Bazı bakışlar vardır,bir saniye sürer.
Ama o bir saniye,
bir ömre bedel olur.
Gözlerin gözlerime değdiğinde
zaman durmadı belki...
Ama benim için
hayatın yönü değişti.
-Azad
🩹
Ayna karşısında masmavi elbisemi son bir kez süzdüm. Yırtmaç "ben buradayım" diye bağırıyor, 12 santimlik stiletto’larım ise "bugün birilerinin canı yanacak" sinyali veriyordu. Ay kesin o kişi bendim.Şıklığımdan emin bir şekilde dudak parlatıcımı sürerken telefonun hoparlörüne doğru bağırdım.
"İnci! Bak geliyorum, eğer duvağını yanlış taktıysan o kuaförü stiletto'mun topuğuyla oyarım, haberin olsun."
İnci’nin arkadan kıkırdaması ve arkasındaki curcuna sesi geldi. "Hazal, gözünü seveyim sakin gel! Abim zaten sabahtan beri 'Ağalığıma leke sürdürmem, halay başı ben olacağım' diye terör estiriyor. Salonda sinirden düz duvara tırmanacak vaziyette."
"Senin o deli abin Ağa ise ben de bu sokakların Hazal’ıyım aşkım, rahat ol. Ağa mağ dinlemem ben!" deyip telefonu kapattım ve cüzdanımı kapıp çıktım.
Düğün salonu tam anlamıyla bir Ortadoğu ve Balkanlar simülasyonuydu. Bir yanda ciddiyetten yüzü kaskatı kesilmiş, jilet gibi takımlı adamlar; diğer yanda halay çekerken mendili havada yakan teyzeler...
Gözüm gelin odasından çıkan İnci’ye takıldı. Tam ona doğru havalı bir yürüyüş başlatmışım ki... Kader, stiletto’larıma komplo kurdu.
Arkası dönük, korumalara el kol hareketleriyle emir yağdıran geniş omuzlu, dev gibi bir adam aniden "Arkayı beşleyin!" der gibi geriye doğru devasa bir adım attı!.
Görünmez bir duvara çarpmış gibi adama bodoslama girdim. Adamın elindeki buzlu vişne suyunun tamamı –bakın azı değil, tamamı– jilet gibi bembeyaz gömleğine bir harita gibi yayıldı. Ben ise dengemi kaybetmiş vaziyette düşerken can havliyle adamın ceketinin yakasına yapıştım.
Sonuç? Adamı da kendimle birlikte aşağı çektim. Adam tam düşmedi ama 90 derece öne büküldü, ben de onun yakasına asılı kalmış bir koala gibi havada sallandım.
Ay bir gün de rezil olmadan geçecek bir günüm olacak mıydı? yoksa ben mi boş hayallere dalıyorum?
Evet boş hayallere dalıyorum kızlar haklısınız...
Bikere de haklı çıkmayın arkadaş ya!
Salondaki 500 kişilik davetli ordusu ve davulcu aynı saliseyle sustu.
"Oha!" diye bağırdım, yakasını bırakıp kendimi toparlamaya çalışırken. "Duvar mısın, yürüyen kule misin be adam?! Arka sensörün yok mu senin, ne diye ayı gibi geriye bodoslama vitessiz tak tak geliyorsun?!"
Çarptığım adam yavaşça doğruldu. Yüzü, gömleğindeki vişne suyu lekesi kadar kırmızıydı. Keskin yüz hatları, alev saçan gözleri vardı
Yakışıklı adammış...
Ne diyorum ben?
"Sen..." dedi sesi kanyon gürültüsü gibi salonda yankılanırken. "Sen kime ayı diyorsun mahalle güzeli? Sen gelip arkadan bana çarptın!"
"Ben mi çarptım?" Göğsümü gere gere bir adım öne çıktım stiletto’lara rağmen çenesine anca geliyordum.Ben mi kısaydım acaba lan? yoksa bu adam mı haddinden fazla uzundu?
"Sen o koca cüsşeyle frensiz kamyon gibi geri viteste gelirsen ben ne yapayım? Hem gömleğin battıysa battı, ziyanı yok, git ağalığının şanına yakışır şekilde yenisini al. Nedir yani, vişne suyu haritası oldu göğsün işte, fena mı? bak moda bu zamanlar bunlar he"
Salonda bir amca aniden kelime-i şehadet getirmeye başladı. Yan taraftaki teyze "Tövbe de kızım, Azad Ağa'dır o..." diye fısıldadı.
Azad Ağa mı?
Ne diyorduk?
Siktir
Demek İnci’nin sabahtan beri "Aman abim duymasın, aman abim delirmesin" dediği o meşhur, zıvanadan çıkmaya hazır deli abi buydu.
Azad Ağa önce vişne sulu gömleğine baktı, sonra bana. Yüzünde birden çok tehlikeli, tamamen 'akıl sağlığını kaybetmiş adam' tebessümü belirdi. O sert öfkesi bir anda garip bir eğlenceye dönüştü.
"Siz kimin misafiriniz bakayım?" dedi. Sesi bir an sakinleşti ama gözlerinde şalterler atmıştı.
"İnci’nin en yakın arkadaşıyım, Hazal ben," dedim çenemi dikleştirerek. "Ayrıca öyle dik dik bakıp ağalık sökmez bana, yanlış adrestesin."
Azad Ağa tek kaşını kaldırdı. Yanındaki tırsmış korumasına doğru boş bardağı uzattı ama gözlerini benden bir milim bile ayırmadı. Ardından etrafındaki adamlara dönüp pişmiş kelle gibi sırıttı:
"Duydunuz mu lan? 'Arka sensörün yok mu, ayı gibi geliyorsun' dedi bana."
Yanındaki 1.90'lık koruma hemen öne atıldı: "Ağam, vuralım mı? Aileye hakaret sayalım mı?"
Azad adama öyle bir enseyi patlattı ki koruma iki metre yana kaydı. "Aptal aptal konuşma lan, ne vurması! Ali bak kaşınıyorsun oğlum sen."
Sonra tekrar bana döndü. Aramızdaki mesafeyi sıfırlayacak şekilde üzerime doğru yürüdü. Eğildi, tam kulağımın dibinde o meşhur deli sırıtışıyla fısıldadı:
"Bak sen şu işe... Mahalle güzeli Hazal Hanım. Bu düğün bitecek, ama sen benim radarıma girdin bir kere. Ben senden de deliyimdir, kafaya takarsam fena takarım. Bu yırtmaçlı elbiseyle benden kaçabileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun."
Kalbim ritim kaçırdı ama bozuntuya vermedim. "Takarsan tak be! Koca kafana göre bir şapka bulursun belki!" deyip arkamı döndüm. Topuklarımın üzerinde saçıma bir savurma atıp havalı bir şekilde İnci’ye doğru yürüdüm. Yürürken içimden 'İnşallah takılıp düşmem' diye dua ediyordum.
Arkamdan Azad Ağa’nın salonda yankılanan kahkahası yükseldi.
"Ulan Mahalle Güzeli..." dediğini duydum. "Yandın sen!"
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
sen birgün beni kitap larından kalpden götürüceksin bune ya aaaa çoooooook iyyyiiiiiiiiiiiiiii
Yeni bölüm nezaman gelirrr askkkkk🎀
Mahalle güzeli Hazal'ımızz ay ben bu kitaba da BAYILDIM
Emeğine sağlık yazarımmmmm
Yorum
Yorum bulunamadı.