Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
yağmur, beşiktaş’taki küçük dairemin camlarını kıracakmış gibi dövüyordu. gökyüzü, ruhumun rengine bürünmüştü; kirli bir gri. babamın haftalardır süren sessizliği, odanın içindeki havayı bile ağırlaştırıyordu. telefonu elime alıp numarasına bir kez daha baktım. aramadım. biliyordum, o telefonun ucunda artık babam yoktu; sadece arkasında bıraktığı yıkım vardı.
kapı çalmadı.
kapı, sanki varlığı o an orada bir hataymış gibi, menteşelerinden inleyerek ardına kadar açıldı. içeri giren rüzgarla birlikte odaya dolan tek şey yağmurun serinliği değildi; barut ve pahalı tütünün o ağır, geniz yakan kokusuydu.
üç adam. lacivert takım elbiseler, ifadesiz suratlar. en öndeki, cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. "efsun hanım," dedi sesi sanki bir mezarlıktan yankılanıyormuş gibi. "babanızın ödeyemediği borçlar için bir teminat gerekiyordu. o, sizi seçti."
itiraz etmedim. bağırmadım. sadece ıslanmış montumu aldım. çünkü bu adamların dünyasında bağırmak, avcıya yerini belli etmekten başka bir işe yaramazdı.
yolculuk, köprünün ışıkları altında, denizin siyah boşluğuna bakarak geçti. boğaz’ın o süslü manzarası bu gece bana sadece bir mezar taşı gibi göründü. siyah araba, kanlıca’nın arka tarafında, yüksek duvarlarla çevrili, brütalist mimarinin tüm soğukluğunu taşıyan devasa bir yalının önünde durdu. bahçedeki güvenlikler bile birer heykel gibiydi.
içeri girdiğimde ayakkabılarımın beton zeminde çıkardığı ses, devasa salonda yankılandı. salonun ortasında, boydan boya cam olan duvarın önünde sırtı bana dönük bir adam duruyordu. elinde gümüş bir yüzüğü masaya vuruyordu; tık, tık, tık.
"gelmişsin," dedi. sesi buz gibiydi, odadaki ısıyı birkaç derece birden düşürdü.
arkasını döndüğünde pamir ile ilk kez karşılaştım. koyu renk takımı, dağılmış siyah saçları ve odayı donduran o karanlık bakışları. masanın üzerindeki kristal kadehten viskisini yudumladı, sonra ağır adımlarla bana doğru yürüdü. aramızda sadece birkaç santim kalana kadar durmadı.
"senin dünyanda hayatta kalmak için ne kadar kötü olmam gerekiyor?" diye sordum, sesimin titremesine izin vermeyerek.
pamir güldü. ama bu bir neşe belirtisi değildi; daha çok bir avcının, avının cesaretine duyduğu o alaycı hayranlıktı. yüzüme eğildi, nefesi tenimi yaktı.
"benim dünyamda hayatta kalamazsın efsun," dedi, sesi fısıltı kadar kısık ama bir emir kadar keskindi. "benim dünyamda sadece benim izin verdiğim kadar yaşarsın. ve şu an... sadece izlememi sağladığın için nefes alıyorsun."
parmaklarını çeneme dolayıp yüzümü kendine çevirdi. "şimdi söyle bakalım, bu paslı kafeste ne kadar dayanabileceksin?"
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yazar notu: hoş geldiniz. kuralları ve büyük harfleri dışarıda bırakın. burası pamir'in dünyası ve burada hiçbir ışık sonsuza kadar yanmaz.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
bence güzel bir baslangıç harika olmuş
Yorum
Yorum bulunamadı.