Ringdeki nakavtın ardından depodaki uğultu zirveye ulaşmıştı. Kazananın ilan edilmesiyle birlikte kalabalık daha da çıldırırken, Veles elindeki bandajları yavaşça sökerek kafes kapısından dışarı çıktı.
Gözleri hâlâ Selene’in üzerindeydi. Bakışlarındaki dondurucu soğukluk, Rusya’nın sert kışlarını andırıyordu. Selene, adamın yüzündeki keskin, köşeli hatlarda ve mesafeli tavrında bu yabancı havayı net bir şekilde hissedebiliyordu. O, bu şehre ait biri gibi durmuyordu.
Mia, Selene’in kolunu çekiştirdi. "Gördün mü? İnanılmazdı! Adam resmen hiç zorlanmadı bile."
Selene cevap vermedi. Veles, terli havlusunu omzuna atıp soyunma odalarının olduğu karanlık koridora doğru ilerlerken bir anlığına durdu. Yanından geçen yapılı bir adama Rusça, derinden gelen boğuk bir sesle sert bir şeyler fısıldadı:
“Poshli.” (Gidelim.)
Aksanı pürüzsüz ama bir o kadar sertti. Adam başıyla onaylayıp arkasından gitti.
Mia, "Hadi, çıkışa doğru gidelim yoksa izdihamda sıkışıp kalacağız," diyerek Selene’i insan selinin arasından koridora doğru yönlendirdi. Ancak kalabalık o kadar sıkışıktı ki Selene bir anlığına Mia'nın elini kaçırdı. Katların birleştiği loş, dar koridorda yalnız kalmıştı.
Adımlarını hızlandırıp ana çıkışı aramaya çalışırken arka kapının yanındaki gölgeden bir figür ayrıldı.
Veles.
Selene aniden durdu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Veles, duvara yaslanmış duruyordu; elindeki sigaranın dumanı loş ışıkta süzülüyordu. Yüzündeki morluklar ve taze çizikler onun tehlikeli havasına gölge düşürmüyordu.
İkisi de konuşmadı. Dakikalarca süren ağır bir sessizlik çöktü aralarına.
Veles, tek bir kelime dahi etmeden bakışlarını Selene’in üzerinde gezdirdi. Gözlerinde derin bir sorgulama, ne aradığını bilen ama rengini belli etmeyen bir soğukluk vardı. Selene de geri adım atmadı; bakışlarını kaçırmadı.
Veles sigarasından son bir derin nefes çekti, izmariti yere atıp botunun ucuyla ezdi. Selene’e doğru bir adım attı, ama yakınlaşmak için değil, yanından geçip gitmek için.
Tam yanından geçerken duraksadı. Yüzünü dönmeden, sadece profiliyle durarak alçak bir sesle mırıldandı:
"Burası senin gibiler için fazla karanlık, krasavitsa."
Sesindeki belirgin Rus aksanı ve yabancı kelime koridorda yankılandı. Veles başka hiçbir şey söylemeden, arkasına bile bakmadan karanlık koridorda kaybolup gitti.
Selene olduğu yerde çakılı kalmıştı. Ne uzun bir sohbet edilmişti ne de bir tanışma yaşanmıştı; ama o tek bir cümle ve o buz gibi bakışlar, Selene’in zihnine kazınmaya yetmişti.
devam edecek...
Bölüm Yorumları