Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Liman ağzına yaklaşırken motorun devri biraz daha düşmüş, Mavi Miras’ın ahşap gövdesindeki o ritmik titreşim daha derinden hissedilir olmuştu. Burak ve diğerlerinin salonda tıkır tıkır güverteye çıkma hazırlıkları yaparken çıkardıkları sesler, karanın o aceleci ve karmakarışık dünyasının yeniden üzerimize çökeceğinin ilk habercisiydi. Ancak dümendeki pirinç kaplamanın soğukluğu avucumun içini doldururken, o karmakarışıklık bana her zamankinden daha uzak görünüyordu.
"Gözün fener burnunda olsun," dedi Deniz, adımlarını sessizce dümene doğru atarak. Sesi, yanımda bir yabancı değil de yıllardır aynı güvertede mesai harcadığım bir denizci varmış gibi dingindi. "Giriş kanalına yaklaşırken sancaktan gelecek küçük balıkçı teknelerine dikkat et. Onlar ağ toplama derdindeyken rotaya pek bakmazlar, yol hakkı sende olsa bile her zaman sen kollayacaksın."
"Anlaşıldı," dedim. Bakışlarımı pusula dolabındaki 180 derece çizgisinden bir an bile ayırmadan, dümen palasının direncini hissetmeye çalışıyordum.
Deniz, rüzgârın yönünü kontrol etmek için başını hafifçe yukarı kaldırdı. Sancak çarmık tellerinin yanına geçip bir eliyle çarmığa tutundu, diğer eliyle de başüstündeki boşta kalan halatı toparlamaya başladı. Hareketlerindeki o telaşsız, kendinden emin ve düzenli ritim gözümden kaçmıyordu. Her bir halatı volta ururken gösterdiği özen, adeta denizle yaptığı sessiz bir pazarlığın sonucuydu. Denize saygı duyuyor, deniz de onun bu titizliğine karşılık Mavi Miras’ı selametle yürütüyordu.
Ona bakarken, göğsümün ortasında daha önce hissetmediğim, tanımsız bir sıcaklığın filizlendiğini fark ettim. İçimdeki bu kıpırtıyı bastırmak istercesine yutkundum. Amcamın ölümünden sonra denizden, teknelerden ve hatta denizci insanlardan ürker olmuştum. Benim için denizci demek; risk alan, bakımsızlığa ya da talihsizliğe yenilen, geride hep yarım kalmış hikâyeler bırakan insan demekti. Oysa Deniz... O bambaşkaydı. Deniz, fırtınaya ya da kaderciliğe sığınan biri değildi; o, denizin acımasız kurallarını kendi disipliniyle ehlileştiren, güvertesindeki her cıvatanın hesabını veren bir adamdı.
O an fark ettim ki, içimdeki o derin korkuyu silen şey sadece bu teknenin sağlamlığı değildi. Beni asıl güvende hissettiren, Deniz’in varlığıydı. O, dümenin başında ya da makine dairesinde ne zaman belirse, çevresindeki herkese yayılan o sarsılmaz sakinlik, zihnimdeki fırtınaları durduruyordu. Bakışlarım onun rüzgârda dağılan saçlarına, halatı bağlarken kasılan güçlü kollarına ve ufku süzen dikkatli gözlerine kaydı. Kendime bile itiraf etmekten çekindiğim o his, yavaşça zihnimin kıvrımlarına sızıyordu. Ben bu adama karşı sıradan bir takdir ya da minnet duymuyordum. İçimde ona doğru çekilen, deniz gibi derin ve engellenemez bir his büyüyordu. Bu, yavaş yavaş, sessizce ama çok güçlü bir şekilde başlayan bir tutkunun ilk tohumlarıydı.
"Derya, biraz sancak yap," dedi Deniz bana dönmeden, tam o sırada kanal girişindeki ilk şamandırayı işaret ederek. "Sığlığa çok yaklaşmayalım, dip yapısı burada aniden yükselir."
Düşüncelerimden sıyrılıp dümeni hafifçe sağa çevirdim. Teknenin burnu ağır ağır komutuma uydu. "Sancaka alıyorum," dedim, sesimin titrememesine gayret ederek.
Bu bölümün ilk 8 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları