Fakat bunların hiçbiri tam bir anı değildi. Sanki zihninin içinde parçalanmış bir fotoğraf albümü vardı.
Berra on iki yaşına geldiğinde eski bir mahalledeki iki katlı, bakımsız bir eve taşımışlardı zaten eski ev bundan iyi değildi. Evin duvarlarında çatlaklar vardı. Pencereler ok adar eskimiştiki kapatınca sanki kapanmamış gibi rüzgar giriyordu eskiydi, duvarlardan nem kokusu geliyordu. Kışın soğuk, yazın ise havasız olan bu ev Berra için bir yuva olmaktan ziyade içinde sanki cevapsız olan sorularını biriktirdiği bir yerdi .
bide bir köpeği vardı Berra'yı en çok anlayan kişide oydu .Onu anlatmak istersek ise
kahverengi-beyaz tüyleri, koyu kahverengi gözleri ve boynunda sürekli taşıdığı mavi tasmasıyla Berra'nın yanından ayrılmazdı. Berra onu yıllar önce sokakta yavru hâlde bulmuştu ona merhamet edip ona herhangi yiyecek ve su veriyordu. Boncuk, Berra'nın üzgün olduğunu anladığında sessizce yanına gelir, başını dizine koyardı.
Evde yaşayan ve Berra'ya sanki insan değilmiş gibi davranan yaşlı kadın ise Duru'ydu.
Yaklaşık yetmiş yaşlarında olan ve yüzünde yılların sertliği olduğu apaçık ortada vardı. Gri ve az olan saçlarını her zaman sıkıca toplar, Berra'ya karşı çoğu zaman soğuk ve öfkeli davranırdı.
Berra buna rağmen evin işlerini yapar, erkenden kalkar, alışverişe gider ve kendi ihtiyaçlarından Durunun ihtiyaçları için çoğu zaman vazgeçerdi.
Bir sabah Boncuk'a küçük bir parça ekmek verdiğinde Duru hemen tepki gösterdi.
“Yine mi ona yemeğinden veriyorsun bıkmadınmı ben bile ona yemek verdiğini görmekten bıktım?”dedi
Berra cevap vermeden Boncuk'un başını okşadı.
sonra Duru ona dediki hemen markete git evin ihtiyaçlarını al ama kendin için bir kuruş bile harcadığını görür sem sana vurmaktan ellerim acır dedi
O gün markete gittiğinde karşısına kendi yaşlarında bir kız çıktı.
Kızın uzun koyu kahverengi saçları ve dikkatli bakan açık kahverengi gözleri vardı. Yüzünde sakin ama aynı zamanda kararlı ve üzgün bir ifade bulunuyordu. Boynunda ise Berra'nın kolyesine şaşırtıcı derecede benzeyen küçük bir kolye vardı.
Berra ona yaklaşmak ve tanışmak istedi Berra
derin bir nefes aldı ve dediki ben Berra seninle tanı şmak istiyorum dedi
ama nafile çok kısık sesle söylemişti
ama o duydu hafif bir gülümseme ile berranın yanına yaklaştı ve konuşmaya başladı ve dedeki
Ben Beren seninle tanı şa bilirmiyim acaba dedi ve konuşmaya başladılar saatler geçti
İkisi henüz birbirlerinin tam olarak kim oldukarını bilmiyordu.
hala evde ve Berra'yı bekleyen Duru artık bekleyemiyeceğini düşündü ve Berra'nın gittiği markete gitti ve baktı berra oradaydı ona karşısında konuştuğu bir kişi oldunu ancak çok yaklaşınca anladı anda yüzündeki ifade değişti.
“Demek sonunda birbirinizi buldunuz...” dedi.
Berra ve Beren birbirlerine baktılar.
Beren, Berra'nın cebindeki anahtarı fark etti. Bir anda elini uzatıp anahtarı aldı ve durunun cebine koydu ve yüksek sesle bağırdı:
“İmdat! Hırsız var!”
Kısa süre sonra polisler geldi.
Duru götürülürken Berra'ya baktı.
“O kolyenin diğer yarısının kimin boynunda olduğunu öğrendiğinde, beni neden yıllardır aradığını anlayacaksın.”
Berra şaşkınlıkla sordu:
“Ben seni neden arayayım?”
Duru cevap vermedi.
Yalnızca yere baktı.
Tam o sırada cebinden paslı bir anahtar düştü. Onu almaya çalıştı ama yetişemedi polislere söyledi ama Duru'yu dinlemediler
Berra anahtarı yerden aldı.
Anahtarın üzerinde, kolyesinin arkasındaki işarete benzeyen gizemli bir sembol vardı.
Ve Berra ilk kez, hayatındaki hiçbir şeyin tesadüf olmayabileceğini düşündü.
Duru götürüldükten sonra Berra ve Beren eski eve döndüler.
Ev her zamankinden daha sessizdi.
Berra eski dolabın arkasından gelen çizikleri fark etti. Dolabı biraz hareket ettirdiğinde duvarda iki yarım daireden oluşan bir sembol gördü.
Sembol, kolyesinin arkasındaki işaretle aynıydı.
Berra paslı anahtarı sembole yaklaştırdı.
“Çıt.”
Duvarın içinden çok hafif bir metal sesi geldi.
Beren hemen Berra'nın yanına gitti.
“Sen de duydun mu?”
Berra başını salladı.
ve mutfağın duvarından da aynı sesin geldiğini söyledi
O gece ikisi de uyumakta çok zorlandı.
Gece yarısına doğru Boncuk birden kapıya bakmaya başladı . ve bir süre sonra havlamaya başladı sonra sustu anında bir ses geldi
“Tık.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra:
“Tık... tık...”
Ses duvarın içinden geliyordu.
Boncuk tekrar ve tekrar kapıya koştu ve zemini tırmalamaya başladı.
Ses bir anda kesildi.
Ardından koridordan uzaktan gelen bir çığlık duyuldu.
binadaki insanlar dışarı çıktı. Polis çağrıldı.
Berra Boncuk'u aradı ama onu hiçbir yerde bulamadı.sonra heryer sakinleşti tam uyurken polisler kapıyı çaldı sonra kapı açtık
Polislerden biri Berra'ya yaşlı kadını sorduğu sırada koridorun karanlığından bir ses duyuldu:
“İkiz...”
Berra hızla arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Ay ışığı pencerenin arasından içeri giriyor, Berra ile Beren'in kolyelerini aydınlatıyordu.
Berra artık emindi.
Onlar yalnız değildi.
Ve duvarın içinden gelen ses, belki de bir yardım çağrısıydı.
— GERÇEĞİN İLK PARÇASI
Berra ve Beren, Duru'nun geçmişini öğrenebilmek için hapishaneye gittiler.
Hastanenin koridorlarında onları dikkatli bakışlarıyla izleyen bir kadın vardı. boynun da olan kimliğinde yazan ismi ise Gülnihal'di.
Gülnihal hastanede çalışan biri olduğu yazıyordu herhalde hapisanedekilere bakmaya gelmişti , çevresindeki insanları dikkatle gözlemleyen bir kadın olduğu apaçık ortadaydı. Berra'nın kolyesini görür görmez yüzündeki şaşkınlık açıkça belli oldu. Gülnihal yaklaştı ve iyice baktı ve dediki
“Bu kolyeyi nereden buldun?” diye sordu.
Berra ve Beren kolyenin hikâyesini anlattılar .
Gülnihal bir süre sustu.
“Size anlatmam gereken şeyler var.”dedi ve peşlerinden gelmesini istedi
Tam o sırada hapishaneye birkaç kutu getirildi.
Kutuların üzerinde Berra ve Beren'in isimleri yazıyordu altındada Duru yazıyordu
Kutuların içinden çocukluk kıyafetleri, eski fotoğraflar, belgeler, bir banka kartı ve 13 milyon TL'den söz eden bir not çıktı.
Fakat kutuları kimin gönderdiğini kimse bilmiyordu.
Berra eski bir fotoğrafın arkasında aynı sembolü gördü.
Fotoğraf, doğumlarından birkaç gün sonra çekilmişti.
Daha sonra televizyonda Duru'nun öldüğü haberi yayımlandı.
Fakat cenazede Berra çok daha garip bir şey öğrendi.
Ölen kadın, Berra'nın birlikte yaşadığı Duru değildi.
Gerçek Duru ortadan kaybolmuştu.
Eve döndüklerinde Beren, Berra'ya baktı.
“Sen benim kardeşimsin.”
Berra ne diyeceğini bilemedi.
Tam o sırada kapı çaldı.
Kapıda bir kadın vardı.
“Ben Vera. Teyzenim.”
Vera'nın arkasında ise Duru'ya çok benzeyen başka bir kadın duruyordu.
Kadın içeri girdiğinde Boncuk hırlamaya başladı.
Kadın Boncuk'a bakıp fısıldadı:
“Demek mavi tasma hâlâ sende...”
Berra'nın yüzü değişti.
Boncuk'u bulduğunda boynundaki mavi tasma zaten vardı. tasmanın üzerinde yalnızca bir harf vardı:
“D.”
o kadar yazdım sizden bir kalp bekliyorum açıkçası💝💝👌
Ben bunu 4. sınıfta yazdım değişiklik yapmamaya özen gösterdim
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
*Benim küçük yazarım!* > *İlk hikaye en zor olanıdır ve sen bunu başardın!* > *Bu sadece bir başlangıç. Kalemin çok güçlü, yüreğin çok zengin.* > *Bir sonraki hikayeni sabırsızlıkla bekliyorum.* > *Tebrikler canım!*
Seni tebrik ederim
Coook guzel
Emeğine sağlık 🤍
Güzel bir başlangıc beğendim emeğine sağlık🌸✨
Çok iyi olmuş
Yorum
Yorum bulunamadı.