzır tebessümle bana doğru bir adım attı. "E dedik ya 'ayarlarız' diye hemşire hanım," dedi sesi tatlı bir alaycılıkla. "Köyün ortasında topuklularla kalıp millete rezil olma diye geldik. Yoksa stajyer hemşireyi yolda kaybetmeyelim şimdi."
Yol boyunca yine o tatlı atışmalarımız hiç bitmedi. Sağımda Zeynep’in kıkırdamaları, solumda Yiğit’in güçlü kolu... Ben stilettoların üzerinde bocaladıkça Yiğit’e tutunuyor, "Yavaş yürü biraz, adımların dev gibi!" diye söyleniyordum. O da "Köy yoluna stilettoyla çıkarsan böyle sürünürsün işte hemşire hanım" diye bana takılıyordu. Ama yine de adımlarını tam benim hızımda atıyor, kolunu bir an bile çekmiyordu.
Eve vardığımızda İsmail Amca, babam ve Hatice Teyze günün yorgunluğuyla "Bize müsaade gençler" deyip odalarına çekildiler.
Biz ise bahçedeki ahşap çardağa geçtik. Yaz gecesinin o hafif tatlı esintisi tenimizi serinletirken, tahta masanın etrafına kurulduk. Zeynep mutfaktan yeni demlediği mis gibi çay tepsisiyle yanımıza geldi. Ben koltukta bacak bacak üstüne atıp ayaklarımı rahatlatırken, Yiğit de çardağın tahta sarmaşıkları altına yerleştirilmiş banka kuruldu. Gece rüzgârı bahçedeki kır çiçeklerinin kokusunu çardağın içine taşırken Yiğit gözlerini süzerek bana baktı.
"Eee hemşire hanım, teyzelerin taktığı o iki yüzlüklerle ne yapacaksın bakalım? Yakamız banknot doldu diyordun."
"Aaa! Hiç gözün kalmasın Yiğit Bey," dedim vişne çürüğü gloss’lu dudaklarımı büzerek. "O paralar benim kendi emeğim, alnımın teri, oryantal başarım bir kere!"
Yiğit bu dediğime kıkırdayıp içten bir kahkaha attı, ben de duramadım; rüzgârın hafif hışırtısı arasında ikimiz birlikte tatlı tatlı gülüştük.
Tam o sırada ahşap masanın üzerindeki telefonu aniden çalmaya başladı.
Yiğit ekrandaki ismi görünce bir an duraksadı. Yüzündeki o neşeli ifade yerini hafif bir ciddiyete bıraktı. Telefonu eline alıp tuşa bastı ve kulağına götürdü:
"Efendim, Hazal?"
Bu tek bir kelime, çardaktaki rüzgârın hışırtısını bile bastıracak bir etki yarattı. Yiğit bunu dedikten sonra hemen oturduğu yerden kalktı ve bahçenin loş, karanlık tarafına doğru ağır adımlarla yürüyüp bizden uzaklaştı. Uzağa gittikçe sesi kısık bir fısıltıya dönüştü ama o ciddiyeti uzaktan bile hissediliyordu.
Bu bölümün ilk 15 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Çok güzel olmuş aşkım 🤍🤍
Yorum
Yorum bulunamadı.