Kapı hafifçe çalındı.
“Girebilirsiniz.”
Kapı açıldı.
Aylin içeri girdi.
Ofisin geniş camlarından İstanbul görünüyordu. Boğaz uzakta gri bir ışık gibi parlıyor, köprüden geçen araçların sesi şehrin kalbine karışıyordu.
Aylin birkaç saniye o manzaraya baktı.
Sonra gözleri masanın arkasındaki adama kaydı.
Cenk.
İkisi de aynı anda kısa bir duraksama yaşadı.
İnsan bazen bir yüzü ilk kez gördüğünde içinde açıklayamadığı bir tanıdıklık hisseder.
Ama nereden?
Ne zaman?
Hatırlayamaz.
Aylin kendini toparladı.
Masaya doğru yürüdü.
“Merhaba.”
Cenk başını hafifçe salladı.
“Hoş geldiniz. Lütfen oturun.”
Aylin sandalyeye oturdu ve dosyasını uzattı.
Cenk dosyayı aldı.
Ama gözleri birkaç saniye Aylin’in yüzünde kaldı.
Bir şey vardı.
Sanki daha önce görmüş gibiydi.
Ama zihni o anı yakalayamıyordu.
Dosyayı açtı.
“İş deneyiminiz çok fazla görünmüyor.”
Aylin sakince cevap verdi.
“Doğru.”
Sonra ekledi.
“Ama öğrenme konusunda hızlıyımdır.”
Cenk dosyadan başını kaldırdı.
“Peki sizi diğer adaylardan farklı kılan şey ne?”
Aylin birkaç saniye düşündü.
Sonra gözlerini doğrudan Cenk’e kaldırdı.
“Pes etmem.”
Cenk’in yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Bu cevap beklediği cevaplardan değildi.
Sandalyeye yaslandı.
“İstanbul’da pes etmeden yaşamak zor bir iştir.”
Aylin de gülümsedi.
“İstanbul zaten zor bir şehir.”
Sonra kısa bir duraklamadan sonra ekledi:
“Ama güzel.”
Cenk başını penceredeki manzaraya çevirdi.
Boğaz ışığın altında sessizce uzanıyordu.
Sonra tekrar Aylin’e baktı.
“Evet.”
Bir an düşündü.
Sonra sanki farkında olmadan söyledi.
“Biraz da size benziyor.”
Aylin kaşlarını hafif kaldırdı.
“Nasıl yani?”
Cenk omuz silkti.
“Güzel… ama güçlü olmak zorunda.”
Aylin bu kez gerçekten güldü.
Ve o gülüş…
Cenk’in aklında kaldı.
Cenk dosyayı kapattı.
“Yarın başlayabilirsiniz.”
Aylin bir an şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
Cenk başını salladı.
“Gerçekten.”
Aylin’in gözlerinde küçük ama parlak bir sevinç oluştu.
“Teşekkür ederim.”
Aylin kapıya doğru yürüdü.
Tam çıkarken Cenk bir an duraksadı.
İçinde tuhaf bir his vardı.
Sonunda sordu.
“Bir şey sorabilir miyim?”
Aylin döndü.
“Elbette.”
Cenk birkaç saniye düşündü.
Sonra yavaşça söyledi.
“Daha önce bir yerde karşılaştık mı?”
Aylin de bir an durdu.
Sanki zihninde kısa bir görüntü parladı.
Beyaz duvarlar…
Bir hastane koridoru…
Ama net değildi.
Başını hafifçe salladı.
“Sanmıyorum.”
Cenk de başını salladı.
“Belki de İstanbul küçük bir şehir gibi hissettiriyordur.”
Aylin gülümsedi.
“Belki.”
Sonra kapıyı açtı ve çıktı.
Kapı kapandıktan sonra Cenk birkaç saniye sessiz kaldı.
İçindeki o tuhaf his hâlâ geçmemişti.
Sanki bir hikâye başlamıştı.
Ama henüz kimse bunun farkında değildi.
Bölüm Yorumları