Sabah erkenden teyzemin bana olan seslenişleri ile uyandım; “Zehra kalk hadi! Geç kalacaksınız.” güne kocaman bir “off!” çekerek gözlerimi açtım. Bir karadenizli olarak kaçamayacağım kutsal bir görevim vardı; fındık toplamak. Yatağımdan hızla kalkıp hazırlanmaya başladım. Ben üstüme ince bir gömlek atıp dişlerimi fırçalarken kuzenlerim hazırdı bile. Mutfağa geçip bir lokma ekmek aldım elime sonra apar topar klasik köy lastiklerimizi giyip evden çıktık. Bizi almaya gelen kamyonetin olduğu yere doğru kuzenlerle boş sohbetler ede ede yürüyorduk. Oraya varıp beş dakika bekleyişten sonra kamyonet geldi ve hemen kasasına bindik. Sanırım fındığa gitmenin en güzel ve eğlenceli yanı kamyonetin sırtında ayakta gidip rüzgara karşı durmaktı. Karadeniz’in yemyeşil dağlarının arasında yaklaşık bir saat yolculuk yaptıktan sonra nihayet varacağımız yere gelmiştik. Şoför abi, kuzenlerimi, beni ve bir kaç kişiyi bu bahçe için seçti ve an itibari ile bır fındık günü daha başlamış oldu. Bahçeye doğru girdiğimiz de kuzenlerimle birbirimize bıkkınlıkla bir bakış attık. Çünkü bu bahçe diğerlerine göre oldukça dikti. Fındıkları toplayacağımız çuvalları alıp işe koyulduk. Bir kaç yaşıtımız erkek boylarının uzunluğundan sebep dalları sallıyor, bizden ayrı çalışıyordu. Gel zaman git zaman biz bahçede ki fındıkları toplaya toplaya tepelere çıktık ki; dal sallayan erkekler bizimke fındık toplamaya başladılar. İçlerinden birisini kuzenlerim tanıyordu ve neredeyse arkadaş hükmündeydiler. Onlar o çocuk ile sohbet ederken ben de hayatı sorgularcasına düşüncelere daldım. Sonra onların sohbetine katıldım ve çocuğun isminin “Aras” olduğunu öğrendim. Fakat bu sohbet pek uzun sürdürmeden aralarından çekildim. Biz vakitimizi bu şekilde doldururken bir yandan da miğdem feryat figan açlığını hissettiriyordu. Doğru düzgün sabah kahvaltısı yapmamıştım ve saatlerdir çalışıyordum. Tam açlıktan dayanamayacak haldeydim ki öğle yemeği vaktinin geldiği haber verildi. O an da resmen içime bir güç kuvvel doldu. Bahçe çok dik olduğundan düşmemek için dallara tutunarak aşağı doğru yürümeye çalıştım. Önümden Aras yürüyordu hızlı adımlarla. Bir anda arkasını dönüp elini bana uzattı ve “İstersen tutabilirsin,düşmemek için.” dedi kendisinden emin bir ses tonu ile. Onu aldırış etmeyen bir tavıra büründüm ve düşmemek için başka bir dala tutunup inerken “Gerek yok, ben yürüyebiliyorum.” dedim. Onun bu teklifine oldukça şaşırmıştım ama etkilendiğimi zannediyordanız maalesef ki yanılıyorsunuz.
Hepimiz yemek masasına oturup önümüze ne geldiyse yemeye başladık. O sırada bahçenin sahibi Serhat amca havadan sudan konuşuyor, ortamda ki sessizliği bozuyordu. Yemeği yedikten sonra kuzenlerim lavaboya, diğerleri ise sigara içmek için içeriden çıktılar. Yalnızca Serhat amca, ben ve Aras kalmıştık. Serhat amca gençliğinden, askerlik döneminden, bu fındık bahçelerinden bahsederken konu evliliğe geldi. Ve bana o klasik soruyu, yani “Dış görünüş mü,iç görünüş mü?” sorusunu sordu. “Bence ikisi de önemli. Sonuç olarak bir insanı ilk gördüğün de içini göremezsin. İlk dış görünüşe bakarım sonra tanırım ve içini görürüm.” diye yanıtladım. O sırada Aras da koltukta oturmuş çayını yudumlarken bizi dinliyor gibiydi. Biraz daha mola verdikten sonra bahçeye geri gitmek üzere ayaklandık. Yolda beş litrelik şişelere su doldurduk ve taşımaya başladık. Elbette başta ben taşımıyordum. İki tanesini Aras , iki tanesini de kuzenım yağmur taşıyordu. Daha sonrasında yorulmuş olacak ki ellerindekilerden bir tanesini bana verdi “Biraz da sen taşı herşeyi bizden bekliyorsun.” dedi ve güldü. O sırada Aras da kendi elindekilerden bir tanesini başkasına vermişti. Ben suyu taşıyor şakasına da söylenir gibi yapıyordum;” İnanmıyorum o kadar erkek varken su taşımak bize düştü. Şimdi ki erkeklerde centilmenlik de kalmadı” deyip güldüm. Hepsi bir şakaydı ama Aras biraz ciddiye almış olacak ki ; “Ver ben taşıyayım.” dedi. Umarım kabul ettiğimi zannetmemişsinizdir. “Gerek yok ben taşırım.” dedim ve biraz kaba olduğumu düşünüp ;”Hafif zaten.” deyip hafifçe güldüm.
Gel zaman git zaman sonunda gün bitmişti. kamyonun sırtına atlayıp eve geri döndük. Evde yalnızca bir tane banyo olsuğundan her gün olduğu gibi yine banyo sırası kavgası çıktıktan sonra sırayla herkes banyosunu yaptı ve yemeklerimizi yedik. O kadar çok yorulmuştuk ki; kendimizi hemen yatağa attık ve yorgun bedenimizle telefon oynadık. Birbirimiz ile konuşacak halimiz bile yoktu. Biraz sosyal medya da takılıp , video kaydırıyordum ki bir mesaj geldi. Aras’tan. Aras mesaj atmıştı. Numaramı kesin kuzenlerimden almıştı. Merakla mesaj kutuma girip ne yazdığını okumaya başladım. Yalnızca bir kaç cümle vardı ve çok şaşırdığım bir şeyi yazmıştı ; benden hoşlandığını…
Bölüm Yorumları