Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
@AyYazar
4
Kitap

AyYazar

AyYazar

AyYazar

AyYazar
"Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum…” Attila İlhan'ın o meşhur şiiri, onun o sert ve güçlü askeri sesinden döküldüğünde kaldırımdaki rüzgar bile durdu sanki. Zaman dondu, etraftaki korna sesleri buharlaştı. Şiiri bitirdikten sonra derin bir nefes aldı. “Bak buraya Kınalı,” dedi, ses tonunu sadece benim duyabileceğim bir fısıltıya düşürerek. “Ben Hakkari’nin o puslu gecelerinde, dağ başında pusuda beklerken içimi ısıtacak tek bir şey bulamam bazen. Soğuk kemiklerime işler. Ama az önce sen o pijama üstünle, ayağındaki tavşanlarınla o bakkalın kapısından içeri bir girdin ya… Yemin ederim o dağlarda hasret kaldığımız gün doğumu, o alev alev yanan kızıl saçlarında ve yüzündeki o minik çillerde parladı. Ben daha bakkal kapısında sana mecbur oldum.”
“Komutanım, boyum bir doksan, omuzlarımı feraceye sığdıramıyorum! Koridorda beni gören zebani zannedecek vallahi!” diye inledi Yiğit telsizin diğer ucundan. Sesindeki o çaresizlik lobiye kadar geliyordu. “Oğlum Yiğit, kırıtarak yürü lan biraz, omuzlarını düşür! Endamın yürüsün aslanım, hadi göreyim seni!” diye arkadan Efe daldı telsize. Elinde garson tepsisiyle lüks masaların arasında gezinirken sırıtmaktan neredeyse siparişleri devirecekti.
Subay kendisi," dedi, odadakilerin gözünü kamaştırmak ister gibi. "Özel Kuvvetler'de... Bordo Bereli'ydi kendisi, üsteğmen iki günlüğüne buraya geldi" "neden izinli geldi buraya kadar bir iki günlük?" diye sordu Meryem abla. "Bizim deli, geçen bir operasyonda kolunu yardırmış! Dikişlik bir durum olmuş, acile falan girmişler." Ben o kelimeyi, o "operasyonda kolunu yardırmış, acile girmişler" cümlesini duyduğum an, zihnimde şimşekler çaktı. Dün gece acilde bana o tuhaf, soğuk ve dik dik bakan; timine celallenen, elini avcumun içine bıraktığım o Bordo Bereli…Yok artık, yuh! Dünya bu kadar küçük olamazdı. Allahım hayır!
"Eğer o pis ellerini bir daha bir kadına, seni o kafanda sandalye kırarım sonra da yediririm ama ağzınla değil. S****in gidin sabah sabah" diye bağırdım. Sesim caddenin o derin, sabah sessizliğinde öyle bir yankılandı ki, heriflerin arkalarına bile bakmadan kaçış hızı iki katına çıktı. Tabii ki mahalleli bu saatteki bağrışmayı duymuş olacak ki her apartmanın bazı camındaki perdeler aralanmaya, meraklı gözler aşağıya sızmaya başladı. Gri-lacivert sabah sisinin içinden, üzerleri çamur içinde kalmış iki tane simsiyah, devasa PÖH zırhlı aracı (Ejder Yalçın) belirdi. Zırhlının o kalın, çelik yan kapıları büyük bir gürültüyle iki yana açıldı. İçeriden, ellerinde tüfekleri, üzerlerinde operasyon yelekleri ve yüzlerinde siyah maskeleriyle koca koca özel harekat polisleri birer hayalet gibi hızla aşağı inmeye başladı. Gelecek bölümden minik kesit hahasgshs...
Bir daha gülüşünü göremezdim. Kokusunu içime çekemezdim. O yeşil harelerine bakıp hayaller kuramazdım. Hayat bulduğum o gözlerde kaybolamazdım... En çok da bu yakıyordu içimi, geçer miydi bu yara? Kabuk bağlar mıydı? Söner miydi içimdeki bu ateş... Unutur muydum zamanla bu acıyı... 365 gün geçmişti... Koskoca bir yıl geçmişti. Zaman acımasızdı, hayat acımasızdı her şey ama herşey o kadar acımasızdı ki nefesim kesiliyordu. Yeni yayınlayacağım kitaptan alıntııı...