Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Güneş yükseldikçe koyun üzerindeki o altın sarısı sis dağılmış, yerini açık denizin o cam gibi berrak lacivertine bırakmıştı. Mavi Miras, karayelden esen tatlı sert rüzgârı sancak omuzluğundan alarak dengeli bir yatışla ilerliyordu. Motorun rölantideki o tok patpatı, dalgaların ahşap bocalara vururken çıkardığı serin seslerle karışıyordu.
Pruvada dururken elimin altındaki küpeştenin tuz tutmuş dokusunu hissedebiliyordum. Amcamın teknede geçen hikâyeleri geldi aklıma. Çocukken anlattığı o karmaşık güverte terimlerini, mapaların, makaraların ne işe yaradığını dinlerken dinç tutmaya çalıştığım hafızam, şimdi bu ahşap güvertede kendiliğinden canlanıyordu. Amcam hep, "Bir teknenin canı makinesinde değil, omurgasındadır kızım; makine durur ama omurga seni karaya çıkarır," derdi. Talihsiz bir fırtınada, makine dairesinde çıkan o amansız yangında hayatını kaybetmişti ama bıraktığı o hürmet hissi, şimdi Mavi Miras'ın üzerinde adeta bir hayalet gibi geziniyordu.
Deniz'in arkadan gelen ayak seslerini duydum. Güvertede kauçuk tabanlı güverte ayakkabılarıyla yumuşak, ama ritmik adımlarla yürüyordu.
"Rüzgâr tazeliyor," dedi yanıma gelip pruva bodoslamasının kenarına dayanarak. Bakışları rotadaki pusula derecesi ile ufuk çizgisi arasında mekik dokuyordu. "Karayel öğleye doğru biraz daha sertleşebilir. Salma iyi oturuyor ama sancak tarafındaki yelken iskotalarını hafif boşlamamız gerekecek."
"Arma gergin duruyor," dedim, çarmık tellerine göz gezdirerek. "İskotayı boşlarsak rüzgârı biraz kaçırırız, tekne daha az yatar ama yolumuz biraz düşmez mi?"
Deniz başını çevirip bana baktı. Gözlerinde, amcamın o eski denizci dostlarında gördüğüm o dikkatli, ölçülü takdir ifadesi belirdi. "Doğru," dedi. "Ama yol kazanacağız diye makineye ve armaya fazla yük bindirmeyiz. Denizde acele etmek, sadece hataya davetiye çıkarır. Ayrıca salonun altındaki yolcular henüz uyanmadı; teknenin fazla yatması içeride sabitlenmemiş ne varsa devirir."
-Deniz
Derya’nın donanım ve teknik konular hakkındaki bilgisi bir tesadüf ya da sıradan bir merak değildi, bunu anlıyordum. İskota boşlamaktan, armadaki gerilimden bahsedişinde teorik bir kitap bilgisi değil, yaşanmış bir kulak dolgunluğu vardı.
"Amcam kaptandı demiştin..." dedim dümene doğru iki adım atıp otopilotun açısını iki derece sancaka alarak. "Nasıl bir tekneydi onunki?"
Derya derin bir nefes aldı. Bakışlarını uzaklardaki fener burnuna kilitledi. "Otuz beş metrelik ahşap bir tirhandildi. Motor donanımı eski usul bir Lister-Blackstone’du. Küçükken beni makine dairesine indirir, yağ kokusunun ve dönen şaftın içinde bana gres pompalamayı öğretirdi. 'Denizde her mekanik parça senin organındır, pistonun sesindeki en ufak bir pürüzü kalbinde hissetmelisin' derdi."
Gülümsedim. "Eski ekol bir makineciymiş. Lister makineyi çalıştırmak yürek ister, krankı elle çevirirken bilek kırma riski vardır."
"Evet," dedi Derya, sesi hafifçe buğulanarak. "Kendi teknesi değildi, bir armatörün charter teknesini sevk ediyordu. Bir gece makine dairesindeki yüksek basınçlı yakıt borusu patlamış... Sıcak egzoz manifolduna püsküren yakıt bir anda parlamış. Sintine pompaları çalışmamış, yangın söndürme sisteminin valfleri ise bakımsızlıktan kilitlenmiş. Amcam mürettebatı filikaya bindirip teknede kalmış. Yangını söndürmeye çalışırken..."
Bu bölümün ilk 12 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Eline sağlık canım çok güzeldi yine 🤍🤍
Yorum
Yorum bulunamadı.