Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Barcelona'ya geldim geleli kendimi evimde gibi hissetmiyordum. Türkiye'yi, ailemi ve arkadaşlarımı çok özlemiştim. Fakat şu bir aylık süreç, gözümde buranın evim gibi olmasını sağlamıştı. Dil kursum mükemmel olmasa da güzeldi, artık Marco'ya İspanyolca cümleler söyleyebiliyordum. Zorlandığımda ingilizce konuşuyordum. İşim de iyiydi. Alonzo'nun kız kardeşi öldükten sonra bir hafta herkes üzgün üzgün dolaştı. Alonzo da iki haftaya yakın gelmedi, ne kadar zorlasak da bir ay izin yapmayıp üçüncü hafta işbaşı yapmıştı. Vicenta ve Cedro arkadaşlığını ilerletmişlerdi fakat hala kavga ediyorlardı. Valentino her kursa gelişimde bana ters ters baksa da, o da bana alışmış artık kâle almıyordu beni. Alberto, o günkü konuşmadan sonra yüzüme bakmıyor, benim olduğum yerde fazla bulunmuyordu. Aman, çok umrumda değildi. Alonzo ile benim yakın olduğumu savunması saçmaydı. Özellikle Marco varken.
''Bu pazar boş musun? '' bardaklarla oynarken, yüzüme bakmaya utanmıştı sanki. Boğazımdaki yumruyu geçirmek için yutkunup,
''Tamamıyla boşum. Neden ki? '' diye sordum. Malsın, anlamayacak ne var? Randevuya çıkaracak seni. Benim gibi zeki bir iç sesin varken senin bu denli geri kafalı oluşun, sinirimi bozuyor.
''Birlikte bir şeyler yapabiliriz diye düşünmüştüm. Hep bu kafedeyiz, pazar günü tek boş günüm.''
''Ah, tabi ki. Hem bana İspanya'yı gezdirirsin. '' dedim biraz heyecanla. Başıyla onaylayıp,
''Ben seni ararım... '' dedi ve telefonunu çıkardı. Ben de numaramı söyleyip, onun numarasını kaydettim. Gülümseyerek yüzüme baktı, ben de ona. Çenesinin yakınlarında bir ben vardı. O an, o kadar kıskandım ki benden yakın diye. Onun tenine ben bile değemezken, o orada tüm özgüveniyle duruyordu. Bu saçma bir o kadar da mantıklı düşünceden kurtulup, ayağa kalktım.
''Ben artık gitsem iyi olur. Malum, iş beni bekler. '' dedim ve bu süslü İspanyolcama biraz da türkçe ekledim, anlamayacağını bilerek.
''Lütfen çabuk ara. Telefonun başında durmak azap olacak yoksa. '' gülümseyip el salladım, şaşkın bakışlarının altında. Yarın günlerden cumaydı, pazara az kalmıştı değil mi? Her neyse, iş beni beklerdi.
***
Saat biri beş geçiyordu ve ben koşuyordum. Kursa geç kalmıştım, Lucero kızmazdı fakat içeri almadan önce bana sorular sorardı. Kapıyı hızlıca açıp kendimi içeri attım. Yanaklarım içeri adım atınca yanmaya başladı. Adımlarımı hızlı yürüme moduna aldığımda montumu çıkarmaya başladım. Sınıf önüne gelince de saçımı geriye ittirip kapıyı tıklattım. Kafamı içeriye uzatıp,
''Lucero başıma neler geldi bilemezsin. Çok özür dilerim. '' dedim özellikle İspanyolca. Yüzünde gülümseme meydana gelince vücudumu da içeri alıp, kapıyı kapattım. Eliyle dur işareti yaptı ve,
''Eğer başından geçenleri İspanyolca şekilde anlatmazsan giremezsin. '' diyerek sırıttı. İçimden bildiğim tüm küfürleri, olağandışına çevirip şahsına münhasır küfürcükler oluşturdum ve sessizce mırıldandım. Tabi ki Türkçe olduğu için sadece Garcia anladı ve o kahkaha atarken ben İspanyolca anlatmaya başladım.
Bu bölümün ilk 12 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Randevuda neler olacak heyecanla merak ediyorum 🤔😁♥️
Yorum
Yorum bulunamadı.