Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelen aksiliklerden ibarettir derler. Gece için o aksilik, tam olarak bugün, saat tam 08.42’de, adliye binasının önündeki o dik merdivenlerde gerçekleşti.
Gece, kendini bildi bileli adaletin, hukukun ve doğruluğun peşinden koşmuş bir kızdı. Bugüyse hayatının en büyük dönüm noktasıydı. Aylardır gecesini gündüzüne katarak hazırlandığı, geleceğini şekillendirip onu hayallerindeki hukuk kariyerine taşıyacak olan o çok önemli mülakata girmek üzereydi. Heyecandan kalbi göğsünü dövüyor, elleri titriyordu. Üzerindeki jilet gibi ütülü takım elbisesiyle merdivenleri ikişer ikişer tırmanırken, koltuğunun altında mülakat jürisine sunacağı, aylarca emek verdiği dava analizleri ve başarı belgeleriyle dolu kalın klasörü sıkı sıkıya tutuyordu.
"Sakin ol, Gece," diye fısıldadı kendi kendine. "Başaracaksın. Her şey kusursuz olacak."
Tam adliyenin o devasa, ağır cam kapısına uzanmıştı ki, içeriden fırtına gibi fırlayan biri kapıyı hızla itti.
Her şey bir saniyeden daha kısa sürede gerçekleşti.
Kapının çarpma şiddetiyle Gece dengesini kaybetti. Ama asıl felaket, o sırada merdivenleri adeta üçer beşer atlayarak aşağı koşan, dünyadan bihabermiş gibi görünen uzun boylu bir çocuğun Gece’ye tam cepheden, hızla çarpması oldu.
O devasa çarpışmayla birlikte Gece’nin ağzından küçük bir çığlık koptu. Ayağı topuklu ayakkabısının üzerinde burkulurken, koltuğunun altındaki o hayati klasör havaya fırladı. İçindeki yüzlerce sayfalık evrak, adliye bahçesinde esen sabah rüzgarıyla birlikte havada uçuşmaya başladı. Daha da kötüsü, tam o sırada yanlarından geçen bir temizlik görevlisinin yerleri silmek için hazırladığı deterjanlı su kovası devrildi ve kağıtların yarısı o kirli, köpüklü suyun içine gömüldü. Ayların emeği, saniyeler içinde çamurlu bir kurguya dönüşmüştü.
Gece, merdivenin basamağına zorlukla tutunarak düşmekten kurtuldu. Öfkeden ve şaşkınlıktan deliye dönmüş bir halde, çarpan kişiye baktı.
Karşısında, siyah ceketinin yakası dağılmış, saçları karmakarışık, gözlerinde tuhaf, aceleci bir telaş olan bir çocuk duruyordu. Çocuk da çarpışmanın etkisiyle sendelemişti ama durup özür dilemek yerine, yerdeki kağıtlara üstünkörü bir göz atıp dişlerinin arasından, "Kahretsin, hiç sırası değil!" diye mırıldandı.
Gece, gözlerindeki ani parlamayla çocuğun önüne geçti. "Hiç sırası değil mi? Sen ne yaptığının farkında mısın! Hayatımı mahvettin! Önüne baksana be çocuk!" diye bağırdı. Sesi adliye bahçesinde yankılanmıştı.
Çocuk başını kaldırıp ilk kez Gece’nin gözlerinin içine baktı. Gözlerinde derin, çözülmesi zor bir gizem ve adını koyamadığı bir acelesi vardı. Gece'ye bakarken sanki onu gerçekten görmüyor, zihni başka bir yerdeki yangınla uğraşıyordu.
"Çok üzgünüm," dedi çocuk, sesi buz gibi ve aceleciydi. "Gerçekten duramam. Çok acil bir yere yetişmem gerek."
"Duramaz mısın? Evraklarım mahvoldu, mülakatım var benim!" Gece’nin gözleri dolmuştu öfkeden.
Çocuk, yerdeki kargaşaya bakıp montunun cebinden çıkardığı bir şeyi hızla Gece’nin eline tutuşturdu. "Gerçekten çok özür dilerim, bunu telafi edeceğim ama şimdi gitmeliyim!" dedi ve Gece’nin arkasından bir şey söylemesine fırsat bile bırakmadan, kalabalığın arasına karışıp gözden kayboldu. Gitmişti. Hayatında gördüğü en bencil, en bıkkın ve en yanlış insan, Gece’nin geleceğini paramparça edip arkasına bakmadan kaçmıştı.
Gece, titreyen elleriyle yerdeki çamurlu kağıtları toplamaya çalıştı ama nafileydi. Saat 09.00 olmuştu. Görevliler adını anons ederken, Gece elindeki ıslak, okunmaz haldeki kağıtlarla mülakat salonunun kapısında kalakaldı. O gün, o kapıdan içeri giremedi. Hayalleri, o sakar yabancı yüzünden bir sonraki bahara ertelenmişti.
Saatler sonra, akşam karanlığı çöktüğünde Gece odasındaydı. Gözyaşları çoktan kurumuş, yerini derin bir hayal kırıklığı ve o çocuğa karşı duyulan devasa bir nefrete bırakmıştı. Yatağının üzerine fırlattığı ceketini asmak için kaldırdığında, cebinden sert bir cismin yere düştüğünü duydu.
Hafifçe eğilip yerdeki nesneyi aldı. Bu, sabah o çocuğun aceleyle eline tutuşturduğu şeydi. Dikkatlice inceledi. Ağır, eski görünümlü, üzerinde garip semboller olan metal bir anahtarlıktı. Ama asıl önemli olan, anahtarlığın arkasındaki küçük metal plakaya kazınmış olan isimdi.
Gece, parmaklarını o ismin üzerinde gezdirdi. Dişlerini sıkarak ismi yüksek sesle okudu:
"Pamir Soykan."
"Pamir..." diye fırıldattı ismi dilinde, sanki bir intikam yemini eder gibi. "Hayatımı mahveden o yanlış insanın adı Pamir'miş. Karşıma bir daha çıkma Pamir Soykan, çünkü çıktığın gün seni adaletin duvarlarına çarpacağım."
Gece, o anahtarlığı masasının üzerine sertçe bıraktı. O an bilmiyordu ki; nefretle andığı o isim, çok yakında hayatının en karanlık davasında onun tek sığınağı, tek gerçeği ve kalbinin aradığı o en **"Doğru Kişi"**si olacaktı.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları