Düşüncelerimin ve senin davranışlarının beni bu kadar acıtacağını bilseydim seni sevebilir miydim?
Saye Gül Aytekin
Elimdeki kalemi yorgunlukla kağıdın üstüne bıraktım. Aklımı dağıtmak için başladığım bu işe kendimi o kadar kaptırmıştım ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Sürekli aynı pozisyonda oturmaktan tutulan bedenimi esnetip zorlukla ayağa kalktım.
Pencereden dışarıya baktığımda havanın çoktan kararmış olduğunu gördüm. Karnımdan gelen gurultuyla ofladım. Daha fazla oyalanmadan içinde yaptığım mesleği gözler önün seren odamdan çıktım. Abim bunun için bana bir çalışma odası kurabileceğini söylemişti ama istememiştim.
Alt kata indiğimde ev o kadar sessizdi ki tüm bedenim yalnız olmanın verdiği rahatsız edici hisle dolup taşmıştı. Yalnız kalmaktan korkuyordum. İstemsizce elim boynumda ki kar tanesi şeklinde ki kolyeye gitti. Kapının hemen yanındaki komidinin üstünde olan ev telefonuna resmen koşar adımlarla gitmiştim. Abimin numarasını tuşlarken diğer elim hala kolyemdeydi.
Sabırsız bir bekleyişin ardından abimin “ Efendim Saye” diyen ciddi sesiyle önce derin bir soluk aldım. “ Abi, nerdesin? Evde kimse yok çok korkuyorum.” dediğimde ,sesimin titremesine engel olamamıştım. Telefondan gelen silah patlama sesiyle yerimden sıçrarken abimin kısık sesli küfürlerini işitiyordum.Tam olarak neredeydi ve bu seslerde neydi?
“Saye, güzelim biraz bekler misin!?” dedikten sonra telefonu kapattı. “ Abi, Bora Abi!” cevap yok.
Yalnız olmamın verdiği korku yetmezmiş gibi telefonda duyduğum seslerde içime iyice endişe tohumları ekmişti. Tam olarak neyle uğraşıyordu ve ev neden bu kadar ıssızdı? Kendimi sakin kalmaya zorlayarak evin dış kapısını açtım ve kapının önüne oturdum. Eylül ayının başındaydık, hava sıcak sayılırdı. Güneş daha yeni batmıştı , sokak ışıkları etrafı aydınlatırken kimileri daha yeni eve gidiyor bazıları evlerinden çıkıyor, birkaç kedi duvarların üstünde yürüyordu.
Yalnız kalmaktan korktuğum için kendimi sokağa atmıştım. Çocuk gibi saçma sapan alışkanlıklarım ve korkularım vardı. Yalnızlık ,yükseklik korkusu sadece bunların ikisiydi. Acıkmış olmama rağmen içeriye girip yiyecek bir şeyler hazırlayamıyordum. Elimi kolyemin üstünde daireler çizerken çatık kaşlarla etrafı izliyordum.
Ne kadar orada oturdum bilmiyorum ama üşümeye başlamıştım. Kollarımı kendime sarıp ısınmaya çalıştım. Burada oturmak yerine eve girip sıcakta oturabilirdim ama yapamıyordum. Bazen yaşadığımız şeyler bizden bir şeyler eksiltirdi ve biz o eksikleri anılar kaybolmasın diye dolduramazdık.
Bir süre sonra bahçe kapısından giren arabayla rahat bir nefes aldım. Kapının önünde oturmayı bırakıp ayağa kalktım. Arabadan abimin çıkmasını beklerken abimin arkadaşı Kerem’i görmemle dudaklarımı büzdüm. Neden kendisi değilde arkadaşı buradaydı?
Açık kahverengi saçlarının birkaç tutamı alnına dökülmüştü, ela gözleri benim ,mavi gözlerimle buluşunca baştan aşağı beni süzdü. Kaşlarını çatmayı ihmal etmemişti. Hafif kemerli burnu , etli dudakları ve açık buğday teni ,yapılı bedeniyle karşımda durunca yüzüne bakmak için başımı kaldırdım. Abimden daha uzundu.
Çatık kaşlarının arasından yüzüme baktı.” Bu halinle dışarıda ne yapıyorsun Saye !” Sesinde ki sert tını beni ürkütmemişti. Bana tahammül edemediğini bildiği halde abim hep bu adamı karşıma dikiyordu. Üşüdüğüm için kollarımı biraz daha sıkı kendime sararken “ Abimi bekliyorum.” onun aksine sakince sorusuna cevap vermiştim.
“ Geç gelecek Bora, içeriye geçte yemek yiyelim.” vereceğim cevabı beklemeden aralık kapıyı açıp elindeki paketlerle içeriye girdi. Huzursuzca iç çekip arkasından eve girdim ,kapıyı kapattım. Sürekli abimle yanyana oldukları için hiç yabancılık çekmeden mutfağa geçmiş ve aldığı yemekleri beyaz çiçek desenli masaya dizmeye başlamıştı.
“ Kendisi gelmeyip neden seni başıma dikti acaba?” Hoşnutsuzluğum sesimden anlaşılıyordu. Beni hiç umursamadan aldığı çorbaların kapağını açtı , birisi mercimek diğeri kellepaça olan çorbayı öylesine izledim. Acıkmıştım ama Kerem cevap vermediği için yemek yemeyi düşünmüyordum. Aldığı diğer yemek paketlerini de açtıktan sonra sandalye çekip yerine yerleşti.
Bu adam kadar vurdumduymaz ve gıcık birini daha tanımıyorum!
Arkamı dönüp gitmek istiyordum ama evdeki kimsessizlik hissi beni durduruyordu.
Kerem “ Saye, birkaç saate Bora burada olacak. Gelip yemek yer misin?” deyince onun yaptığı gibi cevap vermeyip karşısında ki sandalyeyi çekip oturdum. Masadan bir kaşık alıp mercimek çorbasını yemeye başladım. Kerem ile atışmanın bir manası yoktu ve eğer onu sinirlendirirsem gitme ihtimali vardı. Yalnız kalmak istemiyordum. Dışarıda olunca yalnız kalmak gibi bir problemim olmuyordu ,rahattım ama evde yalnız kalınca korku tüm iliklerime işliyordu. Kerem arada başını kaldırıp yemek yeyip yemediğimi kontrol ediyordu.
Karnını doyurduktan sonra arkasına yaslandı. Ben ise isteksizce çorbayı bitirmeye çalışıyordum. Abimin nerede olduğunu deli gibi merak ediyordum ama bu karşımda ki inatçı adamın bana asla söylemeyeceğine emindim.
“ Kuş kadar bir şeysin zaten, bari önünde ki çorbayı bitir.” deyince çatık kaşlarımla yüzüne baktım. “ Söylemesen yapmayacaktım sanki ama şimdi yapmayacağım işte!” kaşığı bıraktım ve onun gibi arkama yaslandım.
“ La havle!” demesem daha iyiydi der gibi konuşunca içimden tebbessüm ederken dışarıdan kızgın bir ifadeyle yüzüne baktım. O’da bir panterden farksız keskin duruşuyla yüzüme bakıyordu. Burnu kalkmasın diye yüzüne söylemiyorum ama yakışıklı bir adamdı. Benden üç yaş büyüktü. Ben yirmi üç yaşımdaydım. Moda tasarımı bölümünü bitirmiştim ve kendime ait bir tekstil mağazam vardı. Yeni koleksiyon için bazen gün boyu odamda kalabiliyordum. Bugünde olduğu gibi. Kerem ise bir veteriner kliniği işletiyordu. Abimle çocukluk arkadaşıydı. Abim ise babamdan kalan şirketin başına geçmişti.
Tabi benim gördüğüm yüz buydu. Bunların aslında bir maske olduğunu çok sonradan acı bir şekilde öğrenecektim.
Şimdi onunla inatlaşmakla meşguldüm.
Kerem benimle daha fazla uğraşmak istemiyor olmalı ki masadaki boş paketleri topladı ve çöpe attı. Bunu yaparken bile kaşları çatıktı. Sanki hep sinirliymiş gibi ne zaman baksam kaşlarını çatıyor ve hızlı haraket ediyordu. Tam mutfaktan çıkacakken gitmesinden korktuğum için kolunu tutmuştum. Bedenini çevirmeden sadece kafasını çevirip suratıma baktı. Ne yapıyorsun der gibi gözlerinde soru işaretleri görüyordum resmen.
Boğazımı temizleyip sesimi sabit tutmaya çalıştım. Karşısında sürekli korkak bi kız gibi görünmek hoşuma gitmiyordu.
“ Gitme.”
Çatık kaşları düz bir ifade alırken kolunu tuttuğum ince parmaklarımı kolundan çekti,sakince bıraktı.
“Bir yere gittiğim yok. Salondayım. “
Sesinde ki sakinleştirici tınıyla gergince tebessüm ettim ve başımı eğdim. Parmaklarımla oynamaya başladım. Derin bir nefes alıp bıraktığını işittim. Sürekli beni istememesine rağmen bana sabrediyordu. Abimin olmadığı zamanlarda sürekli benimle ilgileniyor ve abimden farksız bir şekilde davranıyordu. Sadece biraz gıcık bir adamdı.
Ben sofradan kalkana kadar mutfak kapısına dayanmış telefonuyla uğraşmıştı. Masadaki her şeyi toparlayıp bize çay yaptım. Salona geçtiğimizde hep oturduğu gri tekli koltukta yerini almıştı. Bense televizyonu açıp izleyecek bir şeyler arıyordum.
“Saye”
Başımı çevirip ela gözlerine baktım. Sanki söyleyeceği şeyden hoşlanmayacağımı biliyormuş gibi yüzünde huzursuz bir ifade vardı. Düşüncelerini düzenlemeye çalışıyor olmalı ki alnındaki çizgiler belirginleşmişti. Elinde ki çay dolu kupayı onümüzdeki cam sehpaya koydu. Tek elini açık kahvrengi saçlarının arasından geçirdi ve karıştırdı. Düz gür saçları, darmadağın olmuştu.
“Ne söyleyeceksin?” fazla gergin davrandığı için beni de germişti.
Oflar gibi nefesini verdikten sonra öne eğildi,kollarını dizlerine yasladı.
“Hala hiçbir şey hatırlamıyor musun? “
Bakışları yalan söylememden korkarmış gibi yüzüme kenetlendi. Vereceğim cevap onu gerçekten etkileyecekmiş gibiydi. Neden şimdi durduk yere böyle bir şey sormuştu ki? Sekiz yıl öncesine ait olan hiçbir şeyi hatırlamıyordum. Hafızamın bir kısmı kayıplara karışmıştı.
Neden hafızamı kaybettiğimi de hatırlamıyordum. Şimdi neden konusunu açmıştı?
“Hayır. Bir şey hatırlamıyorum. Neden sordun? “ istemeden sesim soğuk çıkmıştı. Kerem ise ellerini tekrardan saçlarından geçirip saçlarını daha çok dağıtmıştı. Kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Anlamadım.
Yüzüme bakmadan “ Sadece sordum. Bir sebebi yok.” dedi ama bana hiç öyle gelmemişti. Bir anda böyle bir konuyu açması bile onu germişti. Sanki hatırlamamdan korkar gibi.
“ Kerem…o gün noldu?”
İşte şimdi sinirlenmişti.Ela gözleri daha da koyulaşmıştı. Dizinde ki sağ elini yumruk yapmıştı. Abim dahil çevremde ki herkes bir şeyler saklıyordu. Bunu hissediyordum ama kanıtlayamıyordum. Kerem tekli koltuktan hışımla kalkınca bende kalkmıştım.
“Kerem o gün ne oldu da hatırlamamdan bu kadar korkuyorsunuz?!” sesimi yükseltmiştim.
Ne yapacağını bilmez halde yanımdan geçip dış kapıya doğru gidince ,yalnız kalma korkusu bir anda tüm bedenimi sarmıştı.
Hızlı adımlarla arkasından yürüdüm. Kapıyı açtı, kaçarcasına aşağıya indi. Hemen arkasındaydım.
“Kerem!Kerem dur!” kolunu tutmaya çalışsam da yetişemedim. Bir anda bana yönünü dönünce hızını alamadım ve göğsüne çarptım. Çarpmanın şiddetiyle burnum acımıştı. Elimi burnuma kapattığım sırada korktuğum için gözlerim dolmuştu bile. Kerem kaşlarını çatarak bir adım ötesinde duran bana baktı. Bana baktığı her an daha da sinirleniyor gibiydi. Bana hiç tahammül edemiyordu dimi? Sol gözümden bir damla yaş düşünce,sağ yumruğunu daha çok sıkmıştı.
“ Çok acıdı mı?”
“ Taş gibi kas yaparsan tabi burnum acır!” bir yandan ağlarken bir yandan kızgınca , yumruk attığı eli gevşemiş sırıtmaya başlamıştı. Söylediklerim hoşuna gitmiş gibiydi!
“ Abime söyleyeceğim seni! Hep beni bırakıp gidiyorsun. Korktuğumu bilmiyor musun!”
Söylediklerimle yüzünde ki eğlenen ifade silindi. Onun yerine bana sabredemiyormuş gibi kafasını yukarıya kaldırdı.
Abim sürekli bunu yapıyordu. Derdi neydi ki beni sürekli bu adamla temas içinde bırakıyordu. Abimden çok bu adamın suratını görüyordum.
“Saye, bir yere gittiğim yok. Sigara içeceğim. “ deyince , elimi kaldırıp göz yaşlarımı sildim. Küskün bir şekilde kollarımı kendime sardım.
Hiçbir şey söylemeden çekip gitmeseydi o zaman!
Yanımdan ayrılıp arabasının yanına gitti ve birkaç dakika sonra sigarasını yakmıştı. Derin bir nefes çektiği sırada bakışları bahçenin dışında bir yere uzunca baktı. Baktıkça kaşları daha çok çatıldı. Onun kadar uzun değildim ve evin duvarından başka bir şey göremiyordum. Bir anda boştan kalan eliyle beni gölgesine çekince dengemi kaybedip sendeledim. Çok ani haraket ediyordu. Sigarasını dudaklarının arasına sıkıştırdı. Bakışları hala duvarın ötesinde bir yere kenetliydi.
Daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yaparak beni iyice gövdesine yaklaştırıp tek koluyla sarılınca nefesimi tutmuştum. Neden böyle davranıyordu?
“ Kerem ne yapıyorsun!?”
Belimde ki kolunu iyice sıkılaştırırken beni hiç duymuyor gibiydi. Diğer eliyle sigarayı yere atıp üstüne bastı. Sönen yarım sigaraya üzgünce baktım. Kerem sigarasını bitirmeden atmazdı.
Bugün sorduğu sorular ve verdiği tepkilerle beni çok germişti.
Üstelik bedenine bu kadar yakın olmak hiç iyi gelmemişti. Abimden daha sert ve baş döndüren bir kokusu vardı. O kadar sıkı sarılmıştı ki yanağım göğsüne yapışmıştı resmen.
“ Saye, bensiz sakın dışarıya çıkma.” demesiyle bedenim kaskatı kesilmişti. Gerçekten ne oluyordu? Boştaki elini cebine götürdüğü sırada telefonu da çalmıştı. Telefonu açtı.
Daha ne kadar sarılı kalacaktık!
Bir süre sessizce karşı tarafı dinledi ve kapattı.
Bana sarıldığı kolunu gevşetti ama bu sefer beni korumak ister gibi kolumu nazikçe tuttu ve eve doğru yürümeye başladık. Eve girince kapıyı örttü ve kilitledi. Yanımdan ayrıldı , tüm açık pencereleri örttü, perdeleri çekti.
O kadar garip davranıyordu ki ne diyeceğimi şaşırmıştım.
Işıkları açtıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi tekrar tekli koltuğuna yerleşti. Ben ise şaşkınca onu izliyordum. Son on dakikadır biz ne yaşıyorduk?
Hesap sorar gibi karşısına dikildim. Ne halt dönüyordu bilmek istiyorum.
“ Kerem, ne olduğunu söyleyecek misin?”
“ Hayır.”
Net ,itiraz istemeyen sesiyle kaşlarımı çatmama sebep olmuştu. Lakin karşımda ki adamın ne kadar inatçı olduğunu biliyordum ve konuşması konusunda onunla atışmadım. Hiçbir şey olmamış gibi koltuğa oturdum ve televizyonu karıştırmaya devam ettim. Zaten çayımda soğumuştu.
Onun ve kendi bardağımı alıp yeniden sıcak çay doldurdum. Önüne kupasını tekrardan indirdiğimde bu dünya da değilmiş gibi boş ama düşünceli bir ifadeyle beni izliyordu.
Omuz silktim. Bugün bu adamla uğraşmayacağım.
Saat epey geç olmuştu ve abim hala eve dönmemişti. Kerem ise hiç umursamadan kendisine çarşaf yastık getirip koltuğa kurulmuştu. Abim gelmeden asla evden gitmezdi.
Bu yüzden garipsemiyordum. Karşısında ki koltuğa oturdum , biraz kitap okusam fena olmazdı. Elimdeki Suç ve Ceza kitabına uzunca baktım. Hayır ilk okuyuşum değildi.
Bir süre kitap okuduktan sonra bitkin düşmüştüm. Abimin geleceği yok gibiydi ve Kerem çoktan uyumuştu.
Bu gamsızlıktan bende istiyorum!
Elimde ki kitabı sehpaya koydum ve cenin pozisyonu alarak uyumaya çalıştım. Zaten gün boyu çalıştığım için yorgundum. Uyku için çok beklememe gerek kalmamıştı.
Aklım hala Kerem’in garip davranışlarında ve abimin gelmeyişindeydi.
Gece boyunca ara ara uyanmıştım ama abim gelmemişti. Sabah Kerem’in sinirli sesiyle gözlerimi açtım.
Telefonla konuşuyordu ve baya sinirliydi. Salonun içinde bir ileri bir geri giderek volta atıyordu.
“ Bulacaksınız lan!” diyen sesi o kadar korkunçtu ki yattığım yerden doğrulmak zorunda kalmıştım. Gece sürekli uyandığım için hala uykusuz hissediyordum. Kerem telefonu kapattığı sırada beni farketti.
Boş gözlerle beni izledikten sonra mutfağa gitmişti. Onda ki gerginlik bana da bulaşmıştı.
Akşam üstüm açık uyuduğumu hatırlıyordum ,üstümde ki pembe pikeyi üstümden çekip katladım. Büyük ihtimalle ben uyuduğum sıra Kerem üstümü örtmüştü.
Salonu topladıktan sonra elimi yüzümü yıkayıp mutfağa gittim.
Kerem yumurta kırıyordu. Tüm kahvaltılıkları masaya sermişti. “ Günaydın” uykulu sesime sadece başını sallayarak cevap verdi.
Dünden çok daha huysuzdu.
Onu takmamaya çalışıp kendime çay doldurdum. Yumurtamı önümde ki tabağa koyduktan sonra kendisi de karşıma oturmuştu. İfadesiz suratından hiçbir şey anlayamıyordum. Huzursuz olduğu belliydi ama yüzünden bir şey anlaşılmıyordu.
Az önce ki sinirli telefon konuşmasını sormaya cesaret edemiyordum. Her an bana da kızacak gibiydi . Kaşlarını yine çatıktı ve hiç düzelmeyecek gibiydi.
Çalan kapının sesiyle yerimden kalktım. Ama o benden önce davranıp kapının önüne gitmişti bile. Neden bu kadar endişeliydi?
Kapının gözcü deliğinden baktıktan sonra kilitleri açtı . Kapıyı açtığında abimi görmemle dünden beri sıkıntı içinde olan bedenim gevşemişti.
Kerem yana çekildi, abime yol açtığında ,içeri girmesine fırsat vermeden koşup boynuna sarıldım. Abimin bedeni hafif sarsılmıştı .
“Saye”
“ Abi”
Sanki yıllardır görmemiş gibi sesim özlem dolu çıkmıştı.Kollarını belime sıkıca sardı.Saçlarımı kokladı ve arasına bir buse kondurdu.
Ailem abimden oluşuyordu. Ondan başka kimsem yoktu. Abim anne babamla konuşmuyor ve beni de konuşturmuyordu. Sebebini söylemiyordu ve öğrenmeme izin vermiyordu.
Sekiz yıl önce ne olduysa abim ailesiyle tüm bağını koparmıştı ve beni de alıp bambaşka bir şehire getirmişti. O zamanda beri burada yaşıyorduk . Babamın sağlığının kötüye gitmesiyle bir senedir abim şirketle ilgilenmeye başlamıştı. Ama bir daha eve dönmemiştik.
Bana sarılmayı bıraktığında ondan uzaklaştım. Kerem ‘hoş geldin kardeşim’ dedikten sonra kahvaltısına dönmüştü.
Abim sakince tüm bedenimi gözden geçirdikten sonra kapıdan içeriye girmişti ve kapıyı kapatmıştı.
İyi olduğumdan emin olmak için gözden geçirdiğini anlıyordum.Bilmediğim bir şeyler dönüyordu.
Gece hiç uyumamış gibi göz altlarında torba oluşmuştu. Benimkinin mavilerimin aksine kahverengi gözleri yorgun bakıyordu. Koyu kumral saçları dağılmıştı. Sabah giderken giydiği siyah bluz ve pantolonu yeşil bir kazak ve mavi jeanla değiştirmiş olması gözümden kaçmamıştı.
Ne haltlar dönüyordu bilmiyorum ama içimden bir ses ucunun bana dokunduğunu söylüyordu.
Abim kolunu omzuma attıktan sonra benimle mutfağa girmişti. Kerem hala kahvaltısını yapmakla meşguldü.
“ Ne yaptınız bensiz?” sesinden yorgunluk akıyordu.
Kerem alayla güldü. “ Saye’ye bakmakla meşguldüm. İnatçı kardeşin asla sözümü dinlemiyor.”
“Yalancı! Ne zaman sözünden çıktım. Asıl sen beni yalnız bıraktın!”
Abim ikimize baktı ve olumsuz vakasınız der gibi kafasını sağa sola salladı. İmayla bakmayı kesip boş sandelyelerin birine yerleşti. Abime çay doldururken huysuzca Kerem’e bakmayı ihmal etmiyordum.
“Benimkini de doldur sana zahmet” deyip bardağını önüme bırakınca sinirle soludum.
“Kerem! Senden nefret ediyorum!”
Güldü. Abimde güldü. Tek gülmeyen bendim.
“ Bence bana aşıksın.” dediğinde yüzüm renkten renge girerken daha çok sinirlenmiştim.
Aşkmış! Elimde kalacak bu adam.
Abim hiçbir şey demeyip gülünce şaşkınlıkla yüzüne baktım. Kızmak yerine gülüyordu.
Herkesin abisi kızardı benimki hiç umursamadan gülüyordu.
Kerem’le yaşamak çok zor…
Huysuzca yerime geçtim. keyifsiz bir şekilde kahvaltıma döndüm. Abim ara ara Kerem’le konuşup gülüyordu. Ben ise somurtuyordum.
Kerem kahvaltıdan sonra veteriner kliniğine gitmişti , abim ise odasına çıkıp uyumuştu.
Yorgun olduğunu farketmiştim ama akşama kadar uyuyacağını düşünmemiştim. Gece için hiçbir açıklama yapmamıştı.
Salondan gelen ev telefonunun sesiyle elimde ki salata tabağını tezgaha indirdim. Ev telefonunu sadece abim dışarıda iken kullanırdım ve abimden başka ev telefonunun numarasını bilen yoktu. Abim evde olduğuna göre kim arıyordu?
Dünden beri olan Kerem’in garip davranışları ve abimin hiçbir şey olmamış gibi davranışları canımı sıkıyordu , ne yapacağımı bilmiyordum.
Telefonun başında durduğumda hala çalıyordu. Açıp açmamak arasında gidip gelirken merakıma yenik düştüm.
En fazla ne olabilirdiki?
Bunun benim için bir dönüm noktası olacağını bilmiyordum.
“Efendim.” sesimi düz tutmaya çalışmıştım. Heyacanımın sesime yansımasına engel olmaya çalışıyordum. Bir süre karşı taraftan ses gelmedi.
Sadece karşıdakinin nefes seslerinden bir erkeğe ait olduğunu anlamıştım.
“ Efendim,Orada mısınız?”
Sessizliği artık beni germeye başlayınca telefonu kapatmak için kulağımdan çektim.
Tam o sırada ahizeden gelen sesle elim olduğu yerde kalmıştı.
“Saye…”
Ahizeden duyduğum ses tanımadığım kadar tanıdık bir sesti. Derinden gelen, sakin ve kalın bi tınıya ait olan bu sesi bir yerde duymuş gibiydim.
Hafızamı yoklasamda sesin sahibini hatırlayamamıştım. Ama o ses kalbimde anlamsız bir kıpırtıya sebep olmuştu. Kalp atışlarım neden hızlanmıştı?
İsmimi söyledikten sonra telefonu kapatmıştı. Telefonu yuvasına koyduğumda hala sesin sahibini düşünüyordum.
Geçmişte bir gün içerisinde yaşanan şeylerin beni bu kadar yıpratacağını bilseydim asla hatırlamamayı dilerdim…
Abim uyandığında ona yiyecek bir şeyler hazırlamıştım. Ardından odama çıkmış ve yeni koleksiyonum için çalışmaya devam etmiştim. Her boşluk bulduğumda ismimi söyleyen yabancı ses zihnimde yankılanıyordu. Kime aitse beni ciddi bir şekilde etkilemişti. Sabah okyanusu gibi derin kıpırtısız ve sakin olan bu sesin sahibini merak etmeye başlamıştım.
Abime , çalan telefondan hiç bahsetmemiştim. Gecenin geç saatinde abim kapıyı tıklattı , yine koyu kumral saçları darmadağındı. Yeni uykudan uyanmış gibi. Yatağımın sağ köşesine oturdu ve çizdiğim yaptığım kıyafetlerde uzunca inceledi.
“Çok yeteneklisin Abim.” dediğinde ona kocaman gülümsedim. Beni sürekli överdi.
Yerimden kalkıp dağıttığı saçlarını daha çok karıştırdığımda kızmak yerine beni gıdıklamaya başlamıştı.
Aşırı huylandığım için sesim tüm odayı doldurmuştu. Gülen tek ben değildim. Ben güldükçe abimde gülüyordu. Zar zor kendimi ellerinden kurtardığımda o hala gülümsüyordu.Gözlerinde her zaman bana olan merhametini net bir şekilde okuyabiliyordum. Şefkat ve bolca sevgi…Bunların yanında bugün toprak rengi harelerinde endişede kol geziyordu. Gülüyordu ama bu endişesini gizleyemiyordu.
“Dün sabah Kerem hiddetle biriyle konuşuyordu. Çok sinirliydi.”. yüzünde ki gülümseme soldu. Ellerini burnunun kemerine sonra ensesine götürdü. Bunu ne zaman benden bir şey saklasa farketmeden yapıyordu. Bunu yaptığının farkında değildi.
“ Sevgilisiyle falan tartışmıştır.” dediğinde bakışlarını tam düşündüğüm gibi benden kaçırmıştı. Yalan söylüyordu.
Abim gerçekten benden bir şey saklıyordu.
“ Kerem’in ne zamandan beri sevgilisi var? Hiç bahsetmedi. “ sorgular gibi yüzüne baktığımda elini tekrar burun kemerine ve ensesine götürdü.
“ Yeni, belki sonra söyler sana.” dedikten sonra ayağa kalktı ve odadan çıkmak için bana arkasını döndü.
“ Abi, benden ne saklıyorsun?” bana doğru dönmedi ama adım atmayı bıraktı.
“ Saye, uyu.”
Odadan çıktı. Doğduğumdan beri abim sadece beni korumak için yalan söylemeye kalkışırdı. Aksi durumda asla dürüstlüğünden ödün vermezdi. Her ne oluyorsa boyumu aşacak kadar ciddi olmalıydı.
Aradan iki gün geçmişti. Abim dün beni evde bırakınca arkadaşım Seher’i aramıştım. Seher yalnız kalmaktan korktuğumu bildiği için tereddüt etmeden evime gelmişti. Üniversitenin ilk senesi tanıştığım bu esmer güzeli kız beni hiçbir zaman korkularımla yalnız bırakmamıştı.
Seher’in kestane rengi saçları , orman yeşili gözleri , yuvarlak yüzüne uygun minik burnu ,buğday teni ve belirgin vücut hatlarıyla gerçekten esmer güzeliydi. Abim benim için işletme açınca onu da yanıma davet etmiştim. Üniversiteden beri süren arkadaşlığımızın bozulduğunu düşünemiyordum bile. İşletmede güzel iş çıkartıyorduk.
Bir süre onunla yeni koleksiyon hakkında konuştuktan sonra salona geçip bir komedi dizisi açmıştık. Önümüzde abur cubur tabaklarıyla ,içeceklerimiz duruyordu. Onun yanındayken birçok endişemi unutuyordum.
Narin tınıdaki sesiyle kendi kendine bir şarkı mırıldanmaya başlamıştı.
“ Seher, geçen ev telefonu çaldı.” dediğimde önce hiçbir tepki vermedi daha sonra farkettiği şeyle ince kaşları çatıldı.
“ İyi de ,o telefonu sadece Bora’yı ararken kullanmıyor muydun?Karşıdan arama hiç gelmez ki.Bora bile o numaradan sana dönüş yapmaz.” dedikten sonra sustu.
“ Telefonda bir adam ismimi söyledi ve kapattı.” Yayılarak oturduğu koltuktan doğruldu ve saçlarının bir tutamını parmaklarına doladı.
“ Adamın kim olduğunu biliyor musun?”
“Hayır. Ama sesi bir yerden duymuş gibiyim.”
Bundan kimseye bahsetmemiştim ama Seher en yakın arkadaşım olarak bana bi fikir verebilirdi.
“Saye, o numarayı Bora bana bile vermedi. O adam nasıl buldu ki numarayı? Bana hiç güvenli gelmedi. Bora’ya söyledin mi?”
Gergince alt dudağımı dişlerimin arasına sıkıştırıp yüzüne baktığımda. İnce kaşlarını çatmıştı.
“Söylemedim Seher.” sesin kime ait olduğunu bulmak istiyordum ve abime söylersem bunu kesinlikle reddederdi.
“ Canım arkadaşım sen acaba kafayı işle çok mu bozdun? Ondan mı doğru kararlar alamıyorsun.” dediğinde güzel gözlerine bakıp somurttum.
Sadece bir şeyler öğrenmek istemiştim.
“ Seher, adamın sesi tanıdık diyorum. Abime söylersem hayatta aramama izin vermez.” Saçıyla oynamayı bırakıp kucağımda ki ellerimi tuttu.
“Canım arkadaşım, özür dilerim ama Bora haklı.Tanıdığını düşündüğün kişi ya kötü biriyse. Ya başına bir şey getirirse? O zaman Bora’ya söylemedin diye pişman olmaz mısın?”
Ellerimi ellerinden çektim. Bora bana bir şey söylemiyordu ki ben ona bir şey anlatayım.
“Seher ,Bora ve Kerem bu aralar çok garip davranıyor. Birkaç gün önce Kerem buradaydı ve bir ara dışarıya çıkmak zorunda kaldığımızda duvarın ilerisine baktı ,istemediği birini görmüş gibiydi. Ortam bir anda çok gerildi. Sonra sanki beni korumak ister gibi bana sarıldı. Üstelik abimde eve gelmedi, geldiğinde de hiç uyumamış gibiydi. Üstünde ki kıyafetler sabah giyip gittiklerinden farklı döndü eve. Kerem de sabahına telefonda biriyle konuşuyordu ve çok sinirliydi. “
Seher kafası karışmış bir şekilde bir süre suratımı izledi.
“Dinle. İşte bu yüzden arayan numarayı abine söylemeliyiz. Baksana normal değil olanlar. Üstelik Kerem’in yapacağı şeyler değil bunlar.Bir şeyler dönüyor ve tehlikeli gibi.”
İkna etmek ister gibi yumuşak bakınca ofladım.
Sesin sahibini hala merak ediyordum.
“Seher ya! “ kızgın ifadeyle suratına baktığımda güldü.
“Kızarken bile çok tatlısın Maviş.” dediğinde gülümsedim. Uzanıp bana sıkıca sarıldı.
Üzgünüm Seher ama bunu abime söylemeyeceğim.
Gecenin sonunda etrafı toparlayıp uyumuştuk.
Aradan geçen günlerde abim eve sürekli geç geliyordu, bazense hiç gelmiyordu. Onun yokluğunda ya Kerem yanımda duruyordu ya da Seher.
Kerem geldiği günlerde yanımdan bi saniye ayrılmıyordu ve komik olmayan esprileriyle ortamın havasını değiştirmeye çalışıyordu.
Bugün tamamladığım koleksiyonu sunmak için işletmeme gelmiştim.Benim haricimde birçok tasarımcı vardı. Ben işimi sevdiğim için yapıyordum ama çoğu insan sadece karnını doyurmanın peşindeydi.
Çalışmasam bile bana ölene kadar yetecek maddiyatım vardı. Abimin başına geçtiği şirketin yarı hissesi bana aitti ve oradan gelen girdiyi neredeyse hiç kullanmıyordum.
Yapacağımız toplantıya son on dakika kaldığı sırada yabancı bir numaradan gelen aramayla tüm dikkatim dağılmıştı.
Gelen aramayı açmadım. Hemen arkasından Kerem Aramıştı. Telefonu açacağım sırada yanıma gelen yardımcı asistan Sevgi’yi dinlemek için aramayı yanıtlamadım.
Sevgi, kısa sarı saçlarını bugün küçük siyah tokalarla tutturmuş, kısa siyah kalem eteği ve beyaz bluzuyla her zamanki ciddiyetini gözler önüne sermişti. Nazik saygılı bir ifadeyle küçük bir tebbesümün ardından “Saye Hanım,toplantı başlamak üzere,içeriye geçmeliyiz.” dediğinde bende gülümsedim ve ondan önce koridoru dönüp yarısı boyalı yarısı cam olan kapıyı açtım. Herkes masada yerini almıştı.
“Günaydın arkadaşlar.” dediğimde hepsi selamımı almış ve söyleyeceğim şeyleri dinlemek için kulak kabartmıştı.
Bana karşı hiçbir saygısızlığını görmediğim ekibi seviyordum.
“Koleksiyonu bitirdim, dün akşam kopyaları size ulaştırdım. Koleksiyon hakkında ne düşünüyorsunuz?” dediğimde
Aslı “ Daha önce yaptıklarımızdan baya farklı.”
diğerleri onu onayladı.
Yaren” Bu sefer baya cürretkarız.Tasarımlardan özgüven ve şıklık akıyor.”
Evet bu sefer biraz daha asi davranmış ve çizgilerimi sert taraftan yana kullanmıştım.
Seren “ Bunları üstümde görmek istiyorum.” dediğinde gülümsemiştim.Oyuncak bebek gibi olan çakma sarışın kızın kıvrımlı bedenine çizdiğim kıyafetler kesinlikle çok yakışırdı.
“O zaman kimsenin itirazı yoksa gerekli
işlemleri başlatalım.” hepsi içtenlikle güldü ve ekip iş başı yapmak için masalardan birbir ayrıldı.
Toplantıya o kadar dalmıştım ki çalan telefonu unutmuştum. Tekrar iş başı yapmanın verdiği keyifle kendime bir kahve söyledim.
Sevgi kapıyı çalıp ‘gir’ komutuyla elinde ki kahve kupasıyla içeri girdi. Bardağı önüme bıraktıkdan sonra çıktı. Kahvemden bir yudum aldığım sırada tekrar arayan yabancı numarayla yutkunmuştum. Telefonu açıp ,kulağıma yasladım.
Karşı taraf konuşana kadar ses çıkarmayı düşünmüyordum. İki hafta sonra tekrar yabancı numaranın beni araması beni korkutmaya başlamıştı.Ev telefonu haricinde cep telefonumun numarasını da biliyor oluşu gözümden kaçmamıştı.
“Ateşin Gülü ,tanımadın mı beni?”
Aynı ses…
Yanılmamıştım. Aynı kişiydi. Ses beynimin içinde dönüp dururken etraftaki her şey dönmeye başlamıştı. Elimde ki bardak yere düştüğünde bardak kırılırken kahve her tarafa sıçramıştı. Dengemi kaybederken bu sesi ve bu seslenişi nerden duyduğumu hatırlamaya çalışıyordum.
Ses tanıdıktı,seslenişte…
Başıma keskin bir ağrı saplanırken tüm bedenim sıtma tutmuş gibi titremeye başlamıştı.
Ateşin Gülü
“ Neden böyle dedin ki?”
“Ben Ateşim sen ise benim gölgemde ki Siyah Gülsün”
Kelimeler zihnimde dönmeye başladığında başımdaki ağrı daha da şiddetlenmişti. Ağrısına dayanamayıp çığlık attığımda tüm sesler bir anda kesilmişti. Olduğum yere çöktüğümde yerdeki kahve üstüme bulaşmıştı ve bardağın bir parçası dizimi kesmişti. Ancak başımda ki ağrı o kadar şiddetliydi ki gözlerimden yaşlar dökülürken bunların hiçbirinin farkında değildim.
Kapının açıldığını ve Sevgi’nin içeriye girdiğini bile farketmemiştim.
“Saye Hanım!”
Saye yanıma diz çökmüştü ve ellerini başımın iki yanında ki ellerimin üstüne koymuştu.
“Saye Hanım, beni duyuyor musunuz!İyi misiniz?! “ diyen endişeli ürkek sesini duyuyordum ama tepki veremiyordum.
Az önce ne olmuştu?
Duyduğum sesler de neydi?
Ellerimi ağrıyan başımdan çekip yere düşen telefonu aldığımda arama çoktan kapanmıştı.
Sevgi korku içinde yüzüme bakıyordu.
“Saye Hanım , hastanaye gitmek ister misiniz?İyi görünmüyorsunuz.” sesinden endişelendiği açıktı.
“Bana ne olduğunu bilmiyorum Sevgi” sesim baş ağrısından dolayı kısık ve yorgun çıkmıştı.
Kolumun altından tutup beni kaldırdı ve koltuğa oturttu.
“Diziniz kesilmiş, ben ilk yardım çantasını alıp geleceğim.” dedikten sonra onaylamamı beklemeden çıkıp gitmişti.
O her kimse daha önceden tanıdığım biri olmalıydı. Geçmişimde kalan ve unuttuğum biri.
Kalp atışlarımı hızlandıracak kadar önemli biri…
Sevgi dizime pansuman yaptıktan sonra yerdeki dağınıklığı toplaması için görevlileri çağırmıştı. Başım çok şiddetli olmasa da hala ağrıyordu. Daha fazla şirkette kalmak yerine dışarıya çıkmaya karar vermiştim. Çantamı alıp odamdan çıkmak üzereydim ki kapı bir anda açıldı ve içeriye Kerem girdi. Bir anda içeriye girince irkilmiştim. Endişe dolu bakışlarıyla beni süzdükten sonra şu ana kadar tuttuğunu fark etmediği nefesini sertçe verdi.
Aceleyle gelmiş olmalı ki beyaz veteriner önlüğü üstündeydi.Ağır adımlarla gelip tam karşımda durdu.
Birkaç haftadır olan her şey beni çok geriyordu. Sürekli tetik halinde olan bu adamda gittikçe sabırımı zorluyordu.
“İyi misin sen? Odama destursuz bir anda nasıl dalarsın!?”
Sesim biraz yüksek çıktığı için yüzünü buruşturdu.
“Sen iyi misin? “
“İyiyim Kerem, asıl sen iyi misin!”
“ Bağırıp durma bana, beynimi yedin!?”
Kızmıştı ama sesini yükseltmemişti. Bazen çok huysuz olsa da bir kez olsun bana bağırdığını görmemiştim zaten.
Kızgın bakışlarını yüzümden ayırdı ,sol eliyle saçlarını karıştırdı.
“ Özür dilerim, haklısın bir anda içeriye girmemeliydim.Sadece endişeliydim. Telefonlarımı neden açmadın?”
İki adım atıp tam karşısında durdum.Dik dik suratını izlemeye başladım. Aslında ne tepki vermem gerektiğini düşünüyordum. Olan her şey beni ürkütmeye başlamıştı. Tahmin ettiğimden daha hızlı gelmiş olmalı ki alnında boncuk boncuk terler oluşmuştu.Nefes alışları hala düzene girmemişti.
Onu izlememden rahatsız olmuş olmalı ki boğazını temizler gibi ses çıkartıp bir adım geriye gitti.
“ Kerem…neler oluyor?” sesim sandığımdan daha kısık çıkmıştı. Güzel gözleri iki saniye kadar beni süzdü ardından omuz silkti ve umursamaz bir tavır takındı.
“ Bir şey olmuyor.Sadece seni merak ettim, telefonlarımı açmayınca…” ağzından bir şeyler gevelemesi beni iyice sinir etmişti.
“ Gördüğün gibi iyiyim. Biraz dışarıya çıkacaktım o kadar.”
Umursamaz bakışları beni tekrar süzdü sanki içeriye girdiğinde görmemiş gibi dizimde ki küçük sargıyı görünce kaşları anında kavislendi.
“ Bu ne? Nasıl oldu bu?” bir anda önümde tek dizinin üstüne çöktüğünde bir adım geriledim. Kafayı mı yedi bu?
Sargının altında ki yarayı görmek istemiş olmalı ki elini dizime uzatınca bir adım daha geriye gittim.
“Kerem küçük bir çizik.Sen gerçekten iyi misin?”
Şüpheyle yüzüne baktığımda tekrar ayağa kalktı.Elini saçlarından geçirip ensesine götürdü. Sıkıntıyla soluk alıp verdi.
“ Dışarıya çıkıyordun. Beraber gidelim. Kurt gibi açım.”
Sorumu es geçti ve cevabımı beklemeden odamdan çıktı. Arkasından bir süre bakakaldım.O kadar saçma bir durumun içindeydim ki. Bir süre bir yere çöküp ağlamak istiyordum.
Kerem’in arkasından aşağıya indiğimde beni şirketin kapısının önünde bekliyordu. Yanına gelince siyah arabasının sürücü koltuğuna yerleşmişti bile. Yanında ki koltuğa yerleştikten sonra emniyet kemerimi taktım. Arabayı sakince sürmeye başladı ,on dakika kadar sonra Kerem bir anda arabayı hızlı sürmeye başladı. Bakışlarım onu bulduğunda ara ara gözleri yan aynayı buluyor gaza daha çok yükleniyordu.
“Kerem, yavaşla!” bir anda hızlandığı için sarsılmıştım.
“Saye sıkı tutun.” demesiyle araçları sollu sağlı geçmeye başlaması bir oldu. Yüzümün korkudan bembeyaz olduğuna emindim. Korkuyla emniyet kemerine daha sıkı sarıldım.
Dengesiz herif bir anda maganda olmaya karar vermişti.
“Kerem noluyor , korkuyorum yavaşla!” sesim korkudan yüksek çıkmasıyla anlık olarak bana baktı. “ Siktir!” bir saniye sonra duyduğum silah sesiyle attığım çığlık arabayı doldurdu.
Silah sesi mi!
“Saye korkma!”
Bir andan arabayı son sürat sürerken bir yandan bana bakıyordu.
“ Kerem, s-silah patladı. “
Bir kez daha küfür etmişti.
“Saye abini ara, çabuk ol.”
Korka korka çantamı açtığımda ellerim titriyordu. Telefonu çantamdan çıkarıp ekranı açmaya çalışmama rağmen açılmadığında yutkundum.
“Kerem , telefonum açılmıyor.” Sesim titremeye başlamıştı.
“Hasiktir!” Tekrardan patlayan silah sesiyle ellerimi kulaklarıma kapatmıştım. Korkudan ağlamaya başlamıştım. Burada ölecek miydik?
Kerem arabayı işlek yollardan ayırıp gecekondu mahallelerinden birine girince arabayı durdurdu.
Arkamızda ki araçla bir mesafemiz var olmalı ki ,hızlıca aracın torpido gözünden bir silah çıkarınca göz bebeklerim büyümüştü. Arabadan inip benim tarafımın kapısını açtı. Üstüme eğildi ve emniyet kemerimi açtı.
Kolumdan tutup beni araban çıkarınca hızlı adımlarla sokakların birine girdi.
“Kerem onlar kimdi?”
O kadar çok korkmuştum ki hala sesim titriyordu.
“ Saye bunu atlatalım söz veriyorum anlatacağım.Şimdi beni takip et nolur.” Sesinde ki endişe beni daha çok ürkütüyordu. Dar sokaklardan geçerken ayağımda ki topuklu ayakkabılar bana hiç yardımcı olmuyordu.
Sürekli taşlara takılıyor ve dengemi kaybediyordum. Kerem bir elimi sımsıkı tutup beni sokakların içine çekiyordu.
“Kerem yürüyemiyorum, nolur dur” dediğimde durdu ve bana baktı. Ağlamaktan kızarmış gözlerimi görünce kaşları biraz daha çatıldı. Hızlı gittiğimiz için nefes nefese kalmıştım. Üstümde ki etek ve gömleğe baktı.Bakışları en son topuklu ayakkabı içinde ki ayaklarımı bulunca eğildi ve ayakkabılarımı nazikçe ayağımdan çıkardı. Ayakkabılarımı bana verdikten sonra dizlerimin altından kolunu geçirdi ve beni omzuna attı. Bir anda yaptığı şeyle ağzımdan küçük bir çığlık kopmuştu.
“Kerem!”
“ Sessiz ol.” koşarcasına yürüdüğümüz için hala nefeslerimiz yerine gelmediğinden sesi pütürlü çıkmıştı.
Bir sürü sokağı arkamızda bıraktığımızda ben hala omzundaydım. Bir sokak arasında beni nazikçe yere indirdiğinde. Yorulmuş olmalı ki doğrulduğunda bir elini kirli duvara yasladı ,derin derin nefes almaya başladı.
Alnında ki terler teninde yol çizmişti. Bakışları arkamda bir yeri bulduğunda belinde ki silahı çıkarması ve beni kollarının arasına hapsetmesi bir olmuştu.
“ Geri çekil!” Kerem’in gür sesi sokağı doldurduğunda kafamı göğsünden ayırıp kendimi karşıya bakmaya zorladım. Korkudan titriyordum.
Güneş arkasından vurduğu için yüzünü göremiyordum ama elinde ki silahı Kerem’e doğrultuğunu görebiliyordum.
“ Korkmaz, kızı ver gerisine karışma. “ Kalın sesi çok korkunç gelmişti kulağıma.
“ Ölürüm vermem lan!” Kerem ‘in bir anda tetiğe basmasıyla önce silahın sesi daha sonra acı dolu bir inilti sokağı doldurmuştu. Karşıda ki adamın yere düşen bedeniyle kafamı korkuyla tekrar Kerem’in gögsüne gömdüm.
Kerem silah kullanabiliyordu. Takip edilmiştik.
Tüm dünyam bir anda darmadağın olmuştu.
Yaşadığım normal hayat sanki bir anda kırılıp parçalara bölünmüştü. Kafamı kaldırıp Kerem’e baktım.
Gözlerimde ki bakışı görmesiyle yutkundu.
Kerem katil olmuştu….yoksa zaten katil miydi?
“Adamı öldürdün, sen bir insan öldürdün.”
Fısıltıyla çıkan sesimle bedeni kaskatı kesildi.
Kollarının arasından onu sertçe iterek çıktım.
Tüm bedenim korku içinde titremesi yetmezmiş gibi gözlerimden yaşlar boşalıyordu. Şahit olduğum şeyler o kadar ağırıma gitmişti ki gördüklerime inanmak istemiyordum. Gözlerimin önünde silah çekip adam öldürmüştü.Bunu yıllardır yanında güvende hissettiğim adam yapmıştı…
Yıllardır benimle ilgilenen ,beni gözünden sakınan adam gözlerimin önünde birini öldürmüştü…
Kerem “Saye ,buradan gitmemiz lazım.” Bakışları sokağın her yanını gözden geçiriyordu. Ben ise şoklar içerisinde onu izliyordum. Nasıl bu kadar sakin olabilirdi? Birinin canını almış iken nasıl bu kadar sakin olabilirdi?Aklım almıyordu.Karşımda ki adam kimdi? Beni her şeyden koruyan , her an yanımda olan Abimin arkadaşı mıydı? Yoksa eli kanlı vicdansız bir katil miydi?
Katildi.
Kerem elini belimin çevresinden ve bacağımın altından geçirip beni kollarının arasına aldığında hiç olmadığım kadar üşüyordum.
Arkasına son kez baktıktan sonra ara sokaklarda hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı.
“Kimsin sen? “ Kısık çıkan sesim onu anlık olarak duraksatsa da yüzüme bakmadan yürümeye devam etmişti.
“Sen benim tanıdığım adam olamazsın.” Bir göz yaşı daha yanağımdan süzülüp kucağıma düşmüştü. Hiçbir zaman güçlü biri olamamıştım.En küçük kötü olaylar bile beni günlerce odama kapattırabilirdi.Mavi gözlerim yağmur tarlası olmaya alışıktı.
“Bunlara şahit olduğun için çok üzgünüm.” Kerem endişe dolu bakışlarla bir yandan etrafı gözetlerken bir yandan benimle konuşmaya çalışıyordu.
Beni taşımaktan yorulmuş olmalıydı. Çok ağır bir kız değildim ama uzun süredir beni taşıdığından artık enerjisi tükenmiş olmalıydı.
Dar ışık almaya müsait olmayan bir sokağa girdiğimizde beni nazikçe indirdi. Sırtını duvara yaslayıp yere oturduğunda,nefes alış verişleri çok net duyuluyordu.
Elini ön cebine götürüp telefonunu çıkardı. Telefonla birkaç işlem yaptıktan sonra abimi aradığını gördüm.
“Bora ,C13’teyiz. Adamlar peşimizde. Acil destek lazım.”
“Kim yanında?”Kerem’in bakışları benim yorgun korkmuş suratımda oyalandı.
“Saye yanımda…”
İsmimi söylemesiyle karşı taraftan bir süre ses gelmedi.
“Kerem.”
Kerem telefonu kapattıktan sonra elime uzanıp beni kendi yanına çekti.
“Yanıma gel” Sesi o kadar yorgun çıkmıştı ki bir an sesin ona ait olmadığını düşünmüştüm.
Bugün gördüklerimden sonra tereddüt etsemde onun gibi sırtımı duvara yaslayıp yanına oturdum.
Elini omzuma atıp beni kendine çektiğinde titremiştim.
“Tüm her şey senin güvenliğin içindi…”
Başımı çevirip güzel gözlerine baktım. Beni neyden korumaya çalışıyorlardı?
“Neden tehlikede olayım ki?”
“Saye, geçmiş,geçmemiş…geçmiş hiç geçmedi…yine sarmaşık gibi bileğimize dolandı işte. Yine dipteyiz.Ve bu sefer seni kaybetmekten daha çok korkuyoruz.”
Söylediklerinden hiçbir şey anlamamıştım.
“Bu ne demek oluyor?”
Omzumda ki koluyla beni biraz daha kendine yaklaştırıp saçlarımın arasına bir buse kondurdu.
“Bu artık daha çok tedbir alacağız demek oluyor.”
Uzun bir süre haraketsiz bir şekilde bekledik. Gelen ayak sesleriyle Kerem ayağa kalktı. Onunla beraber bende ayağa kalktım. Kafasını hafif dışarıya çıkartıp etrafı kontrol ederken bir yandan silahını hazırlıyordu. Ellerinin arasına aitmiş gibi duran silah her baktığımda beni dehşete düşürüyordu.
İnandığım her şey bi anda tepetaklak olmuş, canlı renklerle dolu dünyam soluk renklerle kuşanmıştı.Elinde ki silah ölüm demekti, kayıp demekti, bir canın koparılması demekti. O illet şeyi nasıl bu kadar kolay elinde tutabilirdi?
Sokağın diğer ucundan gelen silahlı çatışma sesleriyle Kerem kolumu nazikçe tuttu, silah seslerinin geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Adımları temkinli ve sakindi. Açık kahverengi saçları günün koşuşturmacasında dağılmıştı,birkaç tutamı alnına dökülmüştü. Ayakkabılarımı ilk çatışmanın olduğu yerde bıraktığın için ayaklarım çıplaktı. Dar karanlık sokakta attığım her adım içimi ürpertiyordu. Aslında öğleden sonra olmasına rağmen bu izbe sokaklar sanki içinde ki korkunçluğu dışarıya taşırmıştı.
Silah sesleri kesildiğinde Kerem sokağı kontrol etti.
“Bora!” Yüksek sesle abimin ismini söylemesiyle arkasından çıkıp sağımızda ki sokağa baktım. Abim sokağın başında elinde bir silahla duruyordu. Üstünde ki beyaz gömleğe sıçramış olan kan damlaları içimi titretirken nefesimi tutmuştum. Yakışıklı yüzünde de yer yer kan lekeleri vardı. Sanki birine yakından ateş etmiş
gibiydi.
Elinde ki silahı gördükçe arkamı dönüp kaçma dürtüm aklımı daha çok çeliyordu.
Hızlı adımlarla yanımıza gelip tam karşımızda durduğunda oldukça sakin görünüyordu.Bakışları beni bulduğunda iyi olmamı istercesine beni süzdü, dar sokaklardan geçerken mavi gömleğim kirlenmişti, dizlerimin altında biten büzgülü siyah eteğim,sargılı dizim ve çıplak kirlenmiş ayaklarıma baktığında yutkunmuştu.
Sanki daha önce böyle bir sahneye şahit olmuş ve bundan nefret ediyormuş gibi bakıyordu.
Çok korkmuştum ve normalde olsa şu an ona hep yaptığım gibi sıkıca sarılmak istiyordum ama yüzünde ki kan lekeleri ve elinde ki silah kanımı donduruyordu.
Saçlarımı nazikçe okşayan elleri kan içindeydi, yapılı bedenini saran gömleği de öyleydi. Boncuk boncuk terlemişti ve teninde yol çizen o terler üstüne sıçrayan kanı daha çok ıslatıyordu.
Benim abim gibi görünmüyordu.
“Siz iyi misiniz?” Sakin çıkan sesiyle gözlerimi gözlerine odakladım. Özür diler gibi bakan güzel gözleri bende kaçma isteği uyandırıyordu ilk kez. ilk kez ona sığınmak yerine kaçmayı düşünüyordum….
“İyiyiz.Çıkalım buradan artık.” Kerem’in yorgun sesini işitince daha çok kötü hissetmiştim. Hiçbir şey bana normal gelmiyordu ve onların hiç umrunda değil gibiydi.
Abim elinde tuttuğu silahı Kerem’e verdi ve beni kucağına almak istediğinde geriye adım attım. Kanla kirlenmiş ellerini üzerimde istemiyordum.
Geri adım atmamla abimin kaşları çatılmıştı.
“Saye,abim…” ne diyeceğini bilmiyordu. Nasıl açıklama yapacağını da bilmiyordu.
Abim ellerini saçlarından geçirdi ve yukarıya baktı. Kollarımı kendime sardım ve gitmek için arkamı döndüğümde Kerem hiç umursamadan elindeki silahlarla beni omzuna atmıştı.
“Bora ,al şunları.” elinde ki silahları abime vermiş olmalıki beni biraz aşağıya çekip normal bir şekilde kucağına almıştı.
“Eve gidelim artık.” Fısıldar gibi konuşmuştum.
Geldiğimiz sokakları geçerken yerde birçok ceset görmüştüm. Daha fazlasına dayanamayıp kafamı Kerem’in boyun girintisine gömmüş gözlerimi sıkıca kapatmıştım.
Bugün gördüklerim sadece bir başlangıçmış bilemedim…
Abimle arabaya bindiğimizde bile hiç konuşmamıştım. Kerem beni arka koltuğa indirdikten sonra kendisi ön koltuğa geçmişti. Dizlerimi kendime çektim ve koltukta cenin pozisyonunu aldım.
Yaşadıklarımın korkunç yorgunluğu ağrıyan başımı daha da acıtmış ve tüm bedenim sanki ölmüşüm gibi kaskatı kesilmişti. Abim arabayı sürerken ara ara aynadan bana bakıyor ve direksiyonu tutan ellerinin parmak boğumları daha da beyazlıyordu. Kerem kafasını cama yaslamıştı.
Ne yaşamıştık bugün? Gördüklerimin bir kabus olmasını istiyordum.
Eve geldiğimizde onların açıklama yapmasına fırsat tanımadan koşar adımlarla üst kata çıkmış kendimi odama kilitlemiştim. Bir süre kimseyle muhatap olmak istemiyordum.
Abimin elinde silah görmüştüm,bakmaya doyamadığım gözlerinde ölüm görmüştüm….
Sığındığım limanım bir yangınla kül olmuştu. Esen rüzgarda savrulan küller ise tüm inancımdı…
Bölüm Yorumları