Selin yanımdan ayrılıp kalabalığın arasında gözden kaybolduktan sonra bile adımlarım olduğu yere çakılı kalmıştı. "Selin..." Sadece bir isim. Ne soyadı vardı elimde ne de kim olduğu. Ama yeraltı dünyasının ortasında büyümüş bir adam için bu kadarı bile fazlaydı. Şüphe, zihnime bir kere düştü mü içimi kemirmeden rahat etmezdi.
Arabaya bindim ve torpidodaki telefonu çıkarıp doğrudan güvenilir adamlarımdan birini aradım.
"Hasan," dedim, gözlerimi Selin’in az önce yürüdüğü kaldırımdan ayırmadan. "Bana bir isim araştıracaksın. Adı Selin. Dün gece merkezdeki kitapçının oralardaydı. Çevredeki kameralardan yüzünü tara, kimin nesi, kimin nesi değil bana bir saat içinde öğren."
"Tamamdır abi, hallediyorum," deyip kapattı.
Direksiyona yaslanıp derin bir nefes aldım. Kendi içimde yürüttüğüm bu savaşa bir anlam veremiyordum. Neden bu kadar merak ediyordum bu kızı? Sokaklar, her gün hayatın adil davranmadığı binlerce insanla doluydu. Ama onun gözlerindeki o ürkeklik, tutunduğu o tek kitap ve arkasına bakarak yürüyüşü zihnime kazınmıştı. Bir şeylerden kaçıyordu, burası kesindi.
Bir saat geçmek bilmedi. Telefonum çaldığında limana dönmek üzere yoldaydım. Sağ çekip telefonu açtım.
"Söyle Hasan."
"Abi, kızı bulduk," dedi Hasan'ın sesi telefondan biraz tereddütlü geliyordu. "Adı Selin. Tıp fakültesinde okuyor ama bu aralar okula pek gitmediği tespit edilmiş. Yalnız abi... Daha detaylı kimlik bilgilerine ulaşmak üzereyiz. Aile kaydı sistemde kilitli görünüyor. Özel bir koruma var gibi."
Şakaklarım zonklamaya başladı. "Nasıl kilitli? Kim kilitletmiş?"
"Uğraşıyoruz abi, birazdan tam soyadını ve kütük bilgilerini düşürürüz sisteme."
"Çabuk olun," deyip telefonu kapattım.
İçimdeki huzursuzluk katlanarak artıyordu. Sıradan, kendi halinde, kitap okuyan bir kızın aile kayıtları neden şifreli bir protokolle korunsundu ki? Eğer basit bir ailevi sorun değilse bu iş, arkasından ne çıkacaktı?
Arabayı çalıştırıp o gün Selin'i bıraktığım arkadaşının evinin bulunduğu sokağa doğru sürdüm. Neden gittiğimi bilmiyordum. Sadece onu uzaktan da olsa tekrar görmek, tehlikede olup olmadığını anlamak istiyordum.
Sokağın köşesine arabayı park edip beklemeye başladım. Yarım saat kadar sonra binanın kapısı açıldı. Selin dışarı çıktı. Üzerinde ince bir hırka vardı, omzuna astığı çantasıyla hızlı adımlarla yürümeye başladı. Yüzü solgundu, sanki her an arkasından biri saldıracakmış gibi tetikteydi.
Onu birkaç sokak geriden, çaktırmadan takip ettim. Bir otobüs durağında durdu. Tam o sırada sokağın başından siyah, camları filmli iki arazi aracı belirdi. Araçların geliş tarzından, hızından ve duraktaki insanları hiçe sayarak Selin'in tam önünde aniden fren yapmasından niyetleri belliydi.
Kapılar hızla açıldı. İçinden iri yarı, takım elbiseli üç adam indi.
Selin korkuyla geriledi, çığlık atmak istedi ama adamlardan biri sertçe kolunu kavradı. "Bizimle geliyorsun, babanın kesin emri var!" diye bağırdı adam.
Selin direnmeye çalışıyordu. "Bırakın beni! Gelmeyeceğim! Bırakın!"
Arabadan fırladığım anı hatırlamıyorum bile. İçimdeki tüm şüpheler ve sorular bir anda yok olmuş, yerini sadece o kızı o adamların elinden alma güdüsüne bırakmıştı. Belimdeki silahın kabzasını kavrayarak adamlara doğru hızla adımladım.
Kendi sokaklarımda, gözümün önünde bir kadının zorla sürüklenmesine izin verecek değildim. Ama daha da önemlisi... Selin'e dokunmalarına katlanamıyordum.
"Bırakın kızı!"
Sesim sokağın içinde yankılandığında üç adam birden bana döndü. Selin’in kolunu tutan adamın gözlerindeki küstah ifade, belimdeki silahın kabzasını sıkıca kavradığımı görünce yerini anlık bir tereddüde bıraktı.
"Sen de kimsin ulan?" diye bağırdı adamlardan diğeri, beline uzanmaya çalışarak. "İşine bak, babasının adamlarıyız biz. Aile meselesi bu!"
"Bu sokaklarda neye bakacağıma ben karar veririm," dedim adımlarımı hiç yavaşlatmadan. Aradaki mesafeyi kapatıp Selin’i tutan adamın bileğini sertçe kavradım ve geriye doğru büktüm. Adamın acı dolu bağırtısıyla Selin serbest kaldı, sendeleyerek arkama sığındı. Titreyen elleriyle ceketimin arkasından tutunmuştu.
Beline uzanmaya çalışan diğer adama fırsat vermeden göğsüne sert bir tekme savurdum. Adam geriye doğru savrulup yere kapaklandı. Üçüncüsü hamle yapacak gibi oldu ama belimdeki silahı çıkarıp doğrudan alnının ortasına doğrulttuğumda olduğu yerde çakılı kaldı.
"Şimdi..." dedim, sesimdeki soğuk ölüm tehdidini hepsine hissettirerek. "Arabanıza binip defolun. Patronunuza da söyleyin, bu sokaklarda bir daha bir kadına el uzatırsa bunun bedelini canıyla öder."
Yerdeki adamı da kaldırıp alelacele arabalarına bindiler ve hızla uzaklaştılar.
Ortalık bir anda sessizleşti. Sadece Selin’in arkamda kesik kesik aldığı nefesler duyuluyordu. Silahımı belime takıp ona döndüm. Rengi tamamen atmıştı, dizleri titriyordu.
"İyi misin?" diye sordum, az önceki sertliğimden eser kalmamıştı.
Selin konuşamadı, gözlerinden yaşlar süzülürken başını salladı. O an daha fazla dayanamayıp bayılacak gibi sendeledi. Uzanıp onu kollarımdan tuttum ve arabaya bindirdim.
Telefonum cebimde ısrarla çalmaya başladı. Hasan arıyordu. Arabanın kapısını kapatıp birkaç adım uzaklaştım ve telefonu açtım.
"Söyle Hasan," dedim hırsla.
"Abi..." Hasan’ın sesi bu kez tamamen donuk ve tedirgindi. "Sisteme kütük bilgileri düştü. Kızın adı Selin... Selin Karadağ."
Göğsüme ağır bir darbe yemiş gibi kaldım. Zaman durdu. Şakaklarımdaki kan basıncı kulaklarımı uğuldatmaya başladı.
"Ne dedin sen?" diye fısıldadım, sesim kendi kulağıma bile yabancı geldi.
"Cengiz Karadağ’ın öz kızı abi. Cengiz'in kızı..."
Telefonu yavaşça kulağımdan indirdim. Zihnimdeki tüm parçalar bir anda birleşti ve içimde yıkıcı bir yangın başlattı.
Yıllardır ailemin kanını emen, babamın ölümünden sorumlu olan, soyumuzun ezeli düşmanı Cengiz... Az önce kurtardığım, gözlerindeki çaresizliğe içimin sızladığı, günlerdir zihnimden atamadığım o kız... Düşmanımın öz kızıydı.
Arabaya doğru yürüdüm. Camdan içeri baktığımda, koltukta büzülmüş, bana minnet dolu gözlerle bakan o masum yüzü gördüm. İçimdeki öfke ve nefret bir anda kontrolden çıktı. Yumruklarımı sıktım, direksiyona geçip kapıyı sertçe kapattım.
Selin bir şeylerin ters gittiğini anlamış gibi ürkekçe fısıldadı: "Bir şey mi oldu?"
Cevap vermedim. Gaza sonuna kadar bastım. Aynada kendi gözlerimi gördüm; artık o gözlerde merhamet değil, yılların intikam ateşi yanıyordu.
Bölüm Yorumları