Destek olmak için oy verip yorum yapmayı unutmayın İNCİ TANELERİM. 🧚
Hikayeye başlıyorsanız, (İnci tanesi) sözüme alışmalısınız çünkü hem çok özel, hem de harika bir travmamız var artık... İleri bölümlerde anlayacaksınız 😉
Baş karakterlerimiz:
Derya Özkan
Eren Aras Demiray
.
.
.
Bir kişinin kurduğu intikam planı, iki kalbi birbirine mahkûm etmişti. Gerçekler mi galip gelecekti, yoksa uğruna savaştıkları mı?
.
.
.
BÖLÜM 1: Zoraki evlilik
Alkış sesleri kulaklarımda yankılanıyordu.
Nikâh salonu insan kaynıyordu... herkes bizi izliyor, mutlu olduğumu sanıyorlardı.
Oysa içim kan ağlıyordu...Kendimi yıkılmış bir harabe gibi hissediyordum.
Herkes gülümsüyordu.
Ben hariç. Nikahı olan bir gelinden ziyade yas tutan bir insanın hüzünü vardı gözlerimde.
Elimdeki çiçek buketini daha sıkı kavradım. Parmaklarım titriyordu... ama kimse fark etmiyordu.
Fark etmemeliydiler.
Babam anlamamalıydı.
Çünkü gerçeği öğrenirse... kendini asla affetmezdi.
Onu korumak için evlendiğimi bilmemeliydi.
Mecburdum.
Ailemin itibarını kurtarmak için... bu evliliğe mecburdum.
Yanımda oturan adam bir tehditti.
Kalabalığın içinden bana bakan adamsa... sevdiğim.
Asla böyle bir evlilik hayal etmemiştim.
Yanımda sevdiğim adam olmalıydı... korktuğum değil.
Ama sevdiğim adam... arka sırada, nişanlısının elini tutarak beni izliyordu.
Kalbim acıyla kıvranırken "evet" dedim bugün.
Bu... gerçek olamayacak kadar acı bir oyundu.
Aras'ın bakışları içimi yakarken, yanımdaki adam kulağıma eğildi.
"Gülümse."
Nefesi tenime değdiği anda midem bulandı.
Yine de dudaklarımı zorla yukarı kaldırdım.
Fotoğraflar çekildi.
İnsanlar alkışladı.
Herkes mutluydu.
Sadece annem... babam... ve Aras.
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorlardı.
Çünkü onların tanıdığı Derya... asla böyle bir adamla hayatını birleştirmezdi.
Bilmedikleri tek şey şuydu:
Babam söz konusuysa... ben her şeyi göze alırdım.
Babam benim her şeyimdi.
Ve ben... onu kurtarmıştım.
Ama kendimi bir yabancının karanlığına teslim etmiştim.
Sevdiğim adamın nişanlısıyla birlikte nikahımı izlemesi çok canımı yakıyordu.
Bu gün kendimi kaybetmiştim.
Sevdiğim adam... bir imkânsızdı.
Düşman ailenin oğluna âşık olunmazdı. Hele ki duygularınla oynayan birine...
Belki de bu evlilik... onu unutmanın tek yoluydu.
Ya da... kendimi yok etmenin.
"Babanı kurtardın..." diye fısıldadı kulağıma. "Ama benden kaçamayacaksın artık, karıcığım."
Sesindeki karanlık, içimi buz gibi yaptı.
Çünkü ben hep ondan kaçmıştım.
Bana dokunmasın diye... her yolu denemiştim.
Ama şimdi... onun evinde olacaktım.
Onun dünyasında.
Onun karısı olarak.
Ve ilk kez...
Gerçekten korkuyordum.
Şimdi ne olacaktı?
Bu kuyudan... nasıl çıkacaktım?
.
.
.
HER ŞEYDEN AYLAR ÖNCE..
Bazı hikâyeler bitmez.
Sadece insanın içinde çürür.
Giden gider… ama bıraktığı şeyler kalır.
Benimkisi de öyleydi.
Bir ihanetten doğdu.
Ve içimde ölmeyi reddetti.
Peki kimdim ben ? Derya Özkan. Kenardan bakınca benden daha şanslısı yoktu dünyada.
Ama paranın getirdiği hırslar şansın önüne geçiyordu. Bunu da bu dünyadan olmayan kimse bilmezdi.
Sözde kendine yeni bir sayfa açan genç bir kadınım... Eski sayfaların grilikleri ise beni hiç bırakmamıştı.
Her defasında kendime nefret ettiren ama aynı zamanda da kalbimi kıpır kıpır yapan o grilikler.. Hem acı, hem güzel ..
Aşık olmak benim için iğrenç bir deneyim olmamalıydı. Küçüktüm anlamamıştım, aşığım sanmıştım ve o pislikte bu durumu kullanmıştı.
Artık bir önemi yoktu, hayatıma yeni sayfa açmaya karar verdiğimden beri kendimi değişmeye çalışıyordum o hiç olmamış gibi..
Ama o her defasında mavi güllerle kendini hatırlatmaya yemin etmiş gibiydi.
Otelin kapısından içeri adım attığımda, son bir aydır olduğu gibi tüm görevlilerin bakışları bana yöneldi.
Gizlice fısıldaşanlar, torpilli olduğumu açıkça dile getirenler.
Bunlara henüz alışamadım; yeniydim ve sanırım alışmam uzun zaman alacaktı.
Bu otele gelmem bile şaşırtıcıydı; burası hâlâ onu hatırlatan bir yerdi. Kendi aptallığımı, yaptığım iğrenç hataları...
Geçmişin izleri her anımdaydı; bir gölgeydi, etkisi asla bitmeyen bir ağırlık ya da yarım kalmışlıklar.
Topuklularımın sesi etrafta yankılanırken, yardımcım Sedef koşarak bana doğru geldi.
“Günaydın Derya Hanım!”
“Günaydın. İşler nasıl?”
“Yoğunuz. Terasta nişan var. Dosyaları odanıza bıraktım, imzanız lazım. Bir de müşteri sizinle görüşmek istiyor.”
"Desene baya işimiz var bu gün. Müşteri ile görüşeceğim. " odama girdiğimde yine mavi gülleri buldum masamda.
Yine mi ya ? Aklımda canlanan anılar, tüm bedenimi ele geçirirken, kalbim hızla nabız değiştirdi. Bu gülleri görünce, bedenimin ahengi değişiyordu.
"Sedef ?" sakladığım özlem kendini belli ettiğinde kendime kızdım.
"hiç bakmayın öyle, ne yapacağımı bilemedim buraya bıraktım." diye cevapladı.
"tamam çıkabilirsin "
" Müşteri bekliyor unutmayın"
"Aklımda unutmadım"
"iyi günler" Sedef çıkınca üstümdeki ince paltoyu çıkarıp, çantamı masaya bıraktım.
Mavi gülleri sevdiğimi bilen bu adam kimdi bilmiyorum ama 2 haftadır, her gün masamda bu güller oluyordu.
Ve not : Benim için gözlerinden daha güzel bir mavi yoktur. Bu cümle sana kimi hatırlatıyorsa, beni o kişi olarak bil. Sen akıllı bir kadınsın.
Ben kim olduğunu bilmediğim bir adamı nasıl "o" olarak düşünebilirim?
Biri benimle oyun oynuyordu, sanki geçmişimi bilen biriydi ama o değildi, buna emindim. Yani, aslında çok da emin değilim.
Notu çöpe attım ama, kimin gönderdiğini bile bilmediğim o sevdiğim güllere dokunamadım; sadece sevdiğim basit bir çiçek değildi.
Beş yıl öncesine kadar öyleydi, ama artık değildi. Bazen gerçekten de o gülleri sevdiğime pişman oluyordum.
5 YIL ÖNCE:
"pişt ! İnci tanesi ! Çıksana dışarı kızım !"
Balkon camının tıklatılmasına, ders çalıştığım masamda uyuyakaldığımı fark ederek gözlerimi açtım.
"amma derin uykun var be kızım ! Dondum burada" o gelmişti. Nabzım hızlandığında mutluluk vücuduma yayıldı.
Burada ne işi vardı !? Ya biri fark ederse, vallaha babam çok kızardı. Ama buraya, tehlikeyi göze alıp benim için gelişi hoşuma gitmişti.
Hızla perdeyi çekip, balkon kapısını açtım.
"Aras ! Ne işin var burada? Kafayı mı yedin sen ?"
"tam uyuyacaktım ki canım bir şey çekti." Dedi odama girip perdeyi çekerek .
"ne çekmiş canın ? şu an kurabiye falan isteme benden, hiç halim yok, ayrıca nasıl girdin içeri ? Bu cesaret nereden geliyor sana ?"
Benim yaptığım kurabiyeleri çok sevdiği için bazen yapmamı istiyordu. Normalde hiçbir şeye dokunmayan ben, o istediği için kurabiye yapmıştım.
"davet vardı bizim otelde biliyorsun. Oradan dönerken, yolda bir çiçekçi gördüm, ve sen geldin aklıma."
Arkasına sakladığı mavi güllerle dolu buketi bana uzattı.
"bak senin sevdiğin mavi güller. Nasıl ? Çiçekleri görünce canım sana bunları verip, tepkini izlemek istedi" dediğinde mutlulukla güldüm.
"çok güzeller ! Aras ! Çok teşekkür ederim " sıkıca boynuna doladım kollarımı.
Aşığım işte! Ben bir yanlışa aşığım !
Gülleri kokladım. "kokusuz olduğunu bildiğin halde, gülleri her defasında kokluyorsun inci tanesi. İnanılmaz bir kızsın"
"her çiçek farklıdır, belki kokar bilemeyiz bunu."
"senin gülleri bilmem ama, benim çiçeğimden daha güzel bir koku yoktur bence" kafasını boynuma gömdüğünde, en sevdiğim o öpücüğünü boyun girintime bırakırken, içim bir hoş oldu.
" e ne yapıyorsun bakalım ?"
"ders çalışırken uyuyakalmışım"
"saat geç oldu, sen uyu bende yakalanmadan çıkayım artık"
" hadi hızlı ol, bu arada sen sorduğun davet buradaki otelimizin kapalı salonunda yapılacakmış, toplam 200 kişi olurmuş öyle dedi babam"
"öyle mi ?... Tamam inci tanesi hadi uyku seni bekler" uzun bir süre düşündü.
"sen niye merak ettin ki daveti ?"
"sevgilimin hangi davete katılacağını bilmeyeyim mi Derya ? Kimlerin olacağını öğrenmeyeyim mi ? "
.
.
ŞİMDİKİ ZAMAN ...
Anıları silip atmak olmuyor mu ? Ya da hiç yaşamamış gibi aklımızda canlandırmamak ? Olmuyordu.
Bu güller bana yalnızca beş yıl önceki aptallığımı değil, masum kalbimi kirleten bir adamı da hatırlatıyordu.
Ancak hatırladığımda, kendime olan nefretimden ziyade, onun özlemi kalbimi sarsıyordu.
Önümdeki rutin belgeleri okuyup imzaladım. Kapı çalınca, içeri hemen Sedef girdi. "Derya hanım tekrar merhaba. VIP müşterilerimiz için, kahvaltı ikramına onayınız gerekli" belgeyi önüme koyunca kısaca göz atıp, imzalayıp kalktım.
"terastaki nişan organizasyonunun sahibi burada mı ?"
"terasta, her şeyle bizzat kendisi ilgileniyor"
Odamdan çıkıp, asansöre ulaştım 15. katı tuşladım.
Bu kadar ihtişamlı ve lüks bir yerde ne işim mi vardı ? Bu soru hepsini anlatmama yetmezdi ama kısaca özet geçeyim.
Babamın neredeyse her şehirde şubesi olan büyük bir otel zinciri vardı. İstanbul şubesinin başındaydım. Dışarıdan bakınca bu, kusursuz bir hayat gibi görünüyordu… güçlü, düzenli, kontrol altında. Ama hiçbir şey göründüğü gibi değildi. Özellikle de benim içimde.
İşimi seviyordum ama hayalim başkaydı, 5 yıl önce aptal kalp, birine güvenerek ilk defa, kendine sakladığı hayalini anlatmıştı.. ve o hayal o adamla birlikte gömülüp gitmişti.
Müşteriyle gerekli konuşmaları yaptıktan sonra anlaşmıştık. İlk davetin olduğu için heyecanlıydım ve her şeye dikkatle yanaşıyordum.
Yücel ailesinden babam bir kaç kere bahsetmişti. Önemli olmasa konuşmazdı babam için önemliyse bana da önemliydi.
Kendi katering şirketlerini istiyorlardı ama bizim çlıştığımız şirket zaten güvenilirdi. Bunun için uzun konuşmalar sonrasında ikna olmuşlardı. Umarım bir aksilik çıkmazdı.
Odama dönerek rutin belgeleri imzalamaya başladım.
Kapı çalınca içeri Sedef girdi. "anlaşmışsınız ? Tebrik ederim."
"anlaştık, terasa en iyi görevlileri gönder, tek bir eksik istemiyorum. Kadına söz verdim ve biliyorsun bu benim ilk davetim. İlk defa böyle bir işe kalkıştım."
"her şey iyi olacak telaş yapmayın, hemen gönderiyorum"
Yine elinde ki iş telefonu ile bilgi verdiğinin farkındaydım. Babama günlük neler yaptığımı anlatıyordu, o bilmese de ben farkındaydım. " Sedef, hadi hızlı ol."
"tabi, hemen !" odadan çıktı.
Benden 2 yaş büyük olsa da şaşkın tatlı ve zeki bir kızdı Sedef. İçten içe seviyordum onu. Hiç kız kardeşim ya da ablam yoktu, onu kardeşim gibi görüyordum.
Kız kardeşim yerine, iki abim vardı. Onlar benden büyüktü. Bir abim evliydi. Diğeri çapkın çapkın dolaşmakla meşguldü, gerçi son yıllarda çapkınlık da yaptığı yoktu. Kapı yine çaldı.
"gel !"
"efendim size yine çiçek var, nereye bırakayım ?"
"allah allah ! Bırak masaya. Gül mü yine ?" bu kadarı da fazlaydı ama !
"bu sefer farklı bir çiçek efendim" çiçeği bırakıp dışarı çıktı. Otelde çok fazla çalışan olduğu için, hepsinin ismini aklım almıyordu. Hepsini hatırlamam garip olurdu herhalde.
Kalkıp merakla çiçeğe baktım.
Abim yaa ! Sarp abimdi. Pembe alev çiçekleri göndermiş. Çiçeklere bayılıyorum.
Abim beni hep alev çiçeklerine benzetir ince, zarif ve aynı zamanda güçlü.
Üstündeki notu aldım 'karım yine boşanıyor, üstelik bir çocukla seni boşuyorum dedi ve kayınbabasının evine geldi, dolayı yolla bende gelmiş oldum civciv. Akşama büyük yemek var, beni masada yalnız bırakmazsın umarım' gülmeme neden olan bir nottu.
Çünkü ne zaman yengem kavga etse buraya gelirdi, oğluyla kavga ettiği kayınbabasının evine. Üstelik kavgaları normal insan kavgası değildi, saçma ve absürt kavgaları vardı.
Çocuk gibi kavga edip küser sonra da hemen boşanmaktan vazgeçerdi yengem.
Ama akşam davete katılmak istiyordum, şimdi nasıl yapacaktım ?
Abim, İzmir şubesindeki otelde genel müdürdü. Mercan yengemle tanışmaları ise… anlatınca bile insanın kaşını kaldırmasına neden olacak türdendi.
O gün otelde sular kesilmiş. Herkes elinde bidonlarla koşturuyor, sözde kriz yönetiliyor. Tam bir kaos.
Mercan yengem ise duşta kalmış. Tabii birinin ona su götürmesi gerekiyormuş.
Ve o “şanslı” kişi… abim.
Elinde suyla odaya giriyor.
Karşısında saçları şampuanlı, kulaklı bornozuyla odanın ortasında dikilen bir kadın görüyor.
Abim hayatında ilk defa profesyonelliğiyle şaşkınlığı arasında kalmış olmalı.
Gözlerini kaçırıp, "Şey… suyunuz," diyebilmiş sadece.
Mercan yengem ise hiç bozuntuya vermemiş. Aksine, gayet sakin bir şekilde,
"Biraz geç olmadı mı?" demiş.
Sanki otelde kriz yok da, oda servisi beş dakika gecikmiş gibi.
Abim hâlâ o anı anlatırken aynı cümleyi kurar:
"O gün otelde sadece sular kesilmedi… benim aklım da gitti."
Açıkçası ben buna hiç şaşırmıyorum.
Çünkü Mercan yengemi tanısaydınız,
o kadının karşısında aklı başında kalabilmek zaten pek mümkün değil.
Bu karşılaşmayı tek bilen benim, yengem bir tek bana anlattı. Herkes onları akşam yemeğinde tanıştı diye biliyordu, ama gerçek başkaydı.
Onları çok özlemiştim. Ama otelde ilk davetime katılıp her şeyi gözlemlemem de lazımdı.
.
.
.
Asansör 15. katta durunca terasa çıktım. En tepede, açık havada ferah bir terasımız vardı. Kenarda havuzu, bar kısmı, eğlenceli şarkılar. Müşterilerimizin rahatı için her şeyi ayarlamıştık.
Altı saattir otelin işleri, görevli sorunları ve nişan daveti ile ilgileniyordum, yorgunluktan bitkin düşmüştüm neredeyse.
Şimdi ise davet başlıyordu, hazırlanmış, kendimi toparlamış terasta Sedefle misafirleri karşılıyor, her şeyin kontrol altında olduğuna emin olmaya çalışıyordum.
Gün içinde tek kahve ile ayakta durmam harikaydı, biraz daha bir şey yemezsem gerçekten düşüp bayıla bilirdim.
"Derya hanım "
"Duygu hanım, her şey yolunda mı ? "
İlk defa böyle işe kalkıştığım için biraz heyecanlıydım.
"her şey harika görünüyor, dekorasyon, yemekler. İyi ki sizi seçmişiz, babamlarda çok memnun kaldılar. Teşekkür ederiz"
"beğenmenize sevindim. Her zaman hizmetinizdeyiz. "
"siz kalacaksınız değil mi ? Sizi tanıştırmak istediğim bir arkadaşım var. Daha gelmedi."
Kolumdaki saati kontrol ederek "yok ben çıkmalıyım, hem de hemen, aile yemeği için programımız vardı bu akşam. Geç olsa da katılmam lazım. Arkadaşınız ?"
"sizi tanımak isteyen bir beyefendi diyeyim. Kendisi gelseydi iyi olurdu aslında ama işte, trafiğe sıkıştı kaldı "
" ben hayır... yani bu işler için bana gelmeyin lütfen. Kimseyi tanımak istemiyorum bu konuda." Dedim direkt olarak.
O hataya bir kere düştüm, çok güvendim, sevdim.
Sonu belli.. zaten ondan sonra kimseye o gözle bakamıyorum. Aklıma o gelince kalbim hala bu denli atarken, bir başkasını gözüm hiç görmezdi.
" bir tanısanız severdiniz ama, istemiyorsanız tabi mecbur değilsiniz. Özel bir sebep mi acaba ?"
"Duygu hanım, bu bana ait bir karar. Böyle bir görüşme istemiyorum bu kadar. Davet hakkında bir isteğiniz varsa, daveti organize eden Aynur hanıma söylemeniz yeterli olacaktır. Şimdi gitmem lazım"
Davetin organizasyonu ile ilgilenen Aynur hanıma doğru giderken, Sedef arkamdan geliyordu. "biraz fazla mesafe koydunuz sanki ?"
" Güven, her şeyi bitiren bir hata Sedefciğim. Sınırlarımı aşan bir karar almıyorum. " Daveti organize eden Aynur hanımın yanına ulaştım "Aynur hanım ben çıkıyorum, olacağını sanmıyorum, ama bir sorun olursa beni ararsınız. İyi akşamlar."
Çantamı Sedeften alıp asansöre yöneldim ve gelmesini beklemeye başladım. Bir kaç saniye sonra asansör gelince hemen girmek için acele edince bir adamla çarpıştım.
" Affedersiniz, acelem vardı " dedim.
"gözlerin" dedi alçak bir sesle "mavinin en güzel tonu gerçekten de" mırıldandı ağzının içinde.
Duydum, duymamla tüylerim ürperdi, bana mavi gülleri yollayan adam o muydu ? O notta da buna benzer bir cümle yazıyordu.
Yok ya herkes gözlerim hakkında böyle konuşurdu. Yine de duymamazlıktan geldim. "anlamadım ? Tanışıyor muyuz?"
"Henüz değil... Buyurun." bana asansöre girmem için yol gösterip, kendisi davete doğru gitti.
Asansöre geçerken gözleri hala üzerimdeydi. Bakışlarında ki duyguları çözemedim ama içimde yaranan huzursuzluk bana bu tanışmanın burada bitmediğini anlatmıştı sanki.
Uzun boylu, geniş omuzlu esmer bir adamdı. Değişik ve şık duruşu dikkat çekiyordu.
Bana çiçekleri gönderen o olabilir miydi ? Belki de bu davette beni tanımak isteyende oydu ? Olabilir mi ?
Asansör inerken aklıma masamdaki mavi güller geldi. Onun için babama söylediğim yalanlar, onun aşkıyla kurduğum pembe düşler her şey bir masal gibiydi ve her masal mutlu bitmiyordu.
Açıkçası babasına bağlı bir kızdım, her sorunumda babamla oldum, ne sıkıntım varsa ona söyledim.
Beş yıl önce, babamı çok kötü hayal kırıklığına uğratmıştım. Çok kızacağı ve asla affetmeyeceğini bile bile o adama aşık olmuştum.
Babamdan hiç bir şey saklamayan ben, o adamı gizlemiş, üstelik bir de kandırılmıştım. Ve o da babama olan bağlılığımı biliyordu.
Hala seviyor muyum onu ? Lanet olsunki, düşüncesi bile hala nabzımı hızlandıran türdendi. En son kalbim onunlayken bu denli atmıştı.
Evet her şey bitti, o kitap kapandı, onun yurt dışında olduğunu biliyordum sadece. Şerefsizin teki olduğunun farkındaydım, duygularımı kullanıp, benimle oynayan bir adam bile olsa, ona karşı hissettiklerim hala bitmemişti.
Beş yıl önce attığı tek veda mesajı ile öğrenmiştim yurt dışına gittiğini. Hangi şehirdeydi ? İyi miydi ? Yaşıyor muydu ? Yada aşık olmuş muydu ? Evlenmiştir belki de.
Ne kadar merak etsem de bir daha hiç ulaşamamıştım. Hiç yaşanmamış gibi, hiç yokmuş gibi, hiç aşık olmamışım, deli gibi tutulmamışım gibi, hayatımın o olan sayfalarını yırtıp atmıştım artık..
Babama ve ailemize layık bir evlat olacağıma söz vermiştim kendime.
Hayalleri olan, hayatına aşık o kızı bitirdim ben. Tek amacım artık ailem, otelimizin büyümesi, sadece kariyerim.
Beş yıl içinde defalarca depresyon, yalnızlık, uyuşturucu etkili güçlü ilaçlarla ayakta kalmaya çalıştım. Ve Bir gün, bir cümleyke karşılaştım.
'Eğer, bir insan seninle yıllarını geçirmeye kararlıysa savaşır, bir gün sessizce çıkmışsa hayatından, zaten o hiç senin olmamıştır' bu cümle beni kendime getirdi, neden benim olmayan yalancı duygularla kendimi mahvediyorum ki ?
Sonra kendime bir teselli uydurdum. 'geri dönerse benimdir, dönmezse bir felaketin başından geri dönmüşüm demektir' hala umudum artık yok.
Geri dönmeyecek emin oldum ben buna, ama bir gün karşıma karısıyla çıkarsa işte o zaman ben dağılırdım.
Ve o bunu çok iyi biliyordu ...
5 YIL ÖNCE ..
"Neyin var inci tanesi?"
Şehirden uzakta kalan, çoğu kişinin bilmediği küçük bir mekanda oturmuştuk. Ailelerimizden herhangi birine haber giderse, biz biterdik.
Tehlikenin kıyısında dolaşan iki aşık gençtik. Düşman aileler ve rakip şirketler. Rekabetin ortasından doğan bir aşk hikayesiydi bizimkisi. Devam edeceği ise belirsiz bir hikaye.
"canım sıkkın biraz, babamdan bir şeyleri gizlemek beni yoruyor "
"farkındayım, benden yoruldun ve haklısın, sana aşığım işte. Ne yapsın bu Aras senin için ?"
"senden yorulmadım, seni seviyorum aşkım, sadece ailemden bir şeyleri saklamak zor geliyor bana. Zaten çok sık görüşemiyoruz, görüşmek için bin tane bahane bulmak zorunda kalıyorum"
"kıyamam ben o gözlere, ayrılalım ister misin ? Seni sıkmak istemem, sana zarar gelsin istemem. Kızım, elini tutmaya kıyamıyorum ben. Sen ne yaptığının farkında mısın ? Vallaha günah ya ? Bir insanın aklını oynatıyorsun" dedi eğlenerek.
"Sensiz yapamam ben, ne ayrılması deli ! Sanki senden öncem yokmuş gibi. Ailem ve aşkım arasında ince çizgide yürüyorum işte, bazen vicdanım beni yoruyor o kadar. Anlatsana sen neredeydin ?"
" Bursa da, yeni otelin açılış davetindeydim. "
"güzel kızlar var mıydı peki ?"
"vardı, çok hem de " bu hiç hoşuma gitmedi.
"Aras !" gülmeye başladı.
"yalan mı diyeyim ? Güzel kızlar ve etrafında pervane olan Bir sürü adamlar vardı. Ben kenardan bakıp, kendi güzelimin yanımda olduğunu hayal etmekle meşguldüm."
"hiç düşündün mü ? Bir gün ayrılırsak ne olur ? Nasıl olur ?" bakışlarındaki duygu değişti, üzüldü mü, şaşırdı mı anlayamadım. Sanki boşluğa düştü.
"heey ! Nereye daldın ? "
"Düşünmedim ama, şimdi düşününce... Hoşuma gitmedi. Hemde hiç.. unut bu ihtimali. " Cevabına gülümsedim.
"düşünsene ayrılıyoruz ve yıllar sonra sen evlenmişsin, karşıma karınla çıkıyorsun..." içimde oluşan kıskançlıkla güldüm.
Onun ise kaşları çatıldı "boncuğum, sen niye kafanda senaryolar kurup bizi üzüyorsun ?"
"haklısın, gereksiz senaryolar, film mi çekiyoruz allah aşkına. Seninle ayrılacağız da,evlenip karşıma çıkacaksın. Çok komik, ayrıca biz ayrılırsak ben biterim. Gerçekten mahvolurum."
Ağzının içinde bir şeyler mırıldandı, anlayamadım galiba son dediği 'seni bu kadar sevmem, bizi mahvedecek' gibiydi.
Haklıydı, sevmek bize yasaktı. Neden yasaklar bir birini çeker ? Doğru doğruyu bulsa hikayenin ne anlamı kalır ki ?
"Bana söz ver Aras ! Ne olursa olsun, eğer olurda ayrılırsak, olurda başka bir kadını seversen... Ona, bana baktığın gibi bakma olur mu ? Bana konuştuğun gibi konuşma. Birde o kadınla önüme çıkıp. canımı yakma, çünkü öyle bir şey olursa ben zaten yanmış olacağım.. tamam mı ? Söz mü ?"
"sen fazla mı duygusalsın bu gün ? Gel buraya" beni kendine çekip sıkıca sarıldı.
"söz ver !"
"söz veriyorum inci tanesi. Öyle bir şeyi sana yaşatmamak için elimden gelenin fazlasını yapacağım. Gerçi biz ayrılırsak, benim gözüm kimseyi görmez bile, ne evlenmesi ?"
"seni çok seviyorum Aras. Birbirimize yanlış insanlar olsak bile, engellerimiz olsa bile, ben sana çok aşığım"
Yasaklar daha cazip geliyorken bu o zamanlar umurumuzda değildi. Yani en azından benim, onun için ne olduğunu bilmiyordum.
Hiç mi sevilmemiştim? Sadece masum duygularımla oynayıp bir kenara mı atılmıştım? Öfkem bundandı, çünkü sevilmek ve aşık olmanın nasıl bir şey olduğunu asla anlayamayacaktım.
Bir adamı bana aşık sanırken, aslında sadece oynadığını öğrenip yıkılmam, artık aşka olan inancımı bitirmişti.
Çünkü artık bilmiyordum, gerçekten seviliyor muyum? Yoksa sadece bir oyun mu oynanıyor?
Bir tek şunu anladım: İntikam, masum bir kızın duygularıyla oynayarak alınmamalıydı. Çünkü o kız, her zaman küçük ve masum kalmıyordu..
.
.
Yeni hikayemle çok heyecanlı şekilde karşınızdayım bu gün.
Seveceğinizi umuyorum çünkü her karakterime kendimizden bir parça katarak kurdum bu dünyayı.
Bölüm Yorumları