Alarmın sesiyle gözlerimi açtım.
Telefonun ekranında saat 06.30 yazıyordu.
Yeni bir okul.
Yeni insanlar.
Yeni bir hayat.
Bunların hiçbirini istemiyordum.
Ama bazen insanın istemediği şeylere de mecbur kaldığı oluyordu.
Yataktan kalkıp perdeyi açtım. Dışarıda hava daha yeni aydınlanıyordu. Odamın sessizliği hoşuma gidiyordu. En azından burada kimse bana soru sormuyordu.
Aşağıdan babamın sesi geldi.
“Elzem! Kahvaltı hazır kızım!”
“Geliyorum baba!”
Üzerimi giyinip saçlarımı topladım. Aynanın karşısında birkaç saniye kendime baktım.
Yeni okulun üniforması üzerimde garip duruyordu.
Mavera Koleji.
Burslu olarak kabul edilmiştim.
Normalde bununla gurur duymam gerekiyordu.
Ama benim aklımdaki tek şey şuydu:
Kimseyle uğraşmak istemiyorum.
Çantamı alıp aşağı indim.
Babam masanın başında oturmuş, elindeki telefona bakıyordu.
Beni görünce telefonunu bıraktı.
“Günaydın.”
“Günaydın baba.”
“Heyecan var mı?”
Sandalyeye oturdum.
“Yok.”
Kaşını kaldırdı.
“Hiç mi?”
“Hiç.”
Gülümsedi.
“Senin şu ‘hiç’ dediğin şeylerin altında genelde bir sürü şey çıkıyor.”
İstemeden güldüm.
“Bugün psikolog modunda mısın?”
“Baba modundayım.”
Önüme kahvaltı tabağını itti.
“Ye. İlk gün aç gitme.”
“Tamam.”
Bir süre sessizce kahvaltı yaptık.
Babam bana baktı.
“Okulda bir şey olursa ara.”
“Olmaz.”
“Olursa?”
“Ararım.”
“Güzel.”
Başımı salladım.
Tam çantamı alıp kalkacakken gözüm salondaki eski dolaba takıldı.
Kapısı tam kapanmamıştı.
İçeride bir şey görünüyordu.
Eldiven.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Bakışlarım istemsizce ona kaydı.
Eski, yıpranmış bir boks eldiveniydi.
Sağ tarafı hâlâ duruyordu.
Sol tarafıysa...
Kırık değildi belki.
Ama benim için çoktan kırılmıştı.
Hemen bakışlarımı kaçırdım.
Babam fark etmişti.
“Elzem…”
“Baba, geç kalacağım.”
Sözümü bitirmesine izin vermeden kapıya yöneldim.
“Akşam konuşuruz.”
“Tamam kızım.”
Kapıyı açtım.
Dışarı çıktığım anda derin bir nefes aldım.
Bugün geçmişimi evde bırakacaktım.
En azından öyle sanıyordum.
Okulun kapısından içeri girdiğimde ilk fark ettiğim şey kalabalık oldu.
Her yerde öğrenciler vardı.
Kahkahalar.
Konuşmalar.
Koşturanlar.
Birbirine sarılanlar.
Ben ise tek başıma yürüyordum.
Çantam omzumdaydı.
Başım dikti.
Kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyordum.
Koridorda sınıfımı bulmaya çalışırken bir grup öğrencinin yanından geçtim.
İçlerinden biri bana baktı.
“Yeni galiba.”
Diğeri:
“Burslu öğrenci olabilir.”
Duymazdan geldim.
İnsanların ne düşündüğüyle uğraşacak enerjim yoktu.
Sınıfın kapısında durdum.
12-A.
Kapıyı açtım.
Bir anda sınıftaki birkaç kişi bana döndü.
Öğretmen henüz gelmemişti.
Arka tarafta oturan bir çocuk arkadaşına bir şey anlatıyor, diğeri kahkaha atıyordu.
Boş bir sıraya geçip oturdum.
Çantamı yere bıraktım.
Tam telefonumu çıkaracaktım ki arka taraftan bir ses geldi.
“Yeni kız.”
Başımı kaldırdım.
Uzun boylu, esmer bir çocuk bana bakıyordu.
Yüzünde hafif alaycı bir ifade vardı.
Yanındaki çocuk da ona bakıp gülüyordu.
“Ne?”
Çocuk sandalyesine yaslandı.
“Bir şey soracağım.”
“Tabii.”
“Sen gerçekten bu okula bursla mı geldin?”
Sınıfta birkaç kişi sustu.
Ona birkaç saniye baktım.
“Evet.”
“Vay be.”
Yanındaki çocuk dirseğiyle ona vurdu.
“Bora, rahat bırak kızı.”
Bora.
Demek adı buydu.
Bora güldü.
“Ne yaptım lan?”
Sonra tekrar bana baktı.
“Hoş geldin.”
“Sağ ol.”
Tam önüme dönecektim ki o esmer çocuk konuştu.
“Bora, yeter.”
Bora ona baktı.
“Ne var?”
“Rahatsız etme.”
İlk kez ona dikkatlice baktım.
Uzundu.
Fazlasıyla uzun.
Neredeyse sınıftaki herkesin üstündeydi.
Esmerdi.
Yüzünde insanı sinirlendiren bir sakinlik vardı.
Ve sağ omzunun üzerinden üniformasının altından dövmesinin küçük bir kısmı görünüyordu.
Bakışlarımız birkaç saniyeliğine kesişti.
Sonra gözlerini benden çekti.
Bora ona dönüp sırıttı.
“Merih, sen ne zamandır insanları savunuyorsun?”
Merih.
İsmini aklımda tutmadım.
Tutmak istemedim.
Çünkü o an sadece tek bir şey düşündüm:
Bu okul düşündüğümden daha yorucu olacak.
Ve henüz ilk ders bile başlamamıştı.
Öğretmen birkaç dakika sonra sınıfa girdiğinde herkes yavaş yavaş yerine geçti.
Elindeki dosyaları masaya bıraktı.
“Günaydın arkadaşlar.”
“Günaydın hocam.”
Öğretmen sınıfa baktı.
“Aranıza yeni bir arkadaşınız katıldı sanırım.”
Bütün gözlerin yeniden üzerime çevrilmesiyle içimden derin bir nefes verdim.
“Evet hocam.”
“Adın?”
“Elzem Öztürk.”
“Hoş geldin Elzem.”
“Teşekkür ederim.”
Öğretmen tahtaya dönüp ders işlemeye başladı.
Ben de defterimi çıkardım.
İlk birkaç dakika sakindi.
Ta ki arkamdan bir kâğıt parçası önüme düşene kadar.
Kâğıdı açtım.
“Okul nasıl? Pişman oldun mu?”
Arkama dönmeden kâğıdın altına yazdım.
“Daha ilk dersteyim.”
Kâğıdı arkaya uzattım.
Birkaç saniye sonra tekrar önüme geldi.
“Ben Bora. Merih'in yanında oturuyorum. O konuşmaz, ben ikimizin yerine konuşurum.”
İstemeden gülümsedim.
Altına yazdım:
“Fark ettim.”
Kâğıt tekrar gitti.
Bu sefer Bora'nın cevabı daha kısa olmuştu.
“😂”
Tam kâğıdı kapatacaktım ki yanımdan bir ses geldi.
“Dersi dinlesen daha iyi olur.”
Başımı çevirdim.
Merih.
“Ne?”
“Dersi.”
“Dinliyorum.”
“Öyle görünmüyor.”
Kaşlarımı çattım.
“Sen benim ne yaptığımı niye bu kadar takip ediyorsun?”
Merih birkaç saniye bana baktı.
“Takip etmiyorum.”
“Az önce ettin.”
“Aramızda iki sıra var. Görmemek mümkün değil.”
“Tamam.”
Tekrar önüme döndüm.
Arkamdan Bora'nın fısıltısını duydum.
“İlk günden kavga ettiniz.”
Merih:
“Bora.”
“Tamam sustum.”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Ders boyunca bir daha konuşmadım.
Zil çaldığında herkes aynı anda ayağa kalktı.
Ben de defterimi kapatıp çantama koydum.
Koridora çıktığımda okulun haritasına bakmak için telefonumu çıkardım.
Spor salonu.
Gözüm o kelimede takılı kaldı.
Boks salonu değildi.
Ama yine de...
Spor salonunun önünden geçerken içeriden top sesleri geliyordu.
Bir an durdum.
Sonra kendime kızıp yürümeye devam ettim.
Arkamdan Bora'nın sesi geldi.
“Sen spor salonuna mı gidiyorsun?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Az önce beş saniye boyunca kapıya baktın.”
Merih de yanımızdan geçerken:
“Bora, insanları bu kadar sorgulama.”
Bora ellerini kaldırdı.
“Tamam lan.”
Ben Merih'e baktım.
“Sen de sürekli karışmasan?”
“Karışmadım.”
“Karıştın.”
“Peki.”
Bu kadar sakin cevap vermesi daha da sinir bozucuydu.
“Sinir bozucusun.”
Merih yürümeye devam ederken arkasına bile bakmadan:
“İlk günden karar vermek için erken.”
“Ben kararımı verdim.”
Bora kahkaha attı.
“Merih, kız senden nefret ediyor.”
Merih durdu.
Başını hafifçe çevirip bana baktı.
“Benim için sorun değil.”
Sonra yürüyüp gitti.
Arkasından bakakaldım.
Ne kadar kibirli biri.
Öğle arasında kantine indiğimde yine tek başıma oturdum.
Babam mesaj atmıştı.
Baba: İlk gün nasıl gidiyor?
Ekrana bakıp gülümsedim.
Ben: İyi gidiyor.
Baba: Arkadaş edindin mi?
Bir süre düşündüm.
Ben: Hayır.
Cevap hemen geldi.
Baba: Daha ilk gün kızım. Acele etme.
Ben: Zaten istemiyorum.
Baba: Sen istemiyorum diyorsun ama bazen insanlara ihtiyacın olduğunu unutuyorsun.
Telefonu kapattım.
Babam beni benden iyi tanıyordu.
Tam o sırada karşımdaki sandalyeye biri oturdu.
Bora.
Elinde tepsisi vardı.
“Buraya oturabilir miyim?”
“Zaten oturdun.”
“Doğru.”
Arkasından Merih geldi.
Bora ona baktı.
“Sen de gel.”
Merih:
“Ben başka yere oturacağım.”
Bora:
“Lan gel işte.”
Merih istemeyerek sandalyeyi çekip oturdu.
Ben yemeğime döndüm.
Bora birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
“Sen nereden geldin?”
“Başka okuldan.”
“Onu anladım.”
“Ne soruyorsun o zaman?”
“Tanışmaya çalışıyorum.”
“Başarılı olamadın.”
Bora kahkaha attı.
“İyiymiş.”
Merih başını kaldırıp bana baktı.
“Sen herkese böyle misin?”
“Nasıl?”
“Mesafeli.”
“Tanımadığım insanlarla fazla samimi olmam.”
“Bence mantıklı.”
Bu kez şaşırdım.
“Ne?”
“Bir şey demedim.”
Bora araya girdi.
“Merih bugün ikinci kez mantıklı konuştu.”
Merih ona baktı.
“Yemeğini ye.”
“Tamam.”
Birkaç dakika sessizlik oldu.
Sonra kantinin diğer tarafından biri seslendi.
“Merih!”
Merih başını kaldırdı.
“Ne var?”
“Antrenmana geliyor musun?”
“Geliyorum.”
Antrenman.
Kelimeyi duyduğum anda elimdeki çatal havada kaldı.
Boks mu?
Yoksa başka bir şey mi?
Merih ayağa kalktı.
Bora da onunla birlikte kalktı.
Ben istemsizce sordum:
“Nereye?”
Merih bana baktı.
“Antrenmana.”
“Ne antrenmanı?”
Bora sırıttı.
“Boks.”
Bir an sessiz kaldım.
Merih'in gözleri üzerimdeydi.
“Boks mu yapıyorsun?”
“Evet.”
Başımı salladım.
“Anladım.”
Merih birkaç saniye daha bana baktı.
Sanki yüzümde bir şey arıyordu.
Sonra Bora'nın kolundan tutup:
“Hadi.”
İkisi uzaklaşırken gözlerim istemsizce Merih'in arkasından gitti.
Boks.
İki yıl önce olsa bu kelimeyi duyduğumda heyecanlanırdım.
Şimdi ise içimde yalnızca tek bir şey vardı.
Acı.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Ben ringe bir daha çıkmayacaktım.
Ne olursa olsun.
Okul çıkışında kapının önünde babamı gördüm.
Arabadan inmiş, beni bekliyordu.
“Nasıl geçti?”
“Fena değildi.”
“Fena değildi mi?”
“Evet.”
“Bu senden büyük bir övgü.”
Gülümsedim.
Arabaya bindim.
Babam motoru çalıştırırken:
“Bir şey oldu mu?”
“Hayır.”
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra aklıma gelen şeyi sordum.
“Baba…”
“Efendim?”
“Boks yapan biriyle aynı sınıftayım.”
Babamın eli direksiyonda bir an duraksadı.
Bana bakmadı.
“Öyle mi?”
“Evet.”
“İsmi ne?”
“Merih.”
Babam birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
“Sen onunla ilgilenme kızım.”
Kaşlarımı çattım.
“Zaten ilgilenmiyorum.”
“İyi.”
Camdan dışarı baktım.
Ama içimde garip bir his vardı.
Sanki bugün okulda tanıştığım o çocuk...
Geçmişte kapattığımı sandığım bir kapının anahtarını yanında taşıyordu.
Ve ben o kapıyı bir daha açmak istemiyordum.
Bölüm Yorumları