Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Bir çocuk gibi ağlamaya başlamıştım.
Üzerime yığılan ağır, cansız kütlenin altında eziliyor, nefes almakta güçlük çekiyordum. Ellerim, ikimizin bedenleri arasında sıkışmıştı ve ne kadar o şeyi üzerimden kaldırmaya çalışsam da gereken gücü bir türlü kendimde bulamıyordum. Bir çocuk gibi ağlamaya devam etmekten başka çarem yok gibi gelirken cansız bir insanın altında ezilmekten ziyade asıl altında ezildiğim korku duygusu olabilirdi. Çünkü bu korku bana öylesine uzak, öylesine yabancıydı ki üzerime yığılan o soğuk ölümün altında kendi acizliğime şaşırmadan edemiyordum.
Daha on dakika öncesine kadar hayatım ne kadar da stabildi; telefonda video izlemekten, işyerimde öğrencilerime dans figürleri öğretmekten ve evime sadece uyumak için gitmekten ibaretti. Şimdi ise kontrolünü kaybetmiş, saniyeler önce beni avlamaya çalışan, vahşi bir yaratık olarak can veren bir insanın ağırlığı altında eziliyor, nefes almakta güçlük çekiyordum.
Altan’ın arka odaya doğru hızla koştuğunu fark etmiştim, sonrasında da birkaç el silah patlama sesi daha duyulmuştu salonda. Bir süre sonra geri döndüğünde, “Şş tamam geçti, sakin ol,” diyerek üzerimdeki cesedi aldı ve kenara attı. “Kapandı kapılar, güvendeyiz.”
Üzerimden alınan cesetle derin derin nefesler alırken aynı zamanda panikleyerek geri çekilmiştim. “Kapıları açabilirler mi?”
“Bilmiyorum ama o kadar zeki görünmüyorlardı,” diye konuşmaya başladığında ellerimle gözlerimi silmek istemiştim, aniden ellerimi tuttu. “Ellerini yıkamadan gözlerini silme, insanları saldırganlaştıran o şey her ne haltsa gözlerinden sana da bulaştırabilir. Daha nasıl bulaştığını bile bilmiyoruz.”
Bakışlarım bir an ellerime düştü; birkaç damla kan sıçramış ve kurumuştu. Zihnimde ise birkaç görüntü anımsanmıştı Altan’ın söylediği son sözlerden sonra. Bakışlarımı ellerimdeki o lekelerden ayırmadan, dudaklarımı zar zor aralayarak konuştum. “Tükürük ya da kan.”
“Virüs gibi,” dedi düşünür gibi, söylediği bu kelimeler aslında benim zihnimden geçen ancak dilimden dökülemeyen kelimelerdi. “Sen de gördün o kadını değil mi?”
“Evet gördüm,” derken başımı çok ağır bir şekilde sallıyordum. Gözyaşlarım hızlı bir şekilde kurumaya başlamıştı ve bu hisse odaklanmak gözlerimi kaşındırıyordu. “Saldırganlardan biri ısırdıktan sonra gözlerine ak düştü ve o da onlar gibi ısırmak istedi.” Duraksadım. “Kana susuyorlar.”
“Neden böyle düşündün?”
“Arka odanın kapısını kapatmak için odaya girdiğimde sesimi çıkarmamıştım ama o saldırgan benim orada olduğumu saniyesinde anladı, kafasını birden bana çevirdi. Boynundaki kemik seslerini duydum. Bedenimizdeki taze kan kokusunu alıyorlar.”
Altan, salonun ortasında gergin bir şekilde yürümeye başladı. “Isırılmamaya özen gösteriyoruz, ayrıca kanlara da temas etmeyelim.” Sessiz kalışım üzerine sözlerine devam etti. “Binada bizim gibi mahsur kalan insanlar olmalı, onları uyarmalıyız. İletişime geçmek için ses sisteminin kurulu olduğu bir oda falan var mı?”
“Yöneticimiz bazen duyurular yapar kendi odasından, orada olabilir ama yöneticimizin bugün gelip gelmediğini bilmiyorum. Gelmediyse odası kilitlidir.”
Bu bölümün ilk 13 paragrafını okudun. Geri kalanını okumak için ücretsiz hesabınla giriş yapabilir veya hemen kayıt olabilirsin.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Eline kalemine yüreğine sağlık yazarım 🤗🤗♥️🥰
Yorum
Yorum bulunamadı.