Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Zaman, eksi on sekiz derecelik bu metal kutunun içinde donup kalmıştı sanki. Kompresörün monoton ve boğuk uğultusu dışında duyulan tek şey, Leyla’nın göğüs kafesini yırtarcasına alıp verdiği kesik nefeslerdi.
"Rıza amca..." diye fısıldadı çatallı bir sesle. Eli, beyaz şef önlüğünün cebindeki telefonuna doğru gayri ihtiyari bir hareket yaptı. Ancak daha parmakları kumaşa değemeden, Aras’ın çelik gibi sert ve buz gibi soğuk parmakları bileğine kenetlendi.
"Bunu yapmak istemezsin," dedi Aras. Ses tonunda zerrece panik yoktu; sanki yerdeki bir ceset değil de devrilmiş bir un çuvalıymış gibi rahattı. "Eğer o telefonu çıkarırsan, yarın sabah Miras’ın kapısına mühür vurulur. Ve sen, babanın emanetini bir cinayet mahalli olarak tarihe gömmüş olursun."
Leyla, bileğindeki eli şiddetle silkip attı. Gözlerinde korkunun yerini hızla öfke alıyordu. "Sen ne saçmalıyorsun? Adam ölmüş! Öldürülmüş! Benim mutfağımda!" Gözleri Aras'ın pürüzsüz, sakin yüzünde gezindi. "Yoksa... Sen mi yaptın? İmza bahanesiyle beni yukarı çağırıp..."
Aras dudak kıvrımıyla, acımasız sayılabilecek bir şekilde gülümsedi. "Eğer onu ben öldürseydim, Leyla Şef, emin ol kanını senin kusursuz mutfağının zeminine akıtmazdım. Onu hiç bulamazdınız." Yavaşça çömeldi, pahalı kumaş pantolonunun kan birikintisine değmemesine özen göstererek Rıza'nın cansız bedenine yaklaştı. "Ayrıca, Rıza hedefini şaşırmış bir avcıydı. Asıl av, elinde tuttuğu o kağıt parçası."
Leyla dehşetle Aras’ın uzanıp Rıza’nın kaskatı kesilmiş parmakları arasından o yırtık kağıdı çekip almasını izledi. Kağıt, eski, sararmış bir parşömendi. Aras kağıdı ışığa doğru çevirdiğinde, Leyla gözlerine inanamadı.
O el yazısını nerede görse tanırdı. Babasının, yıllar önce kaybettiği ve tariflerini yazdığı o meşhur siyah defterinin sayfalarından biriydi bu. Kenarında kan lekeleri olan kağıdın üzerinde, kırmızı mürekkeple yazılmış anlamsız sayılar ve baharat oranları vardı. Üç gram safran, kırk iki derece ısı, on yedi dakika mühürleme... "Bu babamın yazısı," diye mırıldandı Leyla, kağıda uzanarak. "Rıza amca bunu neden..."
Aras kağıdı hızla iç cebine kaydırıp ayağa kalktı. "Baban sadece yemek pişirmiyordu, Leyla. Ve o restoranda bıraktığı 'miras', senin o çok güvendiğin imza tabaklarından ibaret değil. Şimdi bir karar vermek zorundasın."
Aras adım adım Leyla'nın üzerine yürüdü. Boy farkı ve adamın o ezici aurası, Leyla'yı sırtı soğuk metal raflara değene kadar geriletmişti. "Ya şimdi o polisi ararsın... Kameralar incelenir, restoran aylarca kapalı kalır, iflas edersin ve babanın sırrı bu kan gölünün içinde sonsuza dek çürür. Ya da..."
"Ya da ne?" Leyla’nın sesi fısıltıdan farksız çıkmıştı.
"Ya da şef önlüğünü hakkıyla giyer ve kendi mutfağını temizlersin." Aras, başıyla yerdeki kan izini işaret etti. "Cesedi şimdilik buz kalıplarının arkasındaki boşluğa alacağız. Sabaha karşı, et teslimatı için kamyonet geldiğinde onu buradan çıkaracağım. Ama bu kanın ve izlerin yok olması gerek. Polisi ancak her şey bizim lehimize döndüğünde, kendi şartlarımızla arayacağız."
Mutfak kutsaldı. Leyla için bu restoran, namusuydu. Mutfaktaki her bir fayansın, her bir bıçağın yeri belliydi. Hata kabul etmez, düzensizliğe tahammül edemezdi. Ve şimdi, karşısındaki bu soğuk, karanlık adam ona mutfağının en büyük "lekesini" temizlemesini, bir suça ortak olmasını teklif ediyordu.
Gözlerini kapattı. Burnuna dolan çiğ et, buz ve kan kokusu midesini bulandırdı. Ama zihninde babasının sesi yankılandı: Ne olursa olsun, o ocağın altı sönmeyecek Leyla.
Gözlerini açtığında, içindeki o mükemmeliyetçi şef dizginleri eline almıştı. "Endüstriyel yağ çözücü ve ağır kimyasal sodyum hipoklorit," dedi mekanik bir sesle. "Temizlik dolabında. Kanın protein yapısını ancak onlar tamamen çözer ve luminol testinde bile iz bırakmaz."
Aras’ın gözlerinde ilk defa, tehlikeli bir takdir parıltısı geçti. "İşte benimle çalışması gereken ortak."
Sonraki bir saat, Leyla’nın hayatının en gerçeküstü zaman dilimiydi. Aras, Rıza'nın bedenini soğukkanlılıkla, sanki ağır bir dana karkası taşıyormuş gibi buzların arkasına gizlerken, Leyla elinde fırça ve kimyasallarla yerdeki kanı kazıyordu. Elleri titriyor, kimyasalın keskin kokusu gözlerini yaşartıyordu. Her fırça darbesinde, gururunun ve masumiyetinin biraz daha aşındığını hissediyordu.
İşleri bittiğinde, soğuk hava deposunun kapısından dışarı, ana mutfağın sıcak, kekik kokulu havasına geri adım attılar. Leyla, lavaboya koşup ellerini kaynar suyun altında defalarca, derisi kızarana kadar yıkadı. Suyun altından akan şey kendi gözünde hala kan kırmızısıydı.
Aras lavabonun yanına gelip ona bir kağıt havlu uzattı. Ellerini temizlerken, ceketinin kollarını düzeltiyordu. Sanki içeride bir ceset saklamamışlar da, sıradan bir menü tadımı yapmışlar gibi kusursuz görünüyordu.
"Sözleşme masamda duruyor," dedi Aras, sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi yararak. "Ortaklığımız, kelimenin tam anlamıyla resmiyet kazandı, Leyla Şef. Artık aynı gemideyiz."
Leyla suyu kapattı. Islak, titreyen elleriyle kağıt havluyu alırken Aras'ın gri gözlerinin ta içine baktı. "O kağıtta ne yazdığını bulacağım Aras. Babamın ne sakladığını, Rıza amcanın neden öldüğünü... Ve eğer bu işin sonunda o tabağın ucu sana dokunuyorsa..." Şef bıçaklarının durduğu manyetik askıya doğru kısa bir bakış attı. "O zaman seni bu mutfakta mühürlerim."
Aras hafifçe eğildi, dudakları Leyla'nın kulağına teğet geçecek kadar yaklaştı. Nefesi sıcaktı ama sözleri buz gibi.
"Eğer o gün gelirse, Şef... Ateşin yeterince harlı olduğundan emin ol."
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları