Destek olmak için oy verip yorum yapmayı unutmayın İNCİ TANELERİM. 🌟
.
.
BÖLÜM 2: İNCİ TANESİ.
EREN ARAS DEMİRAY..
10 YIL ÖNCE...
Karanlık, sıcak ama yağmurlu bir yaz gecesiydi. Her zamanki gibi İstanbul sokakları insan kaynıyordu. Islak asfalt, farların ışığında parlıyor; korna sesleri ve kalabalığın uğultusu geceye karışıyordu.
Ama onun için her şey fazlaydı.
Yapması gerekenleri, yaşayacağı hayatı, hatta okuyacağı bölümü bile babası seçmişti. Artık çok yorulmuştu.
Babasından kalan oteller zincirinin varisi gibi büyümek istemiyordu. Kendine ait bir hayatı olsun istiyordu.
Direksiyonu biraz daha sıktı. “Eren, fazla hızlı gidiyorsun abi,” dedi yanındaki genç adam tedirgin bir sesle.
Eren dudaklarını kıvırdı. “Biraz eğlenelim abi, değil mi? Babam gibi konuşmaya başlama sen de.”
“Trafik kurallarını geçtim, birine zarar gelecek! Yavaşla Eren!” diye bağırdı endişeyle.
Ama Eren duymuyordu.
Hız onun için bir kaçıştı. İçindeki baskılardan, babasının gölgesinden, kendine ait olmayan o hayattan kaçıyordu. Gaz pedalına biraz daha bastı.
Araba yağmurla ıslanmış yolda kayar gibi ilerliyordu. Eren’in aklındaki tüm düşünceler sustu. Bir an için kendini özgür hissetti. Başını geriye atıp delice güldü. “Harika!” diye bağırdı.
“Eren, bir şey olacak! Yavaşla oğlum!” diye korkuyla bağırdı arkadaşı. Gözleri büyümüş, panikle yolu izliyordu.
Ama artık çok geçti. Hız sınırı çoktan aşılmıştı.
Ve bir anda… Her şey tepetaklak oldu.
O gece biri hayatını kaybetti. Bir başkası ise ömür boyu kendini suçlu hissetti.
Bazen bir insanı öldürmek için..
Onu toprağa gömmek gerekmez.
Bazen…
Onu dünyadan saklamak yeter.
Kimse suçlu değildi. Sadece…
Birinin yıllardır gölge gibi yürüttüğü plan vardı. Ve o plan, her kesin hayatına bedel olmuştu.
.
Şimdiki Zaman
“Eren bey, bir sorunumuz var. Resepsiyonda görevliye ihtiyaç var, tek bir görevli olunca işlemler gecikiyor, müşteriler artık bizi değil karşı tarafın otelini tercih etmeye başladı.”
“ilan verildi diye bildirildi bana ? Özlem hanım, ilan verilmedi mi ?”
“verildi efendim, ama henüz başvuran yok.”
“anlaşıldı. Çıka bilirsiniz”
“Eren bey bir de, mufakta yapılan yenilikler için onayınız gerekli, ve temizlik personeline de ihtiyacımız var”
“Ne bu böyle ?! Biri gelir resepsiyonda görevliye ihtiyaç var, diğeri temizlik personeli der ! Arkadaşlar bu zamana kadar neredeydiniz ? ! Size bildirdim, böyle bir durum varsa görevli işi bırakmadan iki hafta önce ilan verilmeli dedim size !” sinirle elimi masaya vurdum.
Kendimi ait hissetmediğim bu oteli yönetmek, boşa giden bir hayattan ötesi değildi.
“Özür dileriz efendim, bir daha böyle bir durum olmayacak”
“madem sizin yanlışınız, yeni görevli gelene kadar resepsiyonu artık siz de halledeceksiniz. Temizlikten, çevik birine maaşının iki katını vereceğimizi söyle, iki kişinin işini yapsın. Şimdilik hatalarınızı böyle telafi edin.”
“nasıl isterseniz efendim.”
“çıka bilirsiniz, Özlem hanım, odama çay gönderin demli olsun”
“tabi hemen” görevliler çıktığında, oturduğum masadan kalktım.
Arkamdaki şehir manzarasını izlemeye başladım, tek dinlendiren şey oydu.
Her gün, yeni sorunu bir doğururdu burada. Sorunları halletmekse bana aitti. Sürekli bir şeyleri yoluna koymaya, halletmeye, kendimi kaybedip işimle kafamı karıştırmaya odaklandım.
Otel fazla kalabalıktı, Türkiye’den yurt dışına turist gibi gelen vatandaşlarımızı karşılamak, onları memnun etmek, her sorunla ilgilenmek çok yoruyordu.
Her kararı defalarca gözden geçirmek, üstlere iletmek, tüm oteller zincirinin hayatına mal olacak yeni fikirler sunmak benim için yorucu, ama psikolojim için çok iyi kafa karıştırma yöntemiydi.
Kapı tıklatıldığında, odaya görevli Özlem hanımdan başkasının gelmeyeceğini biliyordum.
Arkamı döndüğümde masaya çayı bıraktı “Serhat bey sizi arıyor efendim, telefonunu açmanız önemli dedi "
“sen çıka bilirsin “ dediğimde kadın sessizce odadan çıktı.
Ne zamana kadar bu böyle devam edecekti ? Ne zamana kadar gençliğimin bedelini ödeyecektim.
Babamın kuklası olmaktan yorulmuştum. Telefonu açtım. “oğlum neden aramalarıma cevap vermiyorsun ? “
“burada işler yoğun baba, görmemişim.”
Görmemekle alakası yoktu, sadece onunla muhattap olmak istemiyordum. Kilometrelerce uzakta bile beni yönetiyordu.
Ya da o öyle sanıyordu. Elimi kolumu sallayıp ona bağlı kalacağımı düşünmesi başlı başına bir hataydı.
“Hazırlan. Türkiye’ye dönüyorsun. Burada sana ihtiyaç var. Sen dönene kadar orayı başka bir müdür idare edecek.”
Sinirle yumruğumu sıktım. Bu konuda net şekilde anlaşmıştık. Dön deyince dönmek o kadar kolay değildi. Ne kadar kahrolmuştum buraya gelirken onun umurunda bile değil.
“oraya dönmem. Seninle yıllar önce bir anlaşma yaptık baba. Sen ona zarar vermeyeceksin, bende Türkiye’den çıkacağım”
“baban seni her durumdan kurtarıyor ama sen babanın yardımına gelemeyecek kadar aciz misin ? Sen bilirsin oğlum, kız yeni işe başlamış babasının otelinde. Pekte saf bir şeymiş”
Sertçe yutkundum. Hala onun peşini bırakmamıştı. Sadece o da değil, benim de peşimi bırakmıyordu, ben neyse de, ona zarar vermesinden korkuyordum.
Her baba gibi evladını korumuştu yıllar önce, en azından ben öyle sanmıştım, ama bunu şu an elinde tehdit olarak kullanıyordu.
“ sana yardımcı olmam için orada olmam gerekmiyor, sen söyle ben buradan da hallederim”
“artık yanımda olmanı istiyorum. İşlerimi sana devredeceğim biliyorsun, sana miras olarak koca bir hayat bırakıyorum. Bu yüzden artık yanımda olmanı ve doğru kararlar vere bildiğini görmem lazım”
“baba ben oraya dönmeyeceğim”
“ dönme oğlum, ben sana zamanında yardım ettim, oğlum benimde elimden tutar dedim, ama bakıyorum sen hemen vaz geçmişsin kendi hayatından. Kızın otelinde sağlam kulaklarım var. İstesem her an onun canını-”
“tamam ! Geliyorum. Geliyorum baba. Kimseye zarar vermek yok, anladım mı baba ?” söz konusu o olunca her şeyi yapardım. "O kızın hiçbir şeyden haberi yok"
“ hala bana onları savunup duruyorsun Eren ! Onların yüzünden ben babamı kaybettim. O Levent var ya, öyle güçlendirdi ki işleri, babam ona karşı gelemeyip işleri batırmak üzereyken ben devraldım. Şimdi geldiğim makamı görüyorsun değil mi ? Doğru kararlar insanı büyütür, değiştirir. Aklını başına topla, sen bir Demiraysın ! “
“aklım gayet başımda baba. Nereye kadar sürecek bu husumet? Sizin devrinizde yaşanan olaylar yüzünden, tüm medya bizi araştırıyor. Şimdi o taraf ne durumda, rekabet nasıl ilerliyor ? Her günün gündemi bu. Özellikle hep çalıştığımız VIP müşterilerimiz-“
“çok konuşma Eren, üç gün sonra burada ol, otelin işlerini devretmen için avukatı yönelttim, onunla konuşun. Bu işi hallet ve vatanına dön” telefon kapandı.
Yeni bir savaş başlıyor demektir bu, babam durduk yere beni yanına çağırmazdı.
O aile ile aramızda geçenler rekabetten öteydi. Levent bey babamın yaptıklarının karşılığını verirse babam batardı. Ama hala geri çekilmeye niyeti yoktu.
Beş yıl sonra ilk defa Türkiye’ye ayak basacaktım, gidişim gibi dönüşüm de mecburendi. Şimdi nasıl yürüyecekti işler, onun babasına söz vermiştim.
Yoluna çıkmayacak, ona yaklaşmayacaktım. İkimiz de aynı için içindeyken bu pek mümkün olmayacaktı.
Ortalık sakinleşmişken, şimdi ne diye gidecektim oraya ? Peki İnci tanesi? O bunu nasıl karşılayacaktı ?
Her şeyi kafamda kırıp, sövüp dövse bile hakkı vardı. Gözümün önündeyken nasıl yokmuş gibi davranırdım şimdi ?
Saf, hayata aşık, inançlı bir o kadar da ailesine bağlı. Ona olan duygularımı hep kendime itiraz etmiştim. Düşüncesi hala aklımı başımdan alıyordu oysa ki..
Nasıldı ? Çok değişmiş miydi ? Sevgilisi var mıydı?
Başlarda onu kandırdığım doğruydu ama zamanla aşık olacağımın farkında bile olmadan, kandırmıştım o kızı.
Babam yüzünden taş bastığım kalbime, büyük bir özür borçluydum. Kendimden önce, duygularıyla oynadığım o kıza bir özür borçluydum.
Kalbimdeki tek vicdan sızısı varsa, o da onun içindi.
Kapı çalınca Özlem hanım geldi. “efendim yeni organizasyon için sizi istiyorlar”
“Geliyorum”
.
.
Derya Özkan..
İnsanın geçmişi, geleceğine yansır. Şimdi verdiğimiz kararlar, geçmişten ders aldıklarımıza bağlı ama duygularımız ?
Onların önüne geçmek kolay mı ?
Bitti deyince hemen bitmiyordu işte, yanlış yapabilsek de yanlış hissedemeyiz ki..
Eve gelmiş, birlikte ailecek akşam yemeğinde toplanmıştık. Yengemin karışan hormonları yüzünden, yine onların kavgalarını dinlemiştik bir güzel. Sonra yengemle, sofrayı toplayıp, kahve yapmıştık. Topuklu ayakkabılar yüzünden, ayaklarım çok kötü ağrıyordu. Topukluları sevsem de, verdiği o ağrıyı hiç sevmiyordum.
Yengem mutfakta kahve yaparken bende onunlaydım. Ne zamandır konuşmuyorduk.
Başım zaten yorgunluktan çatlıyordu.
“ Otele alışa bildin mi ? Nasıl gidiyor ?”
“zamanla alışacağım, insanların torpilli bakışlarına maruz kalmak canımı sıkıyor açıkçası.”
“aman Derya, onlar senin marifetlerini görmedi ya daha, ondan öyle.”
“ Ön yargılarını kıramadım, bir aydır.”
“onların gözünde sen dünyanın en şanslı kızısın çünkü. “
“ İnsanların bana imrenmesi umurumda değil. Şanslı olsaydım hayatım böyle olmazdı.“
“Hayatında her şey yerinde Derya, sadece yıllardır kafanda bitmeyen bir mesele var.“
“yok yenge. O mesele kapandı. “ dedim ama dediğime ben bile inanmıyordum.
Kapandı demek, unutmak değil ki, sadece çok geride kalmış, bitse de acıtan bir şey.
“güzelim, kapanan bir meseleyse, neden hala dalıp gidiyorsun ? Her kese inandırmış ola bilirsin ama ben inanmam canım. “ Kahveyi, fincanlara koyarak , tepsiyi aldığında.
Tepsiyi hemen ondan aldım. “ne yapıyorsun Derya ?”
“hamilesin yenge. Böyle ağır şeyleri kaldırmaman lazım. Ayrıca biraz şımartalım seni ya, hiç hamile gibi davranmıyorsun.”
“küçük bir tepsi sadece, o kadar da ağır değil “ dedi gülerek.
“küçük bir tepside, 6 fincanlık kahve sunumu var yengecim ve ağır. Yapma böyle şeyler” dediğimde mutfaktan çıkmıştık.
Bir tehlikesi yoktu ama, ben yengeme kıyamıyordum. Zaten kadın karnında bir yük taşıyor, zorlanıyor bir de biz mi çalıştıralım ? Elimize yapışacak değil ya ?
“eline sağlık Mercan kızım” dedi kahveyi benden alan babam. Çünkü bu işleri pek sevmediğimi iyi biliyordu.
“afiyet olsun babacığım “ dedi yengem.
Yengem babam ve annemi kendi ailesinden hiç ayırmamıştı. Çok cana yakın, bir kadındı.
Kahveleri dağıtıp tekli koltuğa oturdum.
Salonda toplanmış kahve keyfi yapıyorduk, bu her akşam böyleydi. Ne olursa olsun akşam her kes salonda kahve keyfine katılır ve aile üyeleri bir biri ile konuşur. Babam bunu eve kural olarak koymuştu. Bence güzel kuraldı.
Sarp abimin gözü karısındaydı, karısı kendince trip atarak kahve içiyordu. Tuna abim telefona öyle bir dalmış ki, sanki içine girecekti. Ağzı kulaklarında, konuştuğu kişi kim merak ediyordum.
Annemle babam televizyonda çıkacak olan, yeni otelimizin sunumunu bekliyordu. Ben ise, acıyan ayaklarımı altıma topladıktan sonra, kolumdaki tokayla, gelişi güzel bir ev topuzu yapmakla meşguldüm.
“ konuşun bakalım, neler yaptınız bu gün?” konuştu babam.
“ben pek bir şey yapamadım çünkü karımın arkasından, İzmir’den İstanbul’a gelmekle meşkuldüm tüm gün “ dedi Sarp abim.
“ Benden önemli mi işlerin Sarp ?! Öyle mi ?”
“estağfurullah, hiç senden önemli işim olur mu benim güzel karım ? “
“Tüm gün çalışıyorsun, ben de buradayım ama değil mi?”
“Artık affet beni, yemin ederim çok kötü hissediyorum kendimi. Ben öyle bir adam değilim, sadece otel işleri fazla yoğun olduğu için, seni ihmal etmişim. Özür dilerim “
“bir daha yapacak mısın ?”
“asla ! “
“İyi o zaman, düşüne bilirim” dedi kollarını göğsünde birleştirerek. Karnı gün geçtikçe şişmeye devam ederken biraz daha tatlı bir hal alıyordu.
Yengemin küsüp, hatta boşanma seviyesine kadar geldiği mevzu, abimin yoğun işleri yüzünden ona zaman ayırmamasıydı.
Bence de haklı bir sebepti, ama bu kadar abartacak bir şey yoktu. Abim hep, Mercan yengemin nazıyla oynuyor, tüm triplerini çekmeye de razı gibi bir hali vardı.
“yengemizi üzme abi, görmüyor musun ne kadar haklı kadın ? Bir gün de zamanını ona ayır yahu !” alayla konuştu Tuna abim.
“Tuna ! “
“Ne var Sarp !? Haklı Tuna !” dedi triple yengem.
“aynen aşkım, çok haklı” demek zorunda kaldı abim. Onları izlemek hoşuma gittiği için gülümsedim.
“babasının göz bebeği, sen anlat, sende neler var ?”
“bende gayet iyi, yorgunum, kendimce çalışıp kafa dağıtıyorum işte“ dedim.
“Gel bakayım buraya, büyümüş de genel müdür olmuş benim kızım değil mi Ceyda ?” konuşarak anneme döndü babam.
Ayaklarımın ağrısına rağmen yine de babamı kırmak istemedim, kalkıp babamın yanına oturduğumda beni kolları arasına alıp, alnımdan öptü. Tek güvenli bölgem burasıydı, babamın kollarının arası, babamın göğsü.
Kıyamet kopsa bana zarar gelmezdi, öyle hissettiriyordu babam.
“genel müdür de neymiş, gör bak bakalım kızımız nerelere yükselecek daha” dedi annem.
O hep lüksü, abartıyı, yüksek yerleri seven bir kadındı. Asla ona yetemezsin, sürekli bir başka şey yapıp yükselmen lazım. Babam anneme nasıl aşık olmuş anlayamıyorum ama tek bildiğim, babam annem için canını bile verirdi.
“benim çıkmam lazım, bana müsade millet” diye kalktı Tuna abim.
“nereye akşam akşam ?” sordu annem.
“bir arkadaşla görüşeceğim, söz verdim. Gitmem lazım kraliçem.”
“kim o arkadaş ? Biz tanıyor muyuz?” diye takıldım.
“ tanımıyorsun abiciğim”
“Tuna, bir yanlış yapmıyorsun değil mi oğlum ?” Babam sorduğunda, abimin bakışları aniden değişti.
“yanlış yapmıyorum baba, merak etme. Hadi görüşürüz “ diyip çıktı abim.
Konuşurken fazla düşünmesi, dikkatimden kaçmamıştı. Umarım abim bir yanlış yapmıyordur.
Geri dönmesi zor yanlışlar, insanın hayatına maal oluyordu çünkü.
.
.
Kahveden sonra, her kes odasına çekilmişti. Yengemlerin kendi odaları burada da vardı. Babam Mercan yengemin triplerini bildiği için, her an geldiklerinde hazır bir odaları olsun diye onlara ayrı oda ayırmıştı.
Telefonu kapatıp, yorganı kafama kadar çektiğimde, kendimi farkettim sanki, film şeridi gibi yaşadıklarım geçti gözümden. Her şey çok fazlaydı, nasıl dayandım bilmiyorum, hayatına düşkün, çocuk gibi olan o kızı nasıl benim gibi bir ruhsuza dönüştürdüler haberim bile olmadı.
Bir gün uyandım, ve kendi kararlarımı aldığımı farkettim, acımasız olmayı öğrendiğimi, ve hayata dair inançlı o bakışları kaybettiğimi gördüm aynadaki yansımamda.
Şimdi ise böyleyim, mesela her gün odama bırakılan o güller, normalde daha çok tepki verir, merak ederdim.
Şimdi o kadar da ilgimi çekmiyordu. Ya da insanların şanslıyım gibi bana hayran bakmaları, umurumda bile değil.
Şansım olsa bu çileyi çekmezdim..
Her kes unutmuştu belki ama benim yaşadıklarım hala aklımda tazeydi. Çok sevdiğin birinin bir anda hayatından çıkması... bir daha o boşluğu kimse doldurmuyordu.
.
.
Klassik bir iş sabahıydı bu gün ; Her zamanki gibi tam vaktinde otele gelmiştim.
Erken kalkmaktan nefret ederim, ama dakik bir insan olduğum için asla gecikmeyi sevmezdim. Bu kalabalık neydi böyle ? Meraklı bakışlarla arabadan indim.
Ne oluyordu burada, neden basın kapıdaydı ? Bildiğim kadarıyla her şey yolundaydı.
Heyecan tüm vücuduma hakim olurken, dikkatli ve güçlü adımlarla otel kapısına yönelmiştim. Genel müdür bendim, benden izin almadan kimse basına açıklama yapamazdı. Gerçi sorun neydi bilmiyorum bile.
Basın beni görünce neredeyse beni daireye alıp soru yağmuruna tutmuşlardı.
“Zehirlenme haberleri doğru mu Derya hanım ?”
“ malzemelerinizin eski olması haberleri ve mutfakta kontrolün yapılmaması doğru mu ?”
“yeni olmanız otelin geleceğini sarstı, siz ne düşünüyorsunuz? Bu sorumluluğu üstünüze alacak mısınız ?”
Basının sorularıyla, beynim dumanlandı. Ne zehirlenmesi ? Neler oluyordu ? Bu zamana kadar mutfakla ilgili problemimiz olmadı bile.
Otelin güvenliği otele girmem için yolu açınca hemen konuşmadan otele girdim.
“Sedef ? Ne oluyor ? “ sordum kararlı sesimle.
“Derya hanım, otelde büyük skandal var. Tüm medya bizi konuşuyor. Dün geceki nişan organizasyonunda, misafirlerin çoğu zehirlendi, hepsi sosyal medyada bizi paylaşıyor. Ne yapacağımızı şaştık”
“ne demek zehirlendiler, sen ne diyorsun, Sedef ? “ stres ve korkuyu derin bir şekilde hissettim.
Daha önce hiç böyle bir sorun yaşamamıştım; Ne yapacağımla ilgili hiç fikrim yoktu. Gergin bir şekilde yutkundum.
“Malesef, neden olduğunu bizde bilmiyoruz, ama şu an bu sorun çözülmezse, yönetim kurulu harekete geçe bilir. “
Derin nefes verdim.
“Tamam, sakin olmalıyız, ben halledeceğim. Otelin mutfak işlerini durdur, mutfağı kapat, kontrol edeceğim. Hiç bir mutfak görevlisi yerinden ayrılmayacak."
İlk kriz anın... hayırlı olsun Derya Özkan.
Nasıl halledeceğim bilmiyorum ama, her kesin gözünde kendimi doğrultmam bu meseleye bağlıydı.
Aniden kendimi bir krizin ortasında bulmuştum, küçük bir sorunda değildi. Otelde zehirlenme vakası olursa bu tüm otel zincirlerini etkilerdi.
Otel durmadan müşteri kaybeder, değerimiz aşağı inerdi. Ben bu işi nasıl halledeceğim şimdi ?
Bu sorunu yönetemezsem, sadece oteli değil kendi itibarımı da kaybedecektim.
.
.
Bölüm Yorumları