Sıradan bir yaz gecesiydi. Odamda oturmuş, sırf zaman öldürmek için anlamsız sıkıcı videoları izleyerek dört duvar arasında vakit harcıyordum. Annemin yaklaşık iki saat önce çatı katına götürmem için bıraktığı koli, hâlâ dönen sandalyemin üstünde öylece duruyordu. "Son bir video daha" diye diye ertelemiştim ama biraz daha orada kalırsa annemin kıyameti koparacağından emindim.Gıcırtılı yatağımdan kalkıp koliyi kucakladım. Merdivenlerden bu ağırlıkla çıkmak bir hayli zordu. Sonunda rutubet kokulu, farelerin fingir fingir ortalıkta dolaştığı çatı katına varmıştım. Koliyi köşede parıldayan sandığın yanına bırakıp arkamı döndüm. Tam yürümeye devam edecektim ki merakıma yenik düşüp sandığa doğru adımlarımı hızlandırdım.Sandığın kilidi sandığımdan çok daha kolay açıldı. Kapağı aralayıp içindeki ters çevrilmiş çerçeveyi kaldırdım. Fotoğrafta tıpkı ikizim gibi duran biri vardı; yüzü benimkine fena halde benziyordu. Yanında birkaç önemsiz kişi duruyordu; giydikleri kıyafetler ve fotoğrafın sararmış kalitesi eski zamanları hatırlatıyordu. Büyük ihtimalle çok eskiden çekilmişti ama bu kadın kimdi?
Çerçeveyi kenara bırakıp sandığı merakla kurcalamaya devam ettim. İçinde eski bir kitap vardı. Yazılar fena halde kargacık burgacık bir el yazısıyla yazılmıştı; fakat annemin beni zorla gönderdiği nezaket kursu sayesinde bunları kolayca okuyabildim. Muhtemelen bir günlüktü. Günlüğü kenara koyup sandığın en dibine uzandığımda görkemli ve epey güzel bir bilezik buldum. Bileziği alıp hemen koluma taktım. Çerçeveyi yerine yerleştirip günlüğü sonra okumak üzere yanıma alarak aşağı indim. Odama girip kapıyı kapattım ve yatağıma uzanıp ilk sayfayı okumaya hazırlandım. Birkaç sayfa okudum; bir prensesin sıradan gününü anlatıyordu ve epey sıkıcı gelmişti. Kitabı yanı başıma koyup uyumaya çalıştım.
Sabah içeriye giren serin hava ve yüzüme vuran güneşle uyandım. Yataktan hafifçe doğrulup arkama yaslandığımda, yumuşak yatak başlığım yerine daha sert bir şey hissettim. Gözlerim henüz çok iyi görmüyordu; ellerimle gözlerimi oğuşturup etrafı netleştirmeye çalıştım. Görüşüm açıldıkça ters giden bir durum olduğunu anladım: Bu oda benim odama gram benzemiyordu.
Ayağa kalkıp odayı gezmeye başladım. Burası adeta bir saray odasıydı; pembe ve altın sarısı renkler tercih edilmişti. Odanın bir köşesinde tatlı bir makyaj masası, büyük bir dolap ve giyinmek için bir alana yer verilmişti. Oda hoştu ama pek benlik değildi.Kapı tıklandı ve içeri siyah-beyaz giyinmiş, hizmetçi olduğunu düşündüğüm kadınlar girdi. İçlerinden en uzun olanı selam verip, "Umarım iyi bir uyku geçirmişsinizdir leydi Eldora," dedi.Leydi mi? "Bu bir kamera şakası falan değil mi? Hadi çıkın ortaya, güzel fikir ama bende işlemez," diyerek etrafıma bakındım. Bir hareketlilik yoktu. "Hadi ama çıkın artık! Kesin bunca şeyi ayarlamak için fazla para harcamışsınızdır, söyleyin onlara çıksınlar!" diyerek sitem ettim.Hizmetçiler ne yapacağını bilemeyip birbirlerine bakıyorlardı. İçlerinden biri öne çıkıp, "Sanırım kafanızı bir yerlere çarptınız leydim, izin verin hekim çağıralım," dedi. Hâla leydi diyordu! "Kafamı bir yere falan çarpmadım ben! Hemen beni çıkarın buradan, şaka artık bitti!" diye bağırmaya başladım. Hizmetlilerden biri odadan fırladı, diğerleri beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Çok geçmeden kapıda az önceki hizmetçi ve yanında hekim olduğunu düşündüğüm bir adam belirdi. Beni tutmaya çalışan kadınlardan kurtulmaya çalışırken hekim el attı ve koluma bir şırınga sapladı.Sinirlerim hafiften yatışmaya başlamıştı. Beni kolumdan tutarak yatağıma götürdüler ve kafamın arkasına rahat etmem için yastıklar dizdiler. Hekim yanı başıma oturup beni kontrol etmeye başladı: "Öncelikle sakin olun leydim. Kral ve kraliçeye haber verildi, az sonra burada olurlar. Sizde bir sorun var mı diye kontrol etmem gerekecek, lütfen izin verin."
"Burası neresi? Ben kimim? Ve neden buradayım?" diye soru yağmuruna tuttum onu. "Burası Lumina Krallığı, siz de Prenses Eldora Darkmore'sunuz," dedi.Prenses, Eldora, krallık... Bir dakika! Aklımın ucundaki, beni delirtmeye yetecek o ihtimal belirdi: Zamanda yolculuk yapmış olabilirdim. Akşam gördüğüm o çerçeve, günlük, büyük büyük annemin adını bana vermiş olmaları ve fotoğraftaki o yüz... Bütün bunlar ihtimali kanıtlıyordu. Eğer bu gerçekse, yaşayacak daha çok şey beni bekliyordu.
Bölüm Yorumları