Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Şehrin binaları artık tam karşımızdaydı; kordon boyundaki kalabalık, arabaların korna sesleri ve karanın o gri karmaşası yüzümüze çarpmaya başladı.
Liman işçilerinin palamar halatını karadaki babaya volta uruşuyla birlikte Mavi Miras son kez sarsıldı ve rıhtıma bağlandı. Makinenin stop etmesiyle güverteye çöken o ani sessizlik, karadaki şehir gürültüsüyle hemen bölündü. Burak ve diğerleri ellerinde çantalarla kahkahalar atarak pasarellaya doğru yönelmiş, karaya ilk basan olmak için sabırsızlanıyordu.
"Derya, hadi! Karaya ilk kim basacak yarışı yapmıyoruz, yürüsene!" diye seslendi Burak rıhtımdan.
"Siz geçin, geliyorum," dedim acele etmeden.
Çantamın askısını omzuma düzeltip ağır adımlarla dümene doğru yürüdüm. Deniz, kıç taraftaki halatları sabitledikten sonra çarmık tellerinin yanına geçip defterine seyir notlarını alıyordu. Beni görmezden geldiğinden değil... Ya da belki de bal gibi görmezden geliyordu! Sırf yolculuk bitti, karaya adım atıyoruz diye durduk yere o mesafeli, cool ve ulaşılmaz Kaptan moduna geri bağlamıştı. Hiçbir sebep yokken, sırf kontrolü elinde tutmak ve kendini ağırdan satmak için araya o görünmez duvarları örüvermişti.
Yanına kadar gidip çarmık teline hafifçe dayandım.
"Eee Kaptan," dedim, gayet rahat ve neşeli bir tonla. "Güzel bir sefirdi. İletişimi kesmeyiz herhalde? Telefon numaranı versen de şehre dönünce bir hal hatır sorsak?"
Deniz elindeki kalemi bile oynatmadı. Başını ağır ağır bana doğru çevirdi. Gözlerinde, sebepsiz yere takınılmış buz gibi ve naza çeken bir ifade vardı.
"Gerek var mı Derya?" dedi, sesi o kadar mesafeliydi ki sanki az önce dümen başında el ele rotaya bakan adam o değildi. "Şehirde herkes kendi işine gücüne bakar. Seyir bitti, tekne rıhtımda. Telefon numarası verip de karadaki o hantal ajandana yük olmaya gerek yok."
Gözlerimi kırpıştırdım. Bayağı bayağı durduk yere naza çekiyordu kendini! Sırf karaya ayak basıyoruz diye durduk yere duvar ören, kendini ağırdan satan o tipik erkek tavrı... İçimden bir kahkaha atmak gelse de duruşumu bozmadım. Bu naza hemen teslim olacak değildim.
"Bak sen..." dedim tek kaşımı kaldırarak. Bedenimi tamamen ona döndürdüm, kollarımı göğsümde birleştirdim. "Demek şehirde işimiz olmaz diyorsun Kaptan? İyi o zaman. Ben de sanıyordum ki bu Mavi Miras’ın kışlık bakımlarında sintine vanalarını kontrol edecek, ahşap karinadan anlayan bir yardımcıya ihtiyacın olur. Ya da ne bileyim, amcamın teknik hikâyelerini tazelemek için bir kahve içeriz diyordum. Ama madem 'gerek yok' diyorsun, ben de ısrar edip Kaptan’ın dirlik düzenini bozmayayım."
Arkamı dönüp pasarellaya doğru iki adım attım. Adımlarımı bilerek yavaşlatıyordum. İçimden de o burnu havada halinin ne kadar süreceğini sayıyordum. Üç... İki... Bir...
"Derya."
Bingo! Adımlarımı durdurup omzumun üzerinden ona baktım.
Deniz durduğu yerde kalemi parmaklarının arasında çeviriyordu. O az önceki buz gibi, umursamaz duruşu hafifçe çatlamış; yerini "hem kendimi satmam lazım hem de kız gidiyor" kararsızlığına bırakmıştı.
Bu bölümün ilk 15 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Çok güzeldi canım emeğine sağlık 🤍🤍
Yorum
Yorum bulunamadı.