Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
pamir’in parmakları çenemden çekildiğinde, geride kalan tek şey buz gibi bir boşluktu. topuklarımın üzerinde dönüp salonun o devasa camlarına doğru yürüdüm. dışarıda istanbul, siyah bir çarşaf gibi boğaz’ın üzerine serilmişti. kaçacak hiçbir yer yoktu. arkamdaki adamın varlığı, odadaki oksijeni emen kara bir delik gibiydi.
"odana götürün," dedi pamir. sesi artık bana ait bir ses değil, bir eşyaya verilen komut gibiydi.
iki adam belirdi yanımda. isimleri yoktu, sadece gölgeydiler. beni üst kata, yalının en ucundaki odaya çıkardılar. kapı kapandığında duyduğum o metalik klik sesi, hayatımın geri kalanının özetiydi artık.
oda, bir sanat galerisi kadar şık ama bir morg kadar ruhsuzdu. her şey gri, her şey fazlasıyla temiz. babamın kumar masasında kaybettiği şey sadece parası değildi; benim özgürlüğümdü. yatağın üzerine oturdum. çarşaflar bile soğuktu.
gece yarısını çoktan geçmişti ama uyku, bu evin içine girmeye korkuyordu sanki.
ayağa kalkıp odanın içindeki küçük çalışma masasına ilerledim. çekmeceleri karıştırdım; boş. banyoya baktım; lüks ama işlevsiz. kaçabileceğim bir havalandırma, gizli bir kapı yoktu. camlar ise kurşun geçirmez, açılmaz türdendi. tam o sırada kapının altından ince bir zarf itildi.
üzerinde sadece iki kelime yazıyordu: "kural bir."
zarfı açtım. içinden çıkan notta, o düzgün ama sert el yazısını hemen tanıdım. pamir’in yazısıydı.
"iznim olmadan bu odadan dışarı attığın her adım, babanın ömründen bir gün eksiltir. seçim senin, efsun."
notu buruşturup odanın köşesine fırlattım. o bir canavardı ve beni de kendi karanlığına çekmek için en zayıf noktamı kullanıyordu. ama bilmediği bir şey vardı; ben kurban olmayı çoktan bırakmıştım.
sabahın ilk ışıkları odaya dolmaya başladığında, kapı tekrar açıldı. gelen pamir değildi. elinde bir tepsiyle sessiz bir hizmetli girdi içeri. tepsideki tek şey bir kadeh viski ve siyah bir zarftı.
"beyefendi aşağıda sizi bekliyor," dedi kadın gözlerini yerden kaldırmadan. "hazırlanmanızı istiyor."
giysi dolabını açtığımda sadece siyah ve koyu gri kıyafetler gördüm. hepsi benim bedenimdi, hepsi üzerime dikilmiş gibiydi. bu durum, kaçırılmamın bir anlık bir karardan çok, ince ince işlenmiş bir plan olduğunu kanıtlıyordu.
siyah bir elbise seçtim. ruhumun yasını tutar gibi değil, savaşmaya hazır bir zırh gibi giydim onu. aşağı indiğimde pamir, kahvaltı masasında değil, haritaların ve dosyaların yığılı olduğu o soğuk çalışma odasındaydı. elinde bir telefon, kısık sesle emirler yağdırıyordu.
beni gördüğünde telefonu masaya bıraktı. gözleri, elbisenin üzerinde ağır ağır gezindi.
"kurallara uymayı öğrenmişsin," dedi alaycı bir tavırla.
"kurallarına uymuyorum," dedim masaya yaklaşarak. "sadece oyununu anlamaya çalışıyorum. ne istiyorsun pamir? teminat dediğin şey sadece burada oturup senin o buz gibi suratına bakmam mı?"
ayağa kalktı. boyu, odadaki tüm hakimiyeti üzerine alacak kadar uzundu. masanın üzerindeki bir dosyayı bana doğru itti. dosyanın üzerinde babamın imzası ve altında hiç görmediğim bir şirket logosu vardı.
"babanın borcu sadece para değil efsun," dedi kulağıma doğru eğilerek. "baban, benim dünyamdan bir şey çaldı. ve sen, o şey bulunana kadar bu kafesin içindeki tek değerli parçasın. eğer kaçarsan ya da oyunun kurallarını bozarsan..."
sustu. parmaklarıyla masadaki bir bıçağın ucuna dokundu.
"oyun biter, seninle birlikte herkes yanar."
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları