Her anı bir gün unutulmaya mahkumdur.
***
İlk hatırladığınız anı neydi? Bisiklet sürmeyi öğrendiğiniz gün mü veyahut annenizin yemek yemediğiniz için size kızdığı günlerden biri mi? Peki hatıranızda son kalan anıyı hiç düşündünüz mü bugüne kadar?
Kafamın içinde dönüp dolaşan tilkilere nazaran düşündüğüm tek şey hatırlayamadıklarımdı. Ne tuhaf, unutmanın bir ödül olduğunu düşünürdüm zaman zaman fakat şimdi unuttuklarıma ihtiyacım vardı. Son bir senemi kafamın içinden alıp götürmüştü bu kaza ve bense hala inatla bunun nasıl mümkün olduğunu düşünüyordum. Bazen bazı şeyler istediğimiz gibi gitmezdi ve o anı yok etmek isterdin, acaba unuttuğum bu sene bunlardan biri miydi de beynim hatırlamayı reddediyordu?
Yatağımdan doğrulmadan bakışlarımı odadaki aynama yönlendirdim, dün taburcu olmuştum ve ablamla beraber öğrenci evime gelmiştik. Birkaç gün benimle ilgilenecekti, sonrasında eşinin yanına Karabük'e geri dönecekti. Mavi irislerimle çehremi incelemeye başladığımda bunu hiç yapmadığım aklıma geldi, kendimi incelemeyi fazla sevmezdim. Her baktığım kıvrımımda kusurlarıma denk gelmek eskiden özgüvenimi etkilese de insan yaş aldıkça bunun çok da önemli olmadığını anlıyordu. O kusurlar olmadan ben, ben olamazdım ki.
Hastanenin o nahoş, kasvetli havasını üzerimden atmak için duş almıştım, ablamın yardımıyla. Omurgamda hala kırık olduğu için ters bir hareket yapmaktan kaçınıyordum ve akciğerimi tedavi ederken açtıkları kesinin izi duruyordu. Dikişlerim alınmıştı fakat yine de canım yanar diye nazik davranıyordum. Anlık bir kararla yataktan kalkıp aynanın karşısına dikildim, hala üzerimde olan bornozumu çıkarıp kendime bakmayı sürdürdüm.
İnsan bir senede ne kadar değişebilirdi ki? Bildiğim şeylerin yanında hatırlayamadıklarımın ne gibi bir etkisi olabilirdi?
Bakır renkte olan saçlarım biraz cansız duruyorlardı, genelde omuzlarımın hizasında kullanmayı tercih etsem de bir hayli uzamışlardı. Bana mı öyle geliyordu yoksa göz çevremde hafif bir kırışıklık mı vardı? Aynaya yaklaştığımda 22 yaşında olduğumu o an hatırladım, oysa 21 yaşımı hatırlamıyordum neredeyse. Mavi harelerim bedenimde gezindi, kilo almıştım. Çocukluğumdan beri kalın olan bacaklarım ve basenlerim artık dünyada daha çok yer kaplıyorlardı. Küçük göğüslerime baktığımda en azından aldığım kilonun onlara fayda etmesini dilerdim fakat 22 senedir aynı kalmayı başarmışlardı.
Parmak uçlarımla dikiş izlerini ve düşmenin etkisiyle oluşan birkaç morluğa dokunduğumda kendimi kötü hissetmeye başlamıştım.
‘’Meyra, giyinemedin mi hala? Yardıma geleyim mi? ‘’ diye ablam seslendiğinde düşüncelerimden sıyrıldım.
‘’Ben hallettim, merak etme. Geliyorum şimdi! ‘’
Giyinip odamdan çıktığım zaman ablamın enfes bir masa hazırladığını gördüm. Evim tam bir öğrenci evi olduğu için sadece tek bir odası vardı, ablam salondaki koltuğumda uyumuştu. Anlaşılan duş sonrasında kendini mutfağa atmıştı ve her zaman en iyi olduğu alanda hünerlerini sergilemişti.
Ağzıma yaptığı sigara böreklerinden birini atarken, ‘’Dolapta hiçbir şey yoktu, ne ara yaptın bunları? ‘’ diye sordum. Birlikte alışverişe de gitmemiştik.
‘’Devrim bizi hastaneden eve bıraktıktan sonra sen duşa girdiğinde tekrar uğradı, evde hiçbir şeyin olmadığını düşünüp bir şeyler almış, Allah razı olsun. Düşünceli çocuk. Para vermeye kalktım ama kabul etmedi, ben sana vereyim parayı. Bugün buluştuğunuzda verirsin. ‘’ o anlattığında adını duymak bile tebessüm etmeme sebep olmuştu, ben hastanedeyken her şeyle o ilgilenmişti. Evin yedek anahtarı Devrim'de olduğu için ablam burada kalabilmişti.
‘’Olur, bugün fizik tedaviye giderken veririm parayı. ‘’
Ben masaya otururken o çayları dolduruyordu. ‘’Çok iyi çocuk, maşallah boyu posu da yerinde. Seninle de çok ilgilendi, bir an olsun yanından ayrılmadı. Kaçırma bak bu çocuğu. ‘’ bu sözlerine gülmeden edemedim, kaçırmak isteyen yoktu ki zaten.
‘’Hemen yarına nikah kıyalım istersen, sen de buradasın nasılsa? ‘’ söylediğim cümleye o da güldüğünde uzattığı çayı aldım.
‘’Dalga geçme ablanla, böyle kötü günlerde belli olur her şey. Biz eniştenle nasıl anlaştık sanıyorsun? ‘’ omuz silktim, şuan onun evliliğinden daha önemli bir işim vardı, aç karnımı doyurmak gibi.
‘’Annemle bugün konuştun mu? ‘’ diye sordum, kendime gelir gelmez onlarla konuşmuş olsam da annemin endişelendiğini biliyordum. Hastaneye kaldırılırken sürekli aileme söylememelerini sayıkladığım için Devrim ablamla konuşmuş bu durumu önce. Ablamsa duyar duymaz Karabük'ten Antalya'ya gelmiş, annemler sebebini merak etse de bahanelerle geçiştirmiş. Belki annemle babam da Karabük'te yaşıyor olmasalardı bu durumu büyümeden halledebilirdik ama annemin içine kuşku düşmüştü bir kere. Annemin kalp hastalığı vardı ve durumum belli olana kadar anlatmamak en doğru karar olmuştu o an.
‘’Az önce konuştuk, rüyasında seni görmüş. Biraz kötü bir rüyaymış, Rabbim uzak etsin kötülükleri inşallah. `İçini ferah tut, kızına çok iyi bakıyorum` dedim. Gelmek istiyor buraya ama çok uzak, bir de babamı biliyorsun. Artık yaşlandılar. ‘’
Lokmamı yutup konuştum. ‘’Başörtünü ört de bir fotoğraf çekilelim, anneme gösterirsin gidince. İçi rahatlar. ‘’ dediğimi mantıklı bulmuş olacak ki oturduğu yerden kalkıp ilk bulduğu şalı örttü. Birkaç poz fotoğraf çekildik, ardından hastanedeki birkaç halimi çektiğini söylediği için kendi fotoğraflarıma baktım. Hepsinde berbat gözüktüğümü itiraf etmeliyim.
Yemek yerken bir yandan sohbet etmeyi sürdürdük, ablamla arada kavga etsek de bu zor zamanımda bana destek olması beni şanslı hissettirmişti. Düşünce yapılarımız farklıydı, zaman zaman ters düştüğümüz olurdu. O daha çok aile kavramına düşkündü, zaten bu sebeple annemin daha çok anlaştığı çocuğu oydu. Ben ona kıyasla bireysel hareket etmeyi seviyordum, kararlarımı kendim almayı istiyordum. Öyle ya, memleketimizden bayağı uzakta kalan bir şehirde okumak için onları ikna etmek zor olmuştu ama kazanan ben olmuştum.
Çalan telefonum sohbetimizi böldü, arayan Devrim'di. Evden çıkacağını söylediğinde hazırlanmam gerektiğini anladım, zaten randevu saatime az kalmıştı.
‘’Ben sofrayı toplarım, sen hazırlan da bekletme Devrim'i. ‘’ benimle birlikte masadan kalkan ablama teşekkür ettim ve odama geçip hazırlandım. Tedavi sırasında belimi açacağımı bildiğim için rahat kıyafetler giymiştim, korsemi çıkarmıştım. Aslında sadece belim ağrıdığında kullanmam gerekiyordu ama korse varken kendimi daha güvende hissettiğim için bazen gerek olmasa da kullanıyordum.
Devrim evin önünde beklediğine dair bir mesaj attığında çantamı alıp çıktım evden, onu bekletmek istemezdim. Onu yakın zamanda görmüş olsam da sanki haftalar sonra görecekmiş gibi bir heyecan kalbimin en içinde yerini aldığında tebessüm etmeden edemedim. Tenimi ürperten soğuk hava beni esir alsa da yeşil gözlerine kavuştuğumda içimi tatlı bir sıcaklık sardı, sanki merak ettiğim her şey o yeşillerinde saklıydı da sadece ben görebiliyordum bunu. Aramızdaki mesafeyi her bir adımımda kapatmıyormuş gibi hızlanma gereği hissettim, ona daha çabuk sarılabilmek için.
‘’Selam. ‘’ dediğimde bir şey söylemesine müsaade etmeden ona sarıldım, yüzüme çarpan parfümünün kokusunu fazlasıyla özlemiştim. Burnumdan içeri yavaş yavaş dolan o muazzam kokusu sanki içimde bir yerde bir şeylerin uyanmasını sağlıyordu, aşk gibi. Onu daha çok sarıp sarmalamak istesem de bahse varım ki ablam pencereden bizi izliyordu, bu sebeple sarılışımızı kısa kesmek zorunda kaldım.
Beni utandırmak için ‘’Çok özlemişsin bakıyorum. ‘’ dediği zaman içten içe utandım, o anda ilişkimizin ilk günlerindeki halime büründüm birden. Her şey yeniden başlamış gibiydi, bana ilk zamanlardaki hissettiğim o heyecanı tekrar tekrar yaşatıyordu fakat aynı zamanda bilindik bir his vardı, o yeşil harelerin yuvam olduğundan emindim. Nasıl olmazdım? Her bakışında damarlarımdaki her damla kanın ona koşmak için çırpınan kalbim sayesinde delice aktığını hissediyordum, sanki o bileklerimde geziniyordu ve onu hissetmek öylesine güzeldi ki hep böyle olsun istiyordum.
‘’Çok... ‘’ cümlenin devamını getirememiştim nedense.
‘’Şimdi bizi izleyen bir ablan olmasaydı, ayrı düştüğümüz her bir saniye için özenle öperdim yüzünün her yanını. ‘’ gözlerini bir an bile ayırmadan kurduğu bu cümleyi gece uyumadan düşüneceğime emindim ve hatta birkaç hayalle birlikte süslerdim bu cümleyi.
‘’Telafi edeceğin zamanı sabırsızlıkla bekliyor olacağım. ‘’ dedim. Eliyle arabayı işaret ettiğinde şoför koltuğunun yanında yerimi aldım, o da bindiğinde arabayı çalıştırdı. O arabayı kullanırken bakışlarım ister istemez ona kayıyordu, aslında ona sormak istediğim çok şey vardı. Birlikte neler yaşamıştık, hayatımızda değişen bir şey olmuş muydu veyahut onu hiç üzecek bir şey yapmış mıydım? Dilimin ucuna kadar gelen bütün soruları yutup bir süre sadece ona odaklanmak istedim, belki de uyanmamış olsaydım onu bir daha görememiş olacaktım. Zihnime yıldırım gibi düşen soruyla huzursuzluk tüm bedenimi sardı, acaba nasıl düşmüştüm?
‘’Çok sessizsin, bir şey mi oldu? ‘’ diye sorduğunda kendime geldim.
‘’Bir şey olmadı, sadece düşünüyordum. ‘’ dediğim zaman bana kaçamak bir bakış attı.
‘’Neyi düşünüyorsun güzelim? ‘’ hitabıyla tebessüm ettim farkında olmadan.
‘’Hatırlayamadıklarımı, bizi... En çok da seni. ‘’
‘’Her şey zamanla rayına oturacak Meyra'm, ben inanıyorum ki her şeyi hatırlayacaksın tekrar. Birlikte geçirdiğimiz tüm o güzel anıları sen de hatırlıyor olacaksın. ‘’ ismime eklediği iyelik ekiyle kalbime fazla dozda adrenalin enjekte etmişti, tabi bundan haberi yoktu. Kırmızı ışıkta durduğunda yaptığı ilk şey bana bakmak olmuştu. Parmak uçlarıyla yüzümü okşayıp adeta yüzümün her bir kıvrımını ezberlemek istercesine gözbebekleri yüzümde gezindi. O bunu yaparken nefesim kesildi ve bir anlığına tüm benliğim zihnimde bir bilinmezliğe doğru kayboldu, sadece o kaldı geriye.
‘’Mavilerini göremeyeceğim diye öyle korkmuştum ki yavaş yavaş aklımı yitireceğimi düşündüm hep. ‘’ dolan gözlerini benden sakınmak için bana doğru uzanıp alnıma bir öpücük kondurdu, öptüğü her bir yerin yandığından bihaberdi.
‘’Her şey geride kaldı sevgilim. ‘’ ona söylediğim cümleyi aslında kendime söylemek istediğimi o an fark etmiştim. Her şey gerçekten geride mi kalmıştı, zaman gösterecekti.
***
Tenimi ürperten hastane koridorunda yürürken bir yandan kendimi düşünceler aleminde bulmuştum, hayatım ne çok değişmişti. Binbir mücadele ederek kazandığım okulumu bir kaza yüzünden dondurmak zorunda kalmıştım, çünkü hiçbir şey hatırlamıyordum. Bu durumu nasıl toparlayacağımı kestiremiyordum, her şey hem altüst olmuş gibiydi hem de her şey olması gerektiği gibi ilerliyor gibi hissettiriyordu.
Devrim'le sözleştiğimiz yere doğru ilerlerken bir yandan telefonumu çantamdan çıkardım, onu arasam iyi olurdu. Fizik tedavi ünitesine girmek yerine beni dışarıda beklemek istemişti, aslında bu serin havada içeride olmasını isterdim fakat hastane ortamını sevmediğini bildiğim için bu kararını anlayışla karşılamıştım. Ona mesaj yazacağım sırada kulaklarıma dolan havlama sesi beni ürküttü, köpeklerden korkardım. Telaşla etrafıma baktığım sırada herhangi bir köpek görememiştim, uzakta mıydı acaba? Korkum baskın geldiği için adımlarımı hızlandırdım ve biraz ötede olan Devrim'in yanına doğru ilerledim. Kalp atışlarım kulaklarımda yankılanırken bir yandan kendimi telkin etmeye çalışıyordum. Tekrar bir havlama sesi duydum, bu kez daha yakındı. Korkuyla Devrim'e koştuğumda bir sorun olduğunu anlamıştı.
‘’Bir şey mi oldu Meyra, neden koşuyorsun? ‘’ diye sorduğu zaman bir şey demek yerine ona sarıldım, bedenimin titrediğini hissediyordum.
‘’Hastanede mi bir şey oldu? Hadi anlat güzelim. ‘’ telaşlı sesine yanıt verip onu rahatlatmak istesem de bir an sözcükler dudaklarımdan dökülmek yerine sadece derin nefesler aldım.
‘’K-Köpek... Köpek vardı yakınımda. ‘’ zorlukla durumu açıkladığımda biraz daha sakinleşmiştim. Çocukken köpek kovaladığı için içimde derin bir korku oluşturmuştu bu.
‘’Köpek yok ki görünürde hiç. ‘’ dese de beni teselli etmeye devam etmişti, köpeği görmesem de sesini duymuştum. Bunu açıklamayı es geçtim.
Daha iyi olduğumda arabaya geçtik. Koşarken belimi zorladığım için biraz ağrım vardı ama bir sıkıntı oluşturacağını düşünmedim.
‘’İyisin değil mi sevgilim? ‘’ kaç kez bunu sorduğunu saymamıştım ama onu telaşlandırdığım için bir an kendime kızdım.
‘’İyiyim merak etme, bir an telaş yaptım. ‘’ dediğimde elimi tutup bir öpücük kondurdu, gözlerini yoldan ayırmamıştı. Soluk borumdan aşağı kızgın lavlar aktığını hissettim bu hareketiyle, biraz garip bir tabir olmuştu belki ama bu duyguyu başka nasıl anlamlandıracağımı bilmiyordum.
‘’Ömer'le konuştum, bizim mekana geçmişler. Geleceğimizi söyledim ben de, hala gitmek istiyorsun değil mi? İstersen baş başa da bir şeyler yapabiliriz?’’ diye sordu.
‘’Seninle vakit geçirmeyi de özledim ama geleceğimizi söylediysen gitmemek ayıp olur. Başka bir zaman plan yaparız beraber. ‘’ dedim, benimle aynı fikirde olduğunu söyledi.
Tanıştığımız günden beri müdavimi olduğumuz kafenin yakınlarına arabayı park ettikten sonra el ele oraya ilerledik, kafeden içeri girdiğimizde dikkatimi çeken ilk şey dekorasyon farklılığıydı. Duvarlarına çizilen karikatürlerin yerini grafitiler almıştı.
‘’Duvarlar ne güzel olmuş, eski halini de seviyordum ama. ‘’ dedim.
‘’Birkaç ay oluyor değişeli, ilk gördüğün zaman hiç sevmediğini söylemiştin. ‘’ gülerek söylediği anı hatırlamamak bir anlığına beni üzse de tebessüm ederek geçiştirdim.
Bizimkilerin olduğu masaya doğru ilerledik beraber, bizi görünce sohbetlerini yarıda bırakıp bizi selamladılar. Hepsiyle teker teker kucaklaşmak yerine topluca selam verip boş olan iki sandalyeye oturduk.
Ömer her zamanki yerinde, yani Pelin'in yanında, yerini almıştı. Onların karşısında Reyhan ve Şeyda yan yana oturuyorlardı. Benim karşıma denk gelecek şekilde Batuhan, Devrim'in karşısındaysa en yakın arkadaşı Serhat oturuyordu.
‘’Nasılsın Meyra? Fizik Tedavi nasıldı? ‘’ Şeyda sorduğunda ona baktım.
‘’Henüz bir farklılık yok, arada ağrılarım oluyor ama olacak o kadar. Her zaman ölümden dönmüyorum, nazlanmam lazım. ‘’ diyerek güldüm, masada bu şakama tek gülmeyen kişi Devrim olmuştu. Zira bunun şakasının bile ona ağır geldiğini biliyordum. Masanın altından elimi tutarak bunu belli etti.
‘’Seninle gelmeyi çok istedim bugün ama dersime denk geldi randevu saatin. Sonraki günler gelmek istiyorum ama tıpkı senin benimle geldiğin gibi. ‘’ kurduğu cümlenin ardından pot kırmış gibi duraksadı Şeyda, bunun sebebini anlamıştım.
‘’Sorun değil Şeyda, bir şeyleri hatırlamamak benim kabul etmem gereken bir şey artık. ‘’ onun içini rahatlatmak için kurduğum cümleyle tebessüm etti.
‘’Okula geri döneceksin değil mi? Derslerden kaç gün muaf tutulacağını biliyor musun? ‘’ Pelin ilgiyle sorduğunda ona baktım.
‘’Okulu dondurdum ne yazık ki, devam etmek istesem de koca bir senenin dersleri hafızamın hiçbir yerinde yokken nasıl yapacağımı bilemedim. Diğer döneme kadar arayı kapatabilirim belki. ‘’ yanıtımla birlikte derin bir sessizlik gezindi masada, bundan rahatsız olmuştum.
‘’Sana yardımcı oluruz, merak etme. ‘’ Batuhan'ın kurduğu cümleye tebessüm ettim, Devrim tuttuğu elimi hafiften sıktığında bir kıskançlık dalgasının kıyıya vurduğunu anlamıştım.
‘’Her şey zamanla hallolur Meyra, keşke elimizden bir şey gelse de hemen yapsak. '' Şeyda'nın bu sözüne Ömer atladı: ‘’İstersen hatırlaman için bütün anıları tekrar yaşatalım sana. ‘’
Serhat sessizliğini bozup, ‘’Aslında neden olmasın? Belki bazı anılarını hatırlamak için güzel bir fikir olabilir bu. ‘’ dediğinde omuz silktim. Söyledikleri şeyler nedense başımı ağrıtmıştı, sanki kelimeler havada uçuşuyor ve sonrasında teker teker şakaklarıma çarpıyorlardı.
‘’O anı yeniden yaşamak veya o ana dair herhangi bir şeyle tekrar baş başa kalmak sana yardımcı olabilir Meyra, bu bir koku veyahut herhangi bir nesne bile olabilir. Bunun çok örneği var. Bence bir denemelisin. Tabi bu süreçte psikolojik destek alman daha sağlıklı olur, istersen... ‘’ Reyhan konuştuğunda sözünü Ömer böldü: ‘’Konuştu yine Psikolog Hanım... ‘’
Onlar kendi aralarında konuşmaya devam ederken konu başka yerlere evrilmişti ve ben katılmaya çalışsam da dikkatimi toplayamadığımı fark ettim, başım daha çok ağrıyordu. Bakışlarım bir anlığına Batuhan'a kaydığında onun bana baktığını gördüm, kaşlarını çatmıştı.
‘’İyi misin? ‘’ konuşmadan sadece dudaklarını oynattığında bakışlarımı Devrim'e çevirdim, buradan gitmeliydim. Sebebini bilmiyordum ama kendimi kötü hissediyordum.
‘’Gidebilir miyiz? Belim çok ağrıyor, sanırım koşarken zorladım. ‘’ dediğimde Devrim'le birlikte oradan ayrıldık, onun her zaman yanımda olmasını çok seviyordum. Beni hastaneye götürmeyi teklif etse de buna gerek olmadığını söyledim, belim aslında o kadar da ağrımıyordu ama masadan kalkmak için bir bahane bulmam gerekiyordu. Ona ağrımı dinlenince geçeceğini söylediğimde çok ikna olmasa da beni eve götürmüştü.
‘’Yarına kadar ağrın geçmezse söyle güzelim, hastaneye gidelim tamam mı? İhmal etme bu durumu. ‘’ arabadan inmeden önce söylediği cümleyle tebessüm ettim.
‘’Beni çok şımartıyorsun, böyle giderse hep nazlanırım bak. ‘’
‘’Bana uyar güzelim, bir ömür nazlan, tek sözüne kapında olurum. ‘’ söylediği bu hoş sözüne karşılık ne söyleyeceğimi bilemediğim için ona sarıldım, bazen bu sarılmanın hep kısa sürdüğünden yakınırdım içten içe. Sanki ona yakın olmak yetmezdi, her bir hücresi kadar ona karışmam gerekiyordu içimdeki bu yangını dindirebilmek için.
‘’Meyra'm, her ne olursa ilk bana haber ver tamam mı? Dikkat et eve girerken. ‘’ dediğinde beni ne kadar önemsediğini anlıyordum. Aslında sevgisini hep böyle dile getirmezdi ama kaza onu derinden üzmüştü belli ki.
Evden içeriye anahtarla girdiğimde ablamın evde olduğunu bir anlık dalgınlıkla unutmuştum, kapı sesini duyunca uzandığı koltuktan oturur pozisyona geldi.
‘’Meyra sen mi geldin? ‘’
‘’Evet abla, benim. ‘’ benden başkası olamazdı ya, neyse...
Yanına ilerlediğimde temizlik yaptığını anlamıştım, ev hiç olmadığı kadar düzenli duruyordu. Birkaç eşyanın yerini değiştirdiğini fark etsem de ses etmedim, o evine döndüğü zaman eski haline getirirdim eşyaları, kalbini kırmaya gerek yoktu.
‘’Ellerine sağlık abla, çok güzel olmuş ev. Zahmet etmeseydin keşke, birlikte yapardık. ‘’
‘’Ev çok fena haldeydi Meyra, ben olmasam yapacağın yokmuş vallahi! Biraz derli toplu olmaya alış, yarın bir gün evlendiğinde kapıya koyarlar böyle olursan. ‘’ söylediği sözlere göz devirmemek için kendimi zor tuttum.
‘’Çok isterse temizliği kendisi yapar abla, boş ver sen. ‘’deyip söyleneceğini bildiğim için odama kaçtım. Üstümü değiştirirken korsemi takmaya karar vermiştim, uyurken rahat olurdum en azından.
‘’Meyra... ‘’ fısıltıyla karışık bir ses duyduğumda ürperdim. Ablam mı seslenmişti acaba? Odanın kapısına ilerlerken tekrar aynı sesi duydum.
‘’Abla, sen mi seslendin? ‘’ yemek masasına tabakları yerleştiren ablama sorduğumda, ‘’Hayır, bir şey demedim ben. ‘’ diye yanıt verdi.
Odama geri çekildiğimde omuz silktim. Dalgınlığım yüzündendi büyük ihtimalle, başım da çok ağrıyordu zaten.
***
Bölüm sonu! Meyra'nın hayatını yavaş yavaş öğreniyoruz. Bölüm akışını nasıl buldunuz? ❤️
Bölüm Yorumları