Gün batımının kızıllığı altında, Ege Denizi’nin hırçın dalgaları evlerin duvarlarına vuruyordu; sanki bir şey anlatmak ister gibiydi. Belki de kıskançlık da böyleydi. İnsan, ulaşamadığı şeye tekrar tekrar çarpıyor, her seferinde biraz daha hırçınlaşıyordu. Çünkü kıskançlık zamanla nefrete döner, düşünceler değişir, yeni benliğimiz oluşur ve bu küçük gibi görülen duygu, zamanla insanın kendine zarar vermesini sağlayan bir aleve dönüşür.
Ve asıl zararı her zaman kendine verirsin.
Belki de kıskançlığın en garip yanı, her zaman kötü niyetle başlamamasıdır. Kıskanç olmasan bile birinin başarısını beğenmek, başkaları tarafından sinsi kıskançlık olarak adlandırılır. Sen ne kadar başkasının durumunu başarılı bulup tebrik etsen de insanlar tarafından sinsi olarak adlandırılırsın. Çünkü onlar için bu duygu, herkeste kötü amaçlar için kullanılmalıdır.
Peki sizce insanlar neden başkasının iyi niyetine bile şüpheyle yaklaşır?
Belki de cevap, insanın karşısındakini nasıl gördüğünde saklıdır. İnsan her zaman karşısındakini kurnaz bir tilki olarak tanımlamalıdır. Çünkü insan duygularıyla yanıltılabilir. İşte kıskançlık tam burada başlıyor...
Karşındaki insanın başarısı artık sadece bir başarı değildir. Onun başarısı, senin için kurulan bir tuzak gibi görünür; sanki sinirle kıskançlığın birleştiği bir an gibidir. Ve o anda insan, farkında olmadan karşısındakini kırmaya başlar.
“Çünkü sinirliyken söylenen her söz, sakinken düşünülmüştür.”
Ama belki de insanın asıl savaşı, karşısındakinin ışığıyla değil, kendi ışığıyla olmalıdır.
Çünkü kendi ışığına güvenen, başkasının parlamasından korkmaz...
Bölüm Yorumları