Şaşkınlıkla ekrana baktım. Ne diyebilirdim ki? Henüz tanışalı yalnızca bir gün olmuştu- ki üstelik doğru düzgün mubabbbetimiz bile yokken bana böyle bir mesaj atması oldukça ilginçti. Hemen Yağmur’a ve Leyla’ya haber verdim. İkisi birden evi inleten bir kahkaha patlattılar . Susmalarını rica edip ne yazsam diye düşünmeye başladım. Onu kibarca reddetmeliydim ve ben “Hayır” demekte oldukça zorlanan bir tipim. Yağmur ve Leyla hala gülüp kendi aralarında şakalar yaparken ben de klavyede yavaşça parmaklarımı harfler üzerinde gezdirmeye başladım. Sil , tekrar yaz derken mesajı en sonun da yolladım; “Henüz seninle tam olarak tanışmıyoruz bile. Ayrıca tanışıyor olsaydık bile ben bu işlere biraz uzağım. Seninle kurabileceğimiz tek ilişki yalnızca arkadaşca konuşmak. Bundan daha fazlasını bekleme lütfen.”
Mesajı attıktan sonra gerginlikle ne diyeceğini merak ettim ve gerginlikle beklemeye başladım. Bir kaç dakika sonra yanıt geldi. Benimle en azından arkadaş kalmak istediğini belirtmişti. Daha fazla diyecek bir şeyim yoktu. Mesaj kutusundan çıkıp biraz sosyal medya da dolaştıktan sonra günün yorgunluğu ile uyuya kaldım. Yarın asıl yaşadığım şehir olan Eskişehir’e gidecektik ve bu yüzden erken kalkmam lazımdı.
Sabah erkenden aile fertlerimin beni alelacele kaldırması ile uyandım. Yola çıkmadan yalnızca beş dakika önce beni uyandırmışlardı ve acele etmemi bekliyorlardı. “Off”layarak yataktan kalkıp, yolculuk için rahat kıyafetler giydim ve apar topar evden çıkıp yola koyulduk. Uzun bir yolculuk yapacaktık bu yüzden yanıma bolca aburcubur ve kulaklık aldım. Şarkı dinlerken bir yandan yolu seyrediyor , diğer yandan da overthinkliyordum. Eskişehir’e varmamıza çok az kalmıştı ki uzun bir trafik başladı. Bu trafik gece olsaydı sorun olmazdı çünkü gece yolculuklarını severim fakat bu trafiğin gündüz olması pek de hoşuma gitmemişti. Saatlerdir kulaklıkla olduğumdan en sonun da başım ağrıdı ve kulaklığı çıkarıp ailemle biraz sohbet etme kararı aldım. Babam araba kullanmaktan yorulmuş gözüküyor, annem de babam uyuyakalmasın diye sohbetler açmaya çalışıyordu. Yanımda oturan küçük kardeşim Alya ise Maşa ve Koca Ayı izliyordu. Uzun süredir onun telefona baktığını fark edince elinde ki telefonu istedim fakat beni reddetti. Tekrar sordum “Telefonu verirmisin artık?yeterli bu kadar.” Bu sefer mızırdanarak elinde ki telefonu sıkı sıkı tutunca daha fazla uğraşmak istemedim ve önüme dönüp yolu izlemeye koyuldum.
Bir kaç saat sonra nihayet eve varmıştık. Gelir gelmez bir duş alıp, üstüme pijama takımımı giydim. Uzun süredir memleket de olduğumuzdan buzdolabında yemek dahi yoktu ve ben çok açtım. Telefonu elime alıp online yemek siparişi için uygulamaların menülerinde yaklaşık yarım saat dolaştıktan sonra kararımı hamburger menu söylemek de kullandım. Benim bu hayatta ki bazı bağımlılıklarımdan biri de kesinlikle buydu. Sipariş ettikten yarım saat sonra zil çaldı. Gelenin yemeğim olduğunu bilme heyecanı ile koşarak kapıya yöneldim. Hızlıca dağınık olan saçlarımı elimle iki düzeltip kapıyı açtım. Kuryeye yemek ücretini verirken “Teşekkür ederim.” dedim ve kapıyı kapattım. Masaya geçip yemeğimi yemeye başladığım da okul grubundan bir mesaj geldi. Bu yaz okulumuz bir haftalık yaz kampı düzenleyecekmiş ve gelebilecek öğrencilerin kayıt yapması üzerine uzunca bir mesajdı. Mesajı okuduğum gibi hemen en yakın Arkadaşım Selin’e yazdım. Gitmek için çok heyecanlıydım ama o gelmezse ben de gitmezdim o yüzden hemen bu konu üzerinde konuşmamız lazımdı.
“Selin! Acil mesaja bakman lazım.”
Bir kaç dakika sonra Selinden yanıt geldi;
“Yaz kampına gidicez kızım evet!!”
Neden en yakın arkadaşım olduğunu şimdi anladınız mı? Ben henüz bir şey demeden ne diyeceğimi anlamıştı bile. Bu kıza bayılıyorum.
Heyecanla bu konu üzerinde bolca konuştuk. Selinin sevgilisi Aras’da bizimle aynı okulda olacağından o da gelecekti ve Selin bu yüzden çok daha mutluydu.
Kayıtlarımızı yaptırdıktan sonra yaz kampı için alışveriş yapmaya çıktık. Yaz gelmişti ve bizim doğru düzgün kıyafetimiz dahi yoktu. Kamp deniz kenarında bir ormanda gerçekleşecekti ve buna uygun kıyafetler almamız gerekiyordu. AVM’ye girip en sevdiğimiz mağazalarda ki kıyafetlere bakmaya başladık. Selin kendisine bolca crop ve şort bakarken telefonu çaldı. Bir süre telefon da konuştuktan sonra “Off”layarak telefonu kapatıp, “Zehra, annem aradı acil eve çağırıyor. İstanbul’dan kuzenlerim gelmiş.” dedi. Ben de zaten alacağım kıyafetleri seçmiştim. “Tamam Selin, şunları ödeyelim çıkarız. Hem kuzenlerinle ben de tanışmış olurum.” dedim ve hemen kıyafetlerin ücretini ödeyip AVM’den çıktık. Yolda gördüğümüz ilk taksiye binip Selin’lere doğru yol aldık. Yaklaşık yarım saat süren yolculukta pek konuşmadan, yalnız telefonlarımızla iglenirken nihayet varmıştık. Taksiden poşetleri indirip eve girdik. Selin tüm güler yüzlülüğü ile kuzenlerine doğru hızlı adımlarla yürüdü ve hepsi birbirine sarıldı. İstanbul’dan üç tane kuzeni gelmişti. Bir tanesini az çok tanıyordum,yani Gamze’yi. Fakat diğerlerini yalnızca fotoğraflardan görmüştüm. Onların sarılmalarını bir süre izledikten sonra, Selin beni kuzenleriyle tanıştırmaya başladı.
“Bu Gamze. Zaten tanışıyorsunuz. Bu bizden biraz daha küçük olan kuzenim;Aysima ve bu da yaramaz oğlumuz Uraz.”
“Memnun oldum. Ben de Zehra.” diyip elimi uzattım. İlk gamze önce elimi sıkıp,sonra sarıldı ve “Uzun zamandır görüşmemiştik.” diyip gülümsedi. Sonra Aysima elimi sıkarken gülümseyerek “Ben de memnun oldum.” dedi. Ben henüz elimi uzatmadan bu sefer Uraz elini uzatıp; “Bende memnun oldum.” dedi ve hafifçe gülümsedi. Az sonra Selinin annesi Burcu abla elin de soğuk içeceklerle gelip; “Hadi evde durmayın,bahçeye çıkıp biraz hava alın. Az sonra hava da kararır zaten gün batımını kaçırmayın.” dedi ve gülümseyerek tepsi de ki içecekleri tek tek ellerimize tutuşturdu. Biz de Burcu ablanın sözünü dinleyip bahçeye çıktık ve orada ki koltuklara oturup konuşmaya başladık. Selin kuzenleriyle bol bol gülerek sohbet ederken bende gün batımı seyrediyor ara da bir de fotoğrafını çekiyordum ki birden Uraz’ın ani sorusuyla odağımı gün batımından ayırdım.
Bölüm Yorumları