Öne Çıkanlar
Şu An Trend
Son Eklenenler
Yol uzundu. Şehir geride kaldıkça yollar karardı. Betonun yerini ağaçlar aldı. Camı hafif araladığımda yağmur yağmış olan toprağının kokusu içeri doldu.
Bir noktadan sonra konuşmadık. Sadece müzik vardı.
Kısık.
Hüzünlü.
Tanıdık gelmeyen ama sanki yıllardır içimde duran bir şey gibi ağır. Yarım saat sonra araba taş bir yolun önünde durdu.
Başımı kaldırdım. Bir bağ evi. Ama öyle eski ve ürkütücü olanlardan değil. Yaşı olan ama hâlâ güçlü duran bir yerdi. Ahşap verandası sarmaşıklarla çevrilmiş eve bir karakter katmıştı. Sarı ışıklar pencerelerden taşarak havanın karanlığını yumuşatıyordu. Bahçede rüzgâr asmalara sürtünüyordu. Uzakta bir salıncak hafifçe hareket etti.
Ev yalnız görünüyordu. Ama yalnızlıktan korkmayan bir yalnızlık. İnsan burada susmayı öğrenirmiş gibi.
“Burası…”
Aldebaran kontağı kapattı.
“Benim evim.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Katilliğe uygun bir dekor seçmişsin.”
Söylemiş olduğum cümlenin onu etkilediğini Gözlerime derin ve kederli bir şekilde baktığında anladım.
Kısa sürdü belki ama gözlerini gözlerimden kaçırarak hafif bir tebessümle
“Hadi içeri girelim bakalım beğenecek misin?” Dedi.
Evin içi sıcak kokuyordu. Yoğun kahve kokusuyla bütünleşmiş bir kokuydu bu. Birazda yağmur değmiş ahşap kokusu. İlerledikçe geniş bir salon karşılıyordu. Tavana kadar uzanan kitaplıklar, devasa camların yere değen perdeleri önünde koyu renk koltuklar, şöminenin yanında dağılmış birkaç plak gözüme çarptı.
Bir köşede ise teleskop duruyordu teleskopun durduğu duvarda ise yıldız haritaları çiziliydi. Teleskopun yanında ki sehpada ise bir kaç çizim vardı üst üste duran dağılmış duran onlarca gökyüzünün resmedilmiş halleri vardı. Gezegenler, birbirinden farklı yıldızlar özenle çizilmiş matematik hesabı yapılmış gibi koordinatlar yazılıydı üstünde. Elim istemsizce birine kaydı.
Aldebaran montunu çıkarırken konuştu.
“Takıntım.”
“Gökyüzüne mi?”
Bana baktı.
Bir anlığına bakışları yüzümde fazla uzun kaldı.
“Kaybolan şeylere.”
Kalbim istemsizce tekledi.
Bakışımı kaçırdım. Elimde ki kağıtları sehpaya bıraktım ve geniş salonda dolaşarak
“Neden beni buraya getirdin?” Dedim.
Bir an sustu.
Sonra mutfağa yürüyüp bir kaç şey çıkardığını ocakta ısıttığını duydum. Mutfak ve salon birleşik gibiydi aralarında ayıran bir kapı yoktu ama o kadar genişti ki bağımsız gibi duruyordu. Gelen sesleri takip ederek Mutfak olduğunu düşündüğüm yere doğru yürüdüm. Kocaman bir ada vardı mutfağın içinde. Hep hayalini kurduğum mutfakla örtüşüyordu tasarımı. Mint yeşili dolaplarla bütünleşen ahşabı muhteşem bir şekilde tasarlanan mutfağı göz kamaştırıyordu. Ocakta önceden yapmış olduğu yemekleri ısıtıyordu. Burnuma gelen kokuyla birlikte aç olduğumu iliklerime kadar hissettim. Isıtmış olduğu patates püresini tabağa yerleştirip üzerine ilk defa bu kadar büyük gördüğüm bir et koydu. Yanına kuşkonmazları nizami bir şekilde yerleştirip tabağı önüme doğru yaklaştırdı. Bakışlarında o sinir bozucu sakinlik vardı.
“İki ihtimal var,” dedi kadehine şarabı doldururken. “Ya bunu beğeneceksin… ya da egomu ciddi biçimde yaralayacaksın.”
Bu bölümün ilk 29 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları