Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Hoşgeldin! Bu kitabı 2017 senesinde yazdım ve tekrar yayınlıyorum. Umarım seversin.
Kitaba başlama tarihini buraya bırakabilirsin ❤️
***
Yıldızlar toplaşıp, siyah kubbenin üzerine tuz tanelerini taklit edercesine dağılmışken, bulutlar beyazlığıyla onlara meydan okuyordu, bu akşam. Akşamın serin esintisi yüzüme çarparken, havanın diğer günlerden daha ılık olduğunu fark ettim. Çok sıcak değildi fakat nisan ayındaydık! Nisanın ne yapacağı hiç belli olmazdı burada. Bir gün yağmur yağar, diğer gün damlasını bulamazdın.
Nisan ayını hep insanlara benzetmişimdir. Bir günü diğer gününü tutmaz, yüzüne günlük güneşlik arkanda fırtına estirir. Tabi bazı insanlar dışında...
Mısra Hatıl, bu benim! Kitaplara müptela, şiirlere aşık, amatör bir yazar... Adımın hakkını vererek şiir mısralarında ağlayan biriyim ben. Kitap karakteriyle özdeşleşip, onların duygularını yaşıyorum.
Elimdeki kupadaki kahveyi fon dip yapıp masaya geri koydum. Odamın en sevdiğim yerindeydim, balkonumdaydım. Büyük bir yer değildi, içine bir masa bir sandalye asla yeterdi zaten. Manzarası da yoktu ama bu doğaldı. İstanbul'un her yeri binaydı ve bu berbattı.
Üşengeçliğimi uzanıp askıya astım ve kupayla birlikte odamdan çıktım. Mutfağa geldiğimde annemlerin fısıltılı şekilde konuşmalarını duydum. Evet, 25 yaşındaydım ama hala anne ve babamla yaşıyorum. Ayrı evde yaşayacak kadar şey değilim.
Zengin koca bulmuş değilim.
Kupayı yıkamış gibi yapıp tezgaha bıraktım. Kim bardak yıkar ki? Suyla çalkala, koy tezgaha. Evde bardak çok, ancak ihtiyacım olduğunda yıkarım.
İşte bu da benim üşengeç ev kızı stilim.
Odama dönüp kitap okumaya devam edecektim ki, annemle babamın hala fısıldadığını duydum. Onlar fısıldadığında ya önemli bir gün yaklaşmış olur, doğum günü gibi ya da ultra gizli bir şeyler konuşurlar ki, ben hepsini dinlerim. Hala beni çocuk sanmaları sinir bozucu fakat sinsilikte sınır tanımam.
Bu da Mısra olma formülü 1 olur.
Mutfaktaki masaya çıkıp kapıya göz ucuyla bakmaya başladım. Girişin hemen yanında masa olduğu için ajanlığımda böyle komik anlar olabiliyordu ama neden olmasındı, değil mi? Mesela James Bond'un hiç mi, ajanlık yaparken pantolonu yırtılmadı? Ya da ne bileyim, yürürken yere yapışmadı? Ajanların da kusuru vardır, ajanlara özgürlük! Naraları atan iç sesimin fermuarını çekip, masaya yattım ve kafamı biraz çıkarıp dinlemeye başladım. Annem, babamdan bir şey istiyordu galiba. Ağladı ağlayacak kıvamdaydı ve bu beni daha da meraklandırmıştı. Konuşmaya kendini hazırlar gibi dudaklarını hareket ettirdi ve kelimeler son sürat döküldü ağzından,
''Kararın kesin, biliyorum ama kıza söyleyelim bari. Nikah günü mü öğrensin istiyorsun? ''
Biraz çektim kafamı içeriye. Kim evleniyordu yahu? Daha karpuz kesecektik.
''Fatma, yeter artık dil dökme! Ben eminim, istenileceği gün öğrenir. Dırdır etme kafamda! '' dedi babam, ellerini annemi başından savmak ister gibi sallayarak. İki damla yaş annemin çenesine doğru giderken, biraz daha yanaştı babama.
''Kızın değil mi, o senin? Evlenme yaşı geldi, tamam. Sen seçtin damadını ona da tamam. Ama en azından haberi olsun. Yüreğine inerse ne yapacaksın? Bu vicdan azabını kaldırabilir misin? '' dedi, sesi titreye titreye annem. Masada doğrulup ayaklarımı sallandırdım, oturarak. O senin kızın değil mi? İstenileceği gün öğrensin. Sen seçtin damadını. Bendim. Ben mi, evlenecektim?
Kulaklarım bütün sesi dışarıda tutarak, hiçbir şey duymamamı sağladı. Sadece bir avuç uğultu toplaşıp beni rahatsız ediyordu, ses olarak. Yutkunmaya çalıştım. Belki o zaman boğazımdaki ağır yumru geçerdi. Baban damat seçmiş, ne yapacaksın? Az önce konuşulan ne varsa beynimdeki kasete kaydedilmiş, yeniden yeniden oynatılıyordu. Ne yapacaktım, cidden? Babam istediği ne varsa yaptırır, karşı gelsen bile bir şekilde oldururdu onu. Ne zaman evleneceksin? Kiminle, ne zaman, nerede... Kafamda hiçbir sorunun cevabı yoktu. Plan yapmam lazımdı, bu kadere baş eğemezdim. Hayatımı onlara teslim edemezdim.
Ellerimle saçımı geriye attığımda yanaklarımın ıslandığını fark ettim. Ağlamışsın, küçük bir çocuk gibi boncuk boncuk gözyaşı dökmüşsün. Ruhun hala çocuk senin Mısra. Baş kaldırman için güce ihtiyacın yok mu, senin? Nerede peki gücün? Usulca yanaklarımı silip, hiçbir şey duymamış gibi odama geçtim. Kapıyı kapatıp yatağıma atladım. Kalbim, bu evden kaçmak ister gibi hızlı hızlı atıyordu. Bedenim olayın şokundan sıyrılmış fakat hala titriyordu. Ama bu sondu. Buna izin vermeyecektim.
Dolabımı açıp şöyle bir baktım. Annem, beni yatırmaya gelirdi hep. Evet büyümüştüm, ama bu alışkanlığımı hiç yitirmek istemiyordum. Dolabı kapatıp kafamda kabataslak bir şeyler düşündüm. Aklım doğru düzgün çalışmadığı için uyumaya karar verdim. Hem, her şey normaldi. Hayatıma devam edecektim. Yani, annemin gözünde tabi.
Odanın kapısı tıklayınca yatakta olduğum için mırıltı çıkardım. Annem, yanları kızarık gözlerine rağmen gülümseyerek içeri girdi. Ben de normal olduğunu varsaydığım bir gülümseme ile doğruldum. Akşam rutinimizi tamamlayıp iyi geceler diledikten sonra çıktı odadan. Yorganı başımın üstüne kadar çekip hüngür hüngür ağlamaya başladım. Ben güçlü biri değildim. Güçlü insanlar, sorunlarıyla yüzleşirlerdi, bense kaçıyordum.
***
Başımın altında titreşen telefonu elime alıp kapattım hızlıca. Gece saat 3'tü. Bavulumu hazırlamak için mükemmel bir zamandı. Evdeki herkes uyuyordu. Yavaşça kalkıp biraz daha ayılmamı sağladım. Ardından heyecanla dolabımı açtım. Bavulu yatağa çıkarıp bütün kıyafetlerimi içine doldurdum. Aslında hepsini kucaklayıp bavula attım ve kapağı kapansın diye biraz üstünde tepindim. Ama bunları size söyleyerek ciddiyetimi bozacak değilim (!).
Bavulu balkona çekip kapısını açtım. Sabah elimde bavulla dışarı çıkarsam, her şey anlaşılırdı. Gecenin soğuyu tenimi ürpertirken acele ederek kapıyı arkamdan kapattım. Kilidi zaten bozuktu, içeri girmem kolay olurdu. Evimiz, beş katlı bir apartmanın ikinci katıydı. Aşağıya inmem biraz zor olacaktı ama bir şekilde inecektim. İnmeye mecbursun. Balkonun sağ köşesine geçip su borusuna alıcı gözle baktım. Bavulu aşağı fırlatıp, su borusundan havalı bir şekilde atla! Evet çok mantıklı. Hemen iç sesimin dediğini yapmalıyım!
Bavulu çimenlere fırlattım. Bezden olduğu için sesi fazla çıkmamıştı. Şu borusuna basıp filmlerde gördüğüm gibi kayarak inmeye çalışıyordum ki, ellerim su borusunun sabitlendiği bölüme geldiğinde acıdığı için çektim ve yerle bir olmamam için hiçbir neden kalmadı. Hahahayt! Düştü salak. Bir de ajan olacak. Bir tarafımın ajanı! Sinirle iç sesimin, ses ayarını düşürüp bavulumu aldım. Arabaya koşarak ilerledim ve 25 yaşın getirisi olan arabama baktım. Onunla belki de son günüm olacaktı.
''Cemile! En çok seni özleyeceğim, kız. Ben yokken kuşlar pisleyecek, mahalle çocukları toz tutan camlarına 'beni yıka' yazacaklar. Biz bugünleri e mi görecektik, kurban olduğum! '' deyip arabama sarıldım, aynasını öptüm. Vedalaşmam bittiğinde bavulu arkaya atıp evin önüne geri geldim.
İyi de, inmesi kolaydı atladım geçti. Ben nasıl geri çıkacaktım? 'Ya Allah, bismillah' de Osmanlı'nın Bizans'lılara saldırdıklarındaki hırsla çık şu boruyu. Hadi koçum, yaparsın sen! Gaza gelip ellerimi boruya tutuşturdum ve içimden 'Allah Allah Allah' diyen Osmanlı ordusunu serbest bıraktım. Sonuç, en sevdiğim miki mouse'lu pijamam yırtıldı ama balkona çıktım. Savaşta her şey mubah. Boşver, ben sana yenisini alırım. Kendi kendime pijama sözü verdikten sonra odama geçtim. Yorganı tepeme kadar çekip, yatağımda son kez yattığım düşünerek uykuya daldım.
***
''Ellerine sağlık anacuğum. '' dedim kendime has bir biçimde. Anneme, anne demek dışında her şeyi derdim.
İşte bu da Mısra olma formülü 2 olur.
Kahvaltıyı annemle toparlayıp televizyon karşısında çay içmeye başladık. Çayı iki bardaktan fazla içemezdim fakat bugün sondu. Doya doya içtim, annemin yaptığı çayı kesin özleyecektim.
''Anne, ben biraz dolaşayım. Malum bu sene de atanamadım, iş falan bakayım. '' dedim. Üniversite de edebiyat öğretmenliği okumuştum fakat bir türlü atanamamıştım. Bu yüzden de sürekli ek işlerde çalıştım ama hepsi kısa sürdü.
''Tamam kızım. Dikkat et kendine. '' dedi ve çay bardaklarının içinde olduğu tepsiyi mutfağa götürdü. Ben de bu sırada odama çıkıp çantamı hazırladım ve giyindim. Hava fazla sıcak değildi. Kış, izlerini yeni yeni çekmişti üzerimizden. İnce, siyah bir uzun kollu giyip altına kotu mavi bir pantolon giydim. Saçlarımı yukarıdan bağlayıp çantamla beraber kapıya yürüdüm. Annem, eli köpüklü beni uğurlamaya gelmişti. Gider ayak bulaşıkları yıkasaydın bari. Hayırsız seni! Anneme sarılıp ağlamamak için kendimi tuttum. Ne vardı ağlayacak, normal bir gün bugün. Abartma Mısra!
Kapıyı kapatıp arabama bindim. İstanbul Küçükçekmece'deydi evimiz. Sabiha Gökçen Havalimanına bir saat kadar uzaklıktaydı. Trafiği de hesaba katarsak bir buçuk, iki saat sonra varırdım. Malum, İstanbul trafiği...
Yol boyunca gözlerim sürekli doluyor, fakat bunu istemiyordum. Üniversiteyi farklı bir evde okumuş olmam bile bu ayrılığı kabul edilebilir hale getirmiyordu. Bir daha göremezsem? Annem çok üzülürse? Onun bir günahı yok, babam çıkardı bu konuyu. Ama cezasını ikimiz ödeyecektik.
Elveda evim, odam, yatağım... Hiç sevmediğim mahalle çocukları, dedikoducu komşular, bana evde kalmış kız muamelesi yapan yaşlı nineler...
***
Arabamı valeye verip '' Dikkat et. Bir şey olmasın. Uzun süre yokum. Arkadaşım gelecek akşam, o alacak. '' gibi bin tane cümle kurdum. En sonunda adam arabaya binip başıyla onaylayınca sustum ve bavulumu çeke çeke Havalimanına girdim. İlk defa geldiğim bir yer olduğu için, turistler gibi etrafı inceledim. Kendini içimde küçücük hissetmiştim. Kocaman tavanına ulaşmak için kaç kat merdiven çıkılırdı acaba? Bir sürü insan sıraya girmiş, gidecekleri yere göre bir yerde bekliyorlardı.
Ben nereye gideceğime karar vermemiştim ki? Yuh, Mısra. Bu kadarı da pes! Seç bir tane ülke. İlini de saatine göre seçeriz. Akılsız seni. Verilen komutu alıp televizyondan daha büyük olan ekranlara baktım. Bir sürü uçuş vardı. Yer fark etmezdi bana, saati önemliydi. Saatlerine bakarak eledim ülkeleri geriye bir tek İspanya kalmıştı. Tabi bir de il vardı. On beş dakika sonra kalkacak olan uçak, Barcelona'ya gidiyordu. Harika! Hep İspanya'ya gitmek istemişimdir. Ne zamandan beri? Yaklaşık bir dakika... Hadi git bilet!
Barcelona'ya gidenlerin olduğunu anladığım kuyruğa ben de girdim. Sıra biraz uzun sürse de bana gelmişti. Pasaport, vize gibi gerekli evrakları uzattım gişedeki genç adama. Bilmediğim birkaç işlem yapıp herkese söylediği sözü bana da söylemeyi ihmal etmedi, kağıtları geri verirken
''İyi yolculuklar! ''
Kenarda oturup uçağın giriş yapmasını bekleyecek vaktim yoktu. Sıradayken zamanım geçmişti. Hızlı adımlarla havaalanından çıkıp uçağa ilerledim. Basamakları çıkıp en tepesindeyken arkaya baktım. Gidiyorum, bilmediğim yerlere
Sonu güzel olur, değil mi?
***
-Bölüm sonu! İlk bölümü nasıl buldunuz?
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Mısra karakterini sevdim, babasını hiç sevmedim sanki adam kaçırıyorlar "istenileceği gün öğrenir" ne ya. Dağ ayısı. Neyse, şimdi bu İspanya da bir tane zengin koca bulur kesin kendine. Koşayım da diğer bölümleri okuyayım. Bir de Mısra`nın iç sesine bayıldım. Tam ben vhugvuf
İlk bölüm çok iyiydi heleki Mısranın iç sesiyle olan atışmaları bence artabilir ben sevdim onu yani
Baya iyi okudum çok iyi
Çok güzel bi 🩷
Merhaba çok güzel bir kitap yazanın ellerinde öpelim❤️
Kalemine sağlık yazarımmm
Atanamamak çok zor ya bende bu yüzden öğretmenlikten vazgeçtim zaten :)
Bavulumuz çalınmış olmasın aşağıda duruyodu sonuçta
Kesinlikle haberimiz olmadı kıyafetleri tıkıştırdığından
Aaaaa bizi bizden habersiz evlendiriyorlar
Yorum
Yorum bulunamadı.