Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Soğuk bir kış akşamıydı. Viskimdeki buzlar yavaş yavaş eriyordu. O gece sessizce karşımdaki kadını süzüyordum. Hiç görülmemiş bir cazibesi ve maskülen bir havası vardı. Kadın, kısa saçları boynunda hemen hemen biten katlı kesim sarı saçları vardı. Teni bembeyazdı ama şaşılası şekilde saçlarına ve tenine nazaran gözleri acı bir kızıl tonuydu. Gözleri hafif çekik, belirgin yüz hatları olan uzun bir kadındı. Üstünde dar bir takım elbise vardı ama kravat takmamıştı. Uzun siyah kürkünden ne kadar zengin olduğu ortadaydı. Kadına dalıp kalmıştım ki sessizce içkisini alıp yanıma geldiğini fark etmemiştim. Bir an kulağımda çok naif ama bir o kadar da kalın bir ses duydum, duraksadım. Bir an o ses bana eğilerek fısıldadı ve dedi ki: "Manzarayı beğendin sanırım."
İşte o sesle ayıktım, irkildim, az daha topuklumdan yere serilecektim. Rezil olmamak için belli etmeden yahut istemeden çok pişkin bir cevap verdim: "Hayır, beğenmedim," dedim. İçimden kendimi yiyordum, kadın çok güzeldi. Hayatımda hiç bu kadar güzel ve maskülen bir kadın görmemiştim. Kadın cevabımdan sonra gülümsedi ve dedi ki: "Seninle oynamak eğlenceli olacak..."
Şaşkın bir ifadeyle kadına bakakaldım. Çok keskin bir zekaya ve kurnazlığa sahipti. İlk kez kendim kadar zeki biriyle karşılaşmıştım. Bir anda kafamda bir sürü soru oluştu. Ya bu kadın benim düşmanımsa? Ama o zaman neden hatırlamıyordum ve benim düzenlediğim partiye nasıl geldi? Belki de siyasi bir ajanda olabilirdi. Ben düşünürken kadın gülümseyerek yüzüme bakıyordu. Bana karşı bir strateji mi geliştiriyordu acaba? Ona güvenemeyeceğimi o an anladım çünkü en güvenilmez insanlar daima sana en çok gülümseyenlerdir.
O an viskimden bir yudum daha aldım ki işte o an bir kusma geldi. Kendimi bozmadan tuvalete koştum çünkü imaj, güçlü bir kadının her şeyidir. Tuvalete geldiğimde sadece kusuyordum. Fark etmemiştim ki viskime ilaç katılmıştı. Bir anlık dalgınlık belki de beni öldürebilirdi. Sanırım o gün girdiğim toplantılardan dolayı da olabilirdi. Her gün bir öncekinden daha zengin bir kadın oluyordum ki düşmanlarım gün gün artıyordu. Kimse kimsenin başarılı olmasını istemezdi. Ve o gün en zeki düşmanımla şahsen tanıştığım gün oldu .
Kustuktan sonra ilaç yuttum ve makyajımı tazeledim. Rujum bozulmuştu. Bu kadar ucuz bir numara mı benim pahalı rujumu bozmuştu? Koridorda bir topuklu yankılandı. O sinsi kadın kapıda belirdi. Gülümseyerek dedi ki:
--- Sanırım sandığım kadar zeki değilsin.
--- Ucuz numara!
--- Lakin leydim, kanacak kadar aptal ve dalgındın, değil mi?
Bu adi kadın yeterince sinirimi bozmuştu. Sesimi çıkaramadan sinirlice dik dik yüzüne odaklanıyordum ki hafif bir gülümsemeyle ve o anki arsızlıkla, "Bu numara çok klişe olmaya başladı artık, başka numaran yok mu sarışın?" dedim. Sinsi sinsi minik bir gülümseme takındı ve yanıma yaklaştı. Aramızda hiç mesafe kalmamıştı neredeyse ve saçımı hafifçe çekerek bana, "İSTERSEN CANINI DAHA FAZLA YAKABİLİRİM," dedi ve çantasından Sobranie (Black Russian) çıkardı. Sigara çok ağır ve çarpıcı bir sigaraydı ve pahalı sigarayı ağzına yerleştirdi ve yakmamı söyledi. O an gülümseyerek:
--- Çakmağım yok!
--- Biliyorum, sigara kullanmıyorsun.
--- Neden istiyorsun o zaman?
---Bakışların beni yakıyor, sigaram yanmayacak mı?
Bu cevap karşısında ona bir yumruk indirecektim ki benim bileğimi döndürüp kollarımı, bileklerimi tek eliyle zorlanmadan tuttu. Ben şok oldum çünkü 5 yaşımdan beri dövüş sanatları dersi alıyordum. Ağzındaki sigarayı çıkarıp zorla dudaklarımın arasına yerleştirdi ve yaktı. Sigarayı bir kez içime çektiğimde çarptı çünkü çok ağırdı ve benim solunum yolumda rahatsızlığım vardı çocukluktan beri. Sonra sigarayı alıp derince içti ve "Benim için çocuk oyuncağı gibisin, hâlâ korkmuyor musun?" dedi. "Глупая женщина." Rusça bildiğimi biliyor olmalıydı ama neden özellikle Rusça bana hakaret etmişti? Belli ki kullandığı sigaradan Rus kökenli olduğu belliydi.
Ben hem Rus hem de Çin kökenliydim. Annem ünlü bir mücevher tasarımcısıydı, babam milyarder, 3 ünlü teknoloji şirketinin kurucusu ve CEO'suydu ve ben tek varistim. Ben de oldukça başarılı bir kadındım; sayısız ödül kazandım. Tam 5 lisanı ana dilim gibi okuyup yazabiliyorum. Aynı zamanda elektro gitar ve piyano çalabiliyorum. Dövüş sanatlarında en az bir usta gibiyim ve benim de dünya çapında ünlü 2 şirketim var; biri kozmetik, öbürü giyim. Ve evet, kara para aklamada da uzman sayılırım. Özellikle bir nevi devletten vergi kaçırıyor da olabilirim. Bankada hesabımda yüklü miktarda borç var ama bu borç şirket üzerine. Lakin aynı zamanda bana yüklü miktarda mal kazandırıyor. Ben bu borçla mal alıyorum, fabrika açıyorum ve zamanında düzenli ödüyorum. Yüklü miktarda vergi ödeyeceğim zaman kendimi yüklü miktarda borçlu gösterip ya çok az vergi ödüyorum ya da hiç ödemiyorum. Ve bu sadece başlangıç; dünyanın birçok yerinde kendi adamım olan milletvekilleri bulunuyor. Ve cumhurbaşkanları, valiler... Ve sadece bununla da kalmayıp altın ticareti ve yeşim ticareti de yapıyorum. En pahalı altın ve yeşim taşlarını bu sayede maden çıkış fiyatına alıp katkat fazlasına satıyorum ya da bazen onlardan mücevher tasarlayıp daha pahalıya satmak için müzayedelerde tatlı ve acınası hikayeler uydurup daha pahalıya satıyorum. Özellikle kadınlara, çünkü:
"Kadınlara duygu, aşk ve güzellik satarsın."
"Ailelere konfor, güvenlik."
"Zenginlere hikaye, şöhret."
"Fakirlere umut."
"Aptallara aşk ve hikaye satarsın."
Bu sistem böyledir, değişmez. Şimdiki çoğu insan sığ, dar görüşlü, bencil ve aptal. Ve ben bundan sonuna kadar faydalanacağım. Teşekkür ederim, sizin sayenizde son derece zenginim.
Tam bu sırada ben düşünceler içindeyken kadın beni bıraktı. O beni bırakınca şaşırdım ve "你這個狡猾的女人,你到底在計畫什麼?" dedim. Gülerek, "Ne planlamamı istersin? Seni mahvetmemi mi istiyorsun yoksa? Teşekkürler ama istersen direkt seni öldüreyim, bu daha kolay olur değil mi?"
Bu cevabı dürüst olayım beklemiyordum ama bu iğneleyici sözlerin ardında ne vardı acaba? Ona yaklaştım ve yakasını silkelerken fısıldadım: "Üzgünüm, bu sandığın kadar kolay olmayabilir ama denemek bile pahalıya patlayacak, emin olabilirsin," dedim gülerek. O da dedi ki: "Oh, merak etme Rose, bunu karşılayacak kadar zenginim. Peki sen benimle kumar oynayabilir misin?"
Bu soruya karşılık hayretle ve gülerek onu ittim: "Sen benimle yarışmaya layık mısın ki?" deyip yanından ayrıldım. Arkamdan gelmedi ama içeri girdiğimde kimse kalmamıştı. O da sessiz ve karanlıktı. Kendi düzenlediğim davette kimse yoktu. İçeri girdiğimde sahnede bir ışık yandı olacak ki bütün dikkat bana kesildi ve bir ses yükseldi:
--- Madamlar, mösyöler, sessizliğiniz için teşekkür edemem çünkü çok gürültücü olmasaydınız şu an cehennemde olmazdınız.
Bu sesi duyar duymaz ışıklar yandı. Sosyetenin zirvesindeki insanlar, zenginler ve kendi adamlarım dahil olmak üzere hepsi lanet cehennemi boylamıştı. Etraf ceset kokuyordu. Benim dikkatimi dağıtıp tuvalete götürme nedeni beni kurtarmak mı yoksa öldürmek miydi? Kesinlikle benim kadar güçlü biriydi ki bu sosyeteyi ve güçlü insanları bir gecede öldürebilirdi. Peki sıradaki cehennem yolcusu ben miydim? Kafayı yemiş olmalıydı. Los Angeles'ta bunu yapmak çok cesaret isterdi ama arkası sağlam biriydi sanırım. Onu anlamak, yıllarca insan psikolojisi üzerine çalışmış bana bile zor geliyordu. O aslında kimdi?
O lanet gülümsemeyle bana yaklaşıp, "Sürprizimi beğendin mi?" dedi. Sanırım korkacağımı sanıyordu. "Ben ağzımda elmas kaşıkla doğsam da o kaşıktaki zehri yutmadım, böyle numaralar beni korkutmaz," dedim gülerek ve parmağımdaki mini teknoloji yüzüğe bastım. Fark etmemiş olacak ki "Şimdi ne yapacaksın?" dedi. En yakın gizli üssümdeki adamlar buraya doğru geliyordu ve polis de... O ise gülerek, "Polise haber verdin mi? Yoldalar mı?" dedi ki tam o anda polis daveti bastı ve o gülerek, "Hoş geldiniz amirim, tam zamanında," dedi. Ben şaşırdım.
İçerisi ceset kaynıyor ve bu cesetler yüksek sosyete oyuncuları, zengin iş adamları ve son dönemin popüler şarkıcılarının cesedi. Nasıl bu kadar rahattı? Polis gelir gelmez rahatlıkla:
--- Suikast girişiminden etkilendiniz mi?
O hafif sahte bir maske takındı ve sanki korkmuş bir ifadeyle:
--- Geldiğiniz için teşekkür ederim amirim, çok korkmuştuk. Neyse ki adamlarım bizi korudu, maalesef diğer dostlarımızı kurtaramadık.
Yine sahteden ağlıyordu, sanki gerçek gibiydi. Bu oyunculukla ödül bile kazanırdı. Tanımasam ben bile inanabilirdim. Cesetlerden birini tuttu, baktı baktı ve ağlayarak, "Kardeşim, seni koruyamadım, beni affet," dedi. Yüzüm buz kesildi. Bir gösteri için kardeşini mi öldürmüştü o? Bu kadarı da gaddarlık! O kadar şaşırmıştım ki işte şimdi içim ürpermeye başlamıştı. Bütün cesetler hayati bölgelerden vurulmuştu, sayısız kez 9 milim mermiyle vurulmuştu. Arsızca bana bakıp gülümsedi, yavaşça ayağa kalktı ve bana sarıldı. "Neyse ki sen iyisin, güzelim," dedi.
Korkudan bedenim titreyecekti az daha. İlk kez bu kadar korkuyordum; hatta ilk kez korkuyordum çünkü çocukluktan beri ailem beni elit sosyetenin zirvesindeki kraliçe gibi yetiştirdi. O, hiçbir şeyden korkmuyorum sanıyordum ki korkacağım tek kişiyi görene kadar... Kulağıma eğildi ve gülümseyerek, "Sana özel hazırladığım tiyatroyu beğendin mi?" dedi. Korkuyordum ama şaşkındım aynı zamanda. Polisler bana da gelip aynı soruyu sordu, donakaldım. Yine de onu ele vermedim çünkü o an yalnızdım. Belli olacağı üzere polis zaten onun tarafındaydı. Aklıma güvenlik kameralarının aktif çekim yaptığı geldi.
--- Kameraları kontrol edelim bayım, belki bir şeyler buluruz,
dedim ki o da gülümseyerek, "Olur tabii ki, haklısın," dedi. Üst katta kameraları izlemeye çıktık. Kameraları dikkatlice izliyorduk ama ben şok geçirmiştim videoyu izlerken. Nasıl bir şerefsiz bir oda dolusu sosyeteyi, kendi kardeşi dahil olmak üzere öldürüp suçu bana atabilir? Bir de üstüne bana şantaj yaptığı kısımları çıkarır ve suçu bana atar! Kadın hayatımda gördüğüm en kurnaz kişiydi resmen ve arsız. İlk kez kendimden daha arsız bir insanla tanışıyordum.
Suçu işleyenler de benim gizli üssümdeki adamlarımdı; o yüzden gelmemişlerdi. Şok üstüne şok oldum. Neyse ki polis onların benim adamım olduğunu bilmiyordu çünkü o adamlar sırf sadık olsun diye öksüz, yetim, ailesi olmayan insanlardan çocukluğundan beri adamım olsun diye ailem tarafından özel olarak yetiştirilmişti. Ama o benim adamlarımı buna nasıl kışkırttı peki? Bunları düşünmeye zamanım yoktu. Bir bahane bulup olay yerinden ayrıldım. Binanın dışında beni bekleyen arabaya bindim. Kafam bugün allak bullak olmuştu, mizacım yeterince sarsılmıştı. Peki ben şu an iyi miyim? Maalesef, kafayı sıyırmama az kalmıştı…
Hilal yol boyu durgun düşüncelere dalmış, yolu izliyordu. Telefonuna bir mesaj geldi, erkek kardeşi yazmıştı. Bir hafta sonra Bangkok'u ziyaret etmesi gerektiğini söylemişti. Hilal bir anda hafif de olsa rahatladı; bunları düşünmek zorunda kalmayacaktı. Kardeşi Chen yeni bir parfüm markası kuruyordu ve şirketin açılış günüydü. Ablasını sermaye ve ortaklık için çağırdığı belliydi. Hilal telefonu kapattı. 2. asistanını aradı:
--- Benim için bugünkü olayı hallet, medya haber yapmadan. Ve gizli üssümdeki adamların öz geçmişlerini tekrar kontrol et.
--- Tamam efendim.
--- Ve kişisel asistanımı bilgilendir; 2 hafta şirketlerimin işleriyle ilgilenemeyeceğim. Tayland'a kardeşimin parfüm markasının açılış galasına gideceğim. Bana son tasarımlarımdan bir gala kıyafeti seç.
--- Peki, ama iki hafta zaman ayırabilir miyim bilmiyorum. Fransa, Rusya, Kore, Çin'de ve Türkiye'deki şirketler zaten başkanlar tarafından idare ediliyor. Amerika'dakilere de bir başkan veya müdür atamamız gerekiyor.
--- Zor mu bu senin için? Bul bir tane. Eğer bulamıyorsan başka bir asistan bulabilirim.
--- Eheheh, hiç gerek yok, ben hallederim efendim. (Allah yardım etsin, yazar olan benim bile içim acıdı.)
--- Korkma, şaka şaka. Biliyorum halledebileceğini. Eşyalarımı hazırlasınlar, yalıya geçiyorum. Yarına Tayland'a uçak bileti hazırla.
--- Peki efendim. (Kızı sal artık reis.)
Hilal konuşma bitince telefonu kapatır. Biraz zaman geçince yalıya varır. Yemek yemeden gül yapraklı şifalı banyoya girer. (Bu zenginlerin de halinden biz fakirler olarak anlamıyoruz: "Gül yapraklı bol köpüklü şifalı banyodayım aşko." Bir de bunların bornozları bile pembedir. Lan oğlum, kadının banyosundaki paspas benden pahalı!)
Uzun bir banyodan sonra cilt bakımını ve yüz yogasını yapıp uykuya dalar…(ne yaşamış olursanız olun kendinize öncelik vermelisiniz , kendinize bakmalısınız .)
Sabaha doğru Hilal, sekreteri tarafından uyandırıldı. Kahvaltı yapmadan özel jetine geçti. Yolculuk özel jet ile 6 saat sürdü. Jetin camından etrafı izlerken bir mesaj aldı. Kişisel numarasına gönderilmiş bir mesajdı. Peki sizce bu mesaj nasıl ve nereden geldi? (Şimdi diyeceksiniz yahu telefona mesaj gelmiş, ne kadar anormal bir durum. Bekleyin, anlatıyorum.) Hilal'in birçok numarası ve telefonu vardır, genelde sekreteri ilgilenir. Hilal'in kişisel telefon numarasına sahip olanlar; sekreterleri, kardeşi ve anne babasıdır. Ayrıca bu numaralar dışında telefona kimse Hilal onaylamadığı sürece mesaj dahi yollayamaz. Bu demek oluyor ki mesaj atabiliyorlarsa telefon hacklenmiş demektir. Hilal şaşkınlık ve öfkeyle mesajı açar; mesajı yollayan kişi, daha geçen gün onu ölümüne korkutan kadındır. Mesajda Bangkok'ta bir tapınakta fotoğraf atmış ve altına "Seni bekliyorum Rosy" yazıyordur. (Bu ne demek oluyor; arayan aradığını bulur.) Hilal sinirle ayağa kalkar:
---- Seni! Offf, BU NE LAN, MANYAK BU KARI! Psikopat, nereden biliyorsun Tayland'a gittiğimi? İşlerimi mahfediyor! Daha geçen bütün organizasyonu mahfetti kaçık karı, bir de üstüne milleti öldürdü. Yetmedi, bütün suçu bana attı. Daha medyanın yaptığı haberleri yeni sildirdim, mahkeme ve yasal süreç hâlâ devam ediyor. ŞEREFSİZ KARI! Sekreter şaşkın bir ifadeyle:
---- Efendim iyi misiniz? Ne oldu?
Hilal dayanamayıp sinirden bağırır:
---- Sen ne halta yarıyorsun, kişisel telefonumu hacklemişler!
(Kızın suçu ne aptal kadın? Sekretere acıdım.)
---- NE?! B-bir daha olmasına izin vermeyeceğim.
---- BİR DAHAKİ SEFER OLMAYACAK! Bu ay ikramiye alamayacaksın!
Sekreter sessizleşir:
---- Peki efendim. Hilal telefonu özel jetten aşağı atar, yol boyu sinirden nefes egzersizi yapar. Tayland'a vardıklarında kardeşi onu havalimanında karşılar:
---- Ohooh ablam, nasıl oldu da gelebildin ya?
---- Kes gevezeliği, beni sermaye için çağırdığını biliyorum.
---- Abla sandığımdan zekisin ha!
---- Ben sen miyim? Senin gibi beynimi annemin rahminde unutmadım. Bazen diyorum, ben seninle gerçekten kardeş miyim diye. O kadar aptalsın ki senin sayende aile holdinginin tek varisi benim.
---- Tamam, tamam, şakaya gelmiyorsun. Ne kadar yatırıyorsun sevgili sponsorum?
---- 50 milyar Euro veririm en fazla. LAKİN aptal balık, bu şirketi batırmıyorsun. Paramı boşa harcamaktan nefret ederim.
---- Peki peki, sağ ol ablacık. Sayende ben de yeni bir sektöre gireceğim. Villaya geçmeden önce şirkete uğramalıyız, iş ortağımla tanışmalısın.
---- Tamam…
Chan ablasını arabaya bindirdiği gibi şirkete giderler. Şirkete varıldığında direkt toplantı salonuna geçerler. Toplantı salonu bomboştur, sadece arkası dönük bir koltuk vardır. Hilal şaşırır; bu kişi ona tanıdık geliyordur ama sanki tanımak istemez. Koltuktaki kişi ayağa kalkar; o sarışın kadındır. Hilal'in mizacı sarsılmış, afallamışken kadın ayağa kalkıp ona doğru yürür ve gülümseyerek:
---- Merhaba, ben Easih Klean Pericles. Tanıştığıma memnun oldum. Ben kardeşinizin ortağı, şirketin hissedarıyım. Sanırım daha önce tanışamamıştık, bugüneymiş şansımız.
---- Abla, bu uzun boylu güzel hanımı tanıyor musun?
Hilal sinirden buz kesilir, içinden: "Tamam kabul ediyorum, aptal bir kardeşim var ama bu kadını nereden buldu? Anlaşılan bu kadının bir sorunu var benimle, bilerek beni hedef alıyor. Ama beni nereden tanıyor ve benimle ne sorunu var?" Hilal bozmadan gülümseyerek:
---- Ahahah, merhaba Easih Hanım. Ben de sizi çok özledim. O kadar özledim ki kişisel telefonunuzu hackleyip tapınakta fotoğraf attım, sırf size özlemimden!
---- Hahahaha, ablam şakacıdır, şakacı!
Chan ablasını çekiştirip fısıldar:
---- Abla ne yapıyorsun? Bu en önemli ortağım, çok nüfuzlu bir kadın. Onu bulduğum için şükretmeliyim.
---- Aptal, kurt inine düşmüş kuzu gibisin, haberin yok. Neyse, önce niyetini anlayalım.
---- Ahahah, Easih Hanım, ortaklığınız için sağ olun. İzninizle lavabo ihtiyacım var.
Easih gülerek:
---- Tabii ki, buyurun. Hilal toplantı salonundan tuvalete gider gitmez sekreterini arar:
---- Bana Easih Klean Pericles hakkındaki her şeyi detaylı, en derinlemesine kadar araştır! Hilal cümleyi bitirmeden Easih gelir. Hilal'i duvarla arasına alır:
---- Madem bu kadar merak ediyorsun, bana neden sormayı denemiyorsun Rosy? Böyle yaparsan hiçbir şey öğrenemezsin.
O sırada Hilal fark etmeden Hilal'in rujunu dağıtır.
---- Sen bırak beni! Sen kim oluyorsun da seni araştırmak isteyeceğim!
---- Hah, peki Hilal Hanım. Ben sizin araştırmanıza layık değilim, iyi şanslar. Akşam açılış galasına gelmeyi unutma, sana büyük bir sürprizim olacak.
Der ve Hilal'i bırakır. Çıkarken bilerek rujunu dağıtır, gömleğinin yakasını açar ve kravatını indirir. Direkt şirketten ayrılır. Ayarladığı magazinci ve birkaç basın mensubu gelmiştir. Bilerek önce Hilal'in iç kapıdan çıkışını bekler, Hilal çıkar çıkmaz ardından Easih çıkar. Hilal şoke olmuş etrafa bakıyordur, içinden "Bunlar nasıl geldi, o kadar uzun süreliğine gitmemiştim" der. Hilal'in etrafını bir sürü kişi sarar, gazetecilerden biri:
---- Efendim, bu dağınık halinizin sebebi ne? Yoksa söylentiler doğru mu?
---- NE? Ne diyorsun, ne dağınığı?
Easih arkadan sırıtarak çıkar. Muhabirler Easih'i görür görmez:
---- Efendim yoksa doğru mu, kadınlardan mı hoşlanıyorsunuz? Yoksa gizli sevgiliniz mi var?
Hilal donakalır, telefonun ekranına bakarak rujunun dağıldığını görür. Easih'e dönerek içinden "Madem bunu sen istedin, o zaman sorun yok değil mi?" der:
---- Maalesef bu Easih Hanım yüzünden! Her yerde beni taciz ediyor, bana zorla sahip olmaya zorluyor. Benim gibi bir kadın onunla nasıl başa çıkabilir ki? Sırf bu yüzden kardeşimle ortak oldu ve beni sıkıştırıp taciz etti. Asıl ben onu dava etmeliyim, buradan mahkemeye gideceğim, lütfen bana destek olun!
Easih hafif sinirlenir, içinden "İtibarımı zedeliyor, küçük tilki yine durumu aleyhine çevirdi" der. Hilal hafif sırıtarak Easih'e bakar ama maalesef çoktan canlı yayın başlamıştır. Hilal etrafa bakar ve aptal hovarda kardeşini gözleriyle arar. Kardeşini göremeyince muhabirleri bırakıp arabaya biner. Arabaya bindiğinde kardeşini ön koltukta sekretere asılırken görür. Hilal sinirden dayanamaz, kardeşini çekiştirip arka koltuğa getirip temiz bir dayak atar.
---- SENİ GERİZEKALI, TEK HÜCRELİ DÖL İSRAFI! Benim arabamda benim sekretime asılıyorsun! Bir de üstüne beni zor durumda bırakıp geliyorsun. O muhabirlerden haberin yok muydu aptal herif?
---- Ehehe, abla bak, öncelikle Easih Hanım beni arabaya yolladı. Güzel sekreterinin benimle konuşmak istediğini söyle...
Der demez okkalı bir tokat yedi. (Hilal'in bir tokatı 100.000 değerinde. O uzun tırnaklar, pedikür, manikür, bakım malzemeleri... Oohoo, para çok yanlış ellerde! İçim yanıyor desem yeridir, kadının tokatı bile para.) Hilal sinirle:
---- HER YEM ATANIN OLTASINA DÜŞÜYOR MUSUN SEN?
---- Abla yeter artık, ben insan içine nasıl çıkacağım? Hem sen, canım biraz et çekti, yoksa senin gibi kavun mu kemirseydim...
(İşte temiz, okkalı bir tokat daha. Biraz daha gitti paracıklar. Sus bari, daha da tokat yiyeceksin.) Hilal bir tokat daha attı, ortam sessizleşti, sekreter suskunlaştı. Hilal gala için hazırlanmaya gitti, Chan de organizasyonu tamamlamaya gitti. Akşam oldu, zaman su gibi aktı. Herkesin merak ettiği parfümün açılış galası başlayacaktı. (Birazdan okuyacağınız her şeyi şahsım yazmış olabilir ama sorumlu okuyan şahsiyettir, sorumluluk almıyoruz. Mental sağlığın ve psikolojin için...)
Gösteri nihayet başladı; etraf zenginlerle, ünlülerle, üst düzey politikacılarla doldu. Hilal hazırlanıp mekana giriş yaptı. Hilal'in üzerinde girerken esmer tenine çok yakışacak bordo, kırmızı tonlarında özel tasarım, hafif dekolteli, çarpıcı bir elbise vardı. Çekik gözleri, siyah göz kalemi, ağır siyah makyajı gözlerini ortaya koymuştu resmen. Hilal kapıdan tüm dikkatleri üstüne çekti. (Şimdi diyeceksin okuyucu, klasik başrol ışığı, ne var bunda? Haklısın ama şöyle düşün; önünde dolgun vücut hatlarına, güzel ölçülere sahip, zengin, felaket güzel, esmer, yarı Çin yarı Türk melez, çarpıcı elbiseli, manyak, kafadan kırık bir karı geçse kedinin ciğere baktığı gibi bakmaz mısın lan NAYLON?) Hilal'in arkasından mekana Easih giriş yapar. Bu kadın sarışın, uzun boylu, güzel fiziğini vurgulayan belden daraltmalı siyah bir takım giymişti. Ve o kürkü; kocaman, yere kadar uzanan ayı kürkü bembeyazdı. Zaten son haberlerden sonra iyice dikkat kesilmişlerdi. Peki ne bu gösteri? Yine Hilal'in arkasından girdi ve ona yetişip elini tuttu. Etraftaki çakal sürüleri (yani o soylu olarak adlandırılan kesim) aşağılayıcı bakışlar atıp dedikoduya başladılar.
Easih sırıtarak:
---- İstersen yine mağduru oyna Rosy.
Hilal de sırıtarak:
---- Peki nasıl istersen manyak karı
der ve tiyatro başlar:
---- Ahahaha, Easih Hanım ne yapıyorsunuz? İstemiyorum diyorum, ben satılık değilim! Üstelik bu aşağılanmaya katlanamam, 2 milyon dolarla beni aşağılıyorsun resmen. Bir fahişe bile o fiyata seninle yatmaz!
(Oha amk, bana o kadar para verecek çıldırırım. Bir de 2 milyon dolarla beni aşağılıyor diyor. Bence hiç zararı yok, karı taş, üstüne bir de para veriyor, daha ne istiyorsun lan! Lütfen beni de aşağıla Easih.)
Easih sırıtarak şöyle der sesli bir şekilde:
---- Haaaa, sen 2 milyonu az buldun canım. Ben milyon demedim, milyar dedim!
Etraftaki kalabalık dedikodu etmeye başlar:
---- Demek koskoca Hilal Shen Aktaş 2 milyar dolar için fahişe olmayı kabul etmiş ha?
---- Herkesin bir fiyatı vardır değil mi? Zaten o sadece çok ucuz.
---- Bunu beklemezdim.
Hilal sinirden bacağını sıka sıka morartır ve dönüp Easih'e şöyle der sesli şekilde:
---- Üzgünüm Easih Hanım, kusura bakmayın. Ben bu kadar aşağılanmaya dayanamam, çok zayıf bünyeli bir kadınım. Üstelik ailem çok zengin, dünya çapında sayılı zenginleriz. Değil 2 milyar dolar, servetinin yarısını versen bile tipim değilsin Easih Hanım!
Kalabalık gülerek konuşur:
---- Hilal Hanım her zamanki gibi asaletinden ödün vermiyor.
---- Doğru, Hilal Hanım çok kindardır.
Üstelik bu para onun ayakkabı parası bile değildir.
---- Sanırım söylentiler doğru, onu rahatsız edin Easih Hanım.
(Oha lan, insanlar harbiden iki yüzlü koyun sürüsü. Gerçekten bu bir örnek ve derstir sevgili okuyucu.)
Gülümseyerek Easih Hanım fısıldayarak şöyle der:
---- Peki senin tipin ne?
Hilal baştan aşağı Easih'i süzerek:
---- Ya bir Türk ya da bir Asyalı. Bakıyorum da sen ikisi de değilsin.
---- O zaman kriterlerini değiştirmen gerekecek.
Hilal arkasına bakıp çeker gider kardeşinin yanına. Ardından bir telefon alır Easih:
---- Efendim, başlayalım mı?
Easih gülerek:
---- Evet…
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları