Gözlerimi açtığımda karşılaştığım şey kendi odamın o çok tanıdık, tavanda hafif çatlağı olan beyaz tavanı değildi.
En son ne hatırlıyordum? Beren’le akşam yemeği yemiş, ardından odama geçip kahvemi yudumlarken telefonuma gelen o meşajı okumuştum.
Gizli Numaradan gelen bir mesaj:
"Bugün içtiğin papatya çayı sana iyi geldi mi, Gece? Çok yorulmuştun."
Gözlerim odanın içinde korkuyla dolandı. Yediğim yemekten, içtiğim sudan, attığım her adımdan haberdar olan o gölge... Aylardır peşimde olan, beni adeta bir gölge gibi takip eden o varlık, sonunda beni kendi alanına çekmişti.
Yataktan fırlayıp devasa camdan dışarı baktım. Yüksek surlarla çevrili, etrafı korumalarla dolu devasa bir malikânenin üst katındaydım. Bahçede duran adamlara bakılırsa, burası sıradan bir insanın evi olamazdı. Adını bilmediğim ama varlığını her an ensemde hissettiğim o adamın inindeydim.
Kapıya koşup kulpu zorladım. Kilitli değildi. Kapı yavaşça aralandığında uzun, karanlık bir koridor karşıladı beni. Sessiz adımlarla dışarı çıktım. Merdivenlerin başına geldiğimde aşağıdan gelen sert, otoriter bir sesle irkildim.
"Karahan, dediğim gibi. Dışarıdaki güvenlik çemberi iki katına çıkacak. Sinek bile uçmayacak bu evde."
Aşağıya doğru hafifçe eğilip baktım. Deri koltukta oturan, arkası dönük, geniş omuzlu bir adam vardı. Siyah takım elbisesi, etrafına yaydığı o ağır, baskıcı aura...
Şeytanın bile önünde saygıyla eğileceği kadar tehlikeli duruyordu. Yanında ise hazır ol pozisyonunda bekleyen, boynunda gümüş bir asker künyesi taşıyan adamı Karahan duruyordu.
"Anlaşıldı Savaş Bey," dedi Karahan saygıyla.
Savaş... Adı Savaş’tı. Peşimdeki gölgenin, hayatımı bir kabusa çeviren o takıntılı adamın adı Savaş Demirsoy’du. Yeraltı dünyasında adının geçmesiyle insanların dizlerinin bağını çözen o korkunç figür, meğer aylardır benim her anımı izleyen adamın ta kendisiymiş.
O sırada üst kattan gelen hafif bir ayak sesiyle başımı çevirdim. Kumral, son derece güzel ve iddialı bir kız merdivenlere doğru yürüyordu.
Savaş'ın kardeşi Lavin. Lavin merdivenlerden inerken gözleri Karahan’a kaydı. Karahan’ın boynundaki asker kolyesini gördüğü an kızın gözlerindeki o anlık değişim gözümden kaçmadı. Şaşkınlık, heyecan ve hırs... Bir askere tutkuyla bağlanma hayali kuran Lavin için Karahan, o an bir hedeften farksız hale gelmişti.
"Abi!" dedi Lavin sesi odada yankılanırken. "Evdeki bu ekstra korumalar da neyin nesi? Kimi koruyorsun?"
Savaş cevap vermedi. Sadece derin bir nefes aldı. Karahan ise başını hafifçe eğerek, "Ben dışarıyı kontrol edeyim," diyip salondan uzaklaştı.
Lavin, Karahan’ın arkasından büyülenmiş gibi bakarken ben de korkudan nefesimi tutmuş, duvara sinmiştim.
Cebimdeki telefonun hafifçe titremesiyle sıçradım. Telefonum hala cebimdeydi! Hızla ekranı açtım. Yine aynı bilinmeyen numara.
Aşağıda duran Savaş’a baktım. Telefonu elinde değildi, cebindeydi.
Karşıma geçip yüzüme konuşacak cesareti yoktu belki de; o yeraltının hükümdarı olan adam, konu ben olunca bir gölgenin arkasına saklanmayı seçiyordu.
Mesajı açtım:
"Uyanmışsın. Korkma, sana asla zarar vermem. Ama artık evindesin, Gece. Benim olduğun yerdesin."
Korkuyla karışık bir öfke içimi kapladı. Telefonu sıkıca tutarken başımı merdivenden aşağı uzattım. Savaş Demirsoy arkası dönük bir şekilde duruyordu ama orada olduğumu, onu izlediğimi hissettiğine emindim.
O beni bir gölge gibi takip etmişti, şimdiyse ben onun karanlığının tam ortasındaydım. Ve bu kâbustan nasıl uyanacağımı henüz bilmiyordum...
1.Bölüm Sonu...
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Çok güzel olmuş yineee
Yorum
Yorum bulunamadı.