Yabancıymış bana tüm gerçekler. Yalanların kollarında uyumuşum gecelerce.Nefes kadar yakınımdaymış geçmişim, bilemedim,göremedim…
İlahi Bakış Açısı
16 Temmuz 2018
Hayat pişmanlıklar ve umut çizgisi arasında dönen bir girdaptan ibaretti. Ulaşamadığımız her şeyin eksikliğini çekerken sahip olduklarımıza kör olurduk.Yalnızca yaşamak isteyen insanlar içinde olduğu her duruma anlam yükler ve dünyanın basit bir düzmece olmasından rahatsız olurdu.
Yazın ortasında penceresi bile olmayan bu karanlık depoda henüz yirmisinde olan genç adam elleri sıkıca bağlanmış bir şekilde duvara yaslanmış baygın yatıyordu. Aldığı darbelerden etli dudağı iki yerden patlamış, yediği yumruklar yer yer teninde morluklar bırakmıştı.Patlayan kaşından akan kanlar yüzünün bir tarafını ala boyamıştı.
Bu karanlık depoda tek değildi. Duvarın karşı tarafında elleri ayakları bağlanmış Saye Gül Aytekin sesini yerde yatan adama duyurmaya çalışıyordu. Karanlıktan çok korkardı ve küçük bir lambanın yaydığı loş ışıktan başka etrafı aydınlatan ışık kaynağı yoktu.
Depoda ki her şey üstüne yıkılıyormuş gibi hissederken aldığı nefesler ciğerlerine ulaşmıyordu. Yaşadığı panik dalgası her yanını sarmıştı. Yarım saat önce uyanmıştı ve henüz adının Devrim olduğunu bilmediği adamı uyandırmaya çalışıyordu.
Üstü başı yara bere içinde olan adam ona yardım edebilirmiş gibi sesini duyurmaya çalışıyordu.Karanlık korkusu hiç olmadığı kadar canını yakıyordu. Nasıl buraya geldiğini bölük pörcük hatırlıyordu.
Evlerinin alt sokağında ki parkta abisi Bora ve abisinin arkadaşı Kerem’le oturuyor ,sohbet ediyordu.Abisinden su almasını istemişti.Bora su almak için markete giderken Kerem’in telefonu çalmıştı, arayan sevgilisiyle konuşmak için biraz uzaklaştığında Saye kendince bir şarkı mırıldanıp telefonuna bakıyordu.
Her şey o sırada oldu. Arkadan ağzına kapanan bir el sesini keserken, birileri tarafından hunharca bir arabaya bindirilip bu eski depoya getirilmişti. Adamlar ona zarar vermemiş sadece elini ayağını bağlamışlardı. Ama karşısında ki adam kan revan içersindeydi. Yaşayıp yaşamadığını da bilmiyordu.
Devrim duyduğu seslere odaklanmaya çalışırken zorlukla gözlerini açmıştı. Uyanmasıyla aldığı darbelerin verdiği hasar canını acıtmaya başladığı için kısık sesle inlemişti. Karnına aldığı sopa darbeleri fena acıtmıştı.
Zar zor hissettiği acıya katlanarak yaslandığı duvardan destek alıp yerinde doğruldu. Sırtını duvara yaslandığında anca kafasını çevirip sesin geldiği yöne bakabilmişti.
Işıktan saçları daha koyu görünen kumral saçları ve loş ışıkta bile hırçın bir denize benzeyen mavi gözlere sahip en fazla on yedi yaşında olduğunu düşündüğü kızı görünce kömür karası gözleri olabilirmiş gibi daha çok büyüdü.
Hayır gördüğü sima yabancı değildi…
Babasının sık sık ziyaret ettiği yakın arkadaşının tek kızıydı. Birkaç kez evlerini ziyaret ettiklerinde uzaktan da olsa bu kızı görmüştü. Kız hiç onun varlığını farketmemişti ama o ilk gördüğü andan itibaren onunla tanışmak istemişti.
O zamanlarda da olduğu gibi kızın gözlerinde ki masumiyet yerindeydi. Şimdi çok korkmuş ve endişeli bakıyordu.
Ağladığı için yanakları ıslak ,gözlerinin içi kızarıktı. Temmuz ortasında oldukları için içerisinin sıcaklığından ikisi de terden sırılsıklam olmuştu.
Saye genç adamın yaşadığını görünce rahat bir nefes almıştı. Ölmemişti.
“İyi misin?” ürkek sesi nazik bir melodiyle kulağına ulaştığında Devrim sakin gözlerle kızı izlemeye devam etmişti.
İşte kaderin ince görünmez ipi o anda Devrim’in serçe parmağından Saye’nin parmağına narince dolanmıştı. Görünmez ipin kördüğümü ikisinin kaderini birbirine yazmak için kalemini kuşandığında tüm evren felaketlerini sıraya dizmiş sınamaya hazır beklemeye başlamıştı.
Görünmez ip iki farklı yaşamı birbirine çekerken Saye ve Devrim için başlangıç noktası tam bu anda sayfalara kazınmaya başlamıştı.
Saye Gül Aytekin
12 Eylül 2026
Bir hafta boyunca odamdan çıkmamıştım. Şahit olduğum şeyleri unutmam mümkün değildi.Bu sırada Seher’i aramış benimle kalmasını rica etmiştim. Olanları Seher’e anlatırken ara ara gözlerim dolmuştu.
Dünyaya toz pembe gözlerle bakıyormuşum… bir şeyler olduğunun hep farkındaydım ama bu kadar büyük bir şey beklemiyordum!
Her zaman sakin ve huzurlu bir ailemiz olduğunu düşünürdüm.Babam şirketteki işleri halleder ,annem kendi çiçekçisinde vakit öldürürdü. Abim ,babamla ara ara şirkete giderdi. Akşam sıcak sohbetler eşliğinde kahkahalarımız evimizi doldururdu. Evde kolay kolay huzursuzluk çıkmazdı.
Şimdi görmemek için çırpındığım abimle çok iyi anlaşırdım. Abim benimle nazikçe ilgilenir her ortamda beni olabilecek şeylerden korurdu. Babamınkinin kopyası olan kahverengi gözleri her zaman sıcacık bir ev gibi hissettirdi. Sanki onun yanındayken hiçbir güç beni acıtamazdı…
Küçükken düşüp dizimi yaraladığımda bile anne yerine abi diye ağlardım ben. Herkesin ilk aşkı babasıyken benimki abimdi…
Peki ya Kerem?Çocukluğumuzdan beri hayatımızdaydı.Abimle sokakta futbol oynarken ,beraber sohbet ederken,aynı sofrada yemek yerken ve en az abim kadar benimle ilgilenirken nasıl olmuştu da bir anda tanıdığım insanlar eli silahlı katillere dönüşmüştü?
Ben nasıl bir körlük yaşamıştım?
Seher’in dizinde uzanırken bunları düşünüyordum.
“Saye…bir kez onları dinlesek mi?”
Dinlemek mi? Hayatımda gerçek bildiğim her şey ve güvende olduğum tüm anılarım parçalara ayrılmıştı. Anılarımın her bir parçası aklıma ve kalbime batıyordu.
“Seher,canım çok acıyor…”
Saçlarımı okşayan eli donup kaldı.
“…inandığım her şey bir anda yok oldu…”
Bu yaşadığım ilk hayal kırıklığı değildi ama en çok bu acıtmıştı… sonuncusu olmasını dilesemde içimden bir ses bu sadece başlangıç diyordu.
“Kerem ve Bora seni kendi canlarından çok seviyor, eminim bir açıklaması vardır. Bir kere dinleyelim onları.”
Duyacaklarımdan korkuyordum…
“ Akşam denerim.” nasıl yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.Daha çok Seher’i geçiştirmek için söylemiştim.
Bu karmaşanın arasında telefonuma gelen yabancı aramayı çoktan unutmuştum.
Seher benimle bir süre daha ilgilendikten sonra aniden gelen acil aramayla gitmek zorunda kalmıştı. Annesini çocukken kaybetmişti ve babası da ayyaşın tekiydi. Annesinin yokluğunda ona destek olmak yerine babası Seher’i bir yük olarak görmeye başlamıştı.Babası bir mekanda olay çıkarttığı için gözaltına alınmıştı. Seher mecburen gitmek zorunda kalmıştı.
Olay akşama yakın bir vakitte olmuştu ve evden hiç ses gelmediğine göre tektim. Bunu düşünmek istemesemde yalnız olma korkum içten içe beni delirtmeye başlamıştı.
Üstümde ki ayıcıklı pijamamla odamdan çıkıp aşağıya inmeye başladım.Ben evde olduğum süre boyunca asistanım Sevgi şirketteki işleri idare etmeye çalışıyordu.
Evin içinde ki sessizlik tenimi üşütmeye başladığında kolllarımı kendime sardım. Sağ elimin boynumdaki kartanesi kolyeme gittiğini bile farketmemiştim.
Dış kapıyı açıp , kapının iç tarafına oturdum. Hava her geçen gün biraz daha soğuyordu. Sokaktan geçen insanlar karışmış anılarım kadar telaşlıydı. Evine dertsiz tasasız giden insan olması mümkün müydü?
Hepimizin vardı birçok anısı, hepimizin vardı birden çok acısı…kimisi acısını ardında bırakır önüne bakardı kimisi ise ben gibi acıdıkça yıpranır yolunu kaybeder ve kendini toparlayamazdı.
Ben korkularımın bile nasıl oluştuğunu bilemeyecek kadar yolumu kaybetmiştim…belki de hatırlamadığım için şanslıydım. Yine de bu korkmama engel değildi.
Her zaman kaçtım, canımı acıtacak her ihtimalden kaçtım.Acıtılmazsam daha mutlu olurum sandım. Ne aptalmışım…
Evin bahçesine giren siyah arabanın sesi düşüncelerime ket vurdu. Abim arabadan indi, güzel bakışları beni bulduğunda olduğu yerden beni izledi. Bir haftadır birbirimizi görmüyorduk ve çok özlemiştim. Bana sıkıca sarılıp her şeyin bir kabus olduğunu söylemesini istiyordum.
Ama kabus değildi ve ben tatlı uykumdan bir felakete çekilmiştim.
Koyu kahverengi saçları dağılmıştı, kahverengi gözleri üzgün ve suçlu bakıyordu.Üstüne giydiği siyah ince bluz yapılı bedenine tam oturmuştu, haki yeşili kargo pantolonu, siyah postallarıyla yine çok yakışıklıydı. Benim abim hep yakışıklıydı.
Yanıma gelip kapı içerisine oturdu. Dizlerinin üstüne kollarını yaslayıp suçlu çocuk bakışlarını bana çevirdi.
Ben ona bakmayıp yolu izlemeye devam ettim. Yüzüne bakarsam dayanamazdım.
“ Neden?” fısıltıyla çıkan sesimle yüzüne baktım. Yutkundu. Kahverengi gözlerinde depremler oluyordu sanki.
“ Canını acıtmasınlar diye…”
“Yalana gerek var mıydı!?”
Sitemkar çıkan sesim onu mahvediyor gibiydi.
“ Hiçbir zaman bir şeyleri kolayca atlatabilen biri olmadın, küçük bir iğne batması bile seni ağlatırken Saye, ben nasıl sana zarar vermelerine izin verebilirdim…”
Donup kaldım.Tüm sesler bir anda sustu.
hiçbir zaman bir şeyleri kolayca atlatabilen biri olmadın…
Yalanların korumaya çalıştığı tek kişi ben miydim?
“ Bırak acıtsaydı abi… yalanlar avutacağına gerçekler beni öldürseydi ama sen bir yabancıya dönüşmeseydin! Şüphe zihnimi doldurmasaydı abi! “
Sesim titremişti, onun gözlerinde ki depremlerse dışarıya taşmıştı. Söylediğim her kelime sanki teninde iz bırakmış gibi sarsıldı.
Şüphe bir kez zihne sızarsa tüm gerçekler sanrıya dönüşürdü. Şüphe içilebilecek bir şarap değildi. Yeşerdiği yerde yıkım olurdu ruha kıyım yapılırdı…
Yanından kalkıp içeriye girdiğimde ilk damla sol gözümden yanağıma yol çizerken sıradakiler hiç beklememişti.
Ağzımdan çıkan her kelime beni de yakmıştı. Canımdı o benim. Kanımdı.
Hıçkırık sesim salonu doldurduğunda abim dayanamamıştı.Salona geldiğinde kırılacak bir cammışım gibi narince bana sarıldı. İtmek istiyordum. Ama onu daha çok acıtırım diye yapamıyordum. Kıyamıyordum.
“Abim, yapma böyle. Yemin ederim hepsinin sebebi var. N’olur bakma bana öyle kırgın. Tek gözyaşına dünyayı yakarım,yapma.”
Yalvarır gibi söylemişti bunları. Narin tutuşu daha sıkılaşırken saçlarımın üstüne bir buse kondurdu. Başını başımın üstüne yasladı.
Biraz sakinleşince kollarının arasından çıktım. Nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Görmezden gelebileceğim küçük şeyler değildi bunlar. Alttan alınacak tarafı yoktu. O gün canımız tehlikeye girmişti.
“ Neler olduğunu bilmek istiyorum.”
Ağlamaktan pütürlü çıkan sesim içler acısıydı.
“ Anlatsam da anlamdıramayacaksın, hatırlamıyorsun.”
Hatırlamadığım o anılar neyi gizliyordu? Neyi saklıyordu içinde?
Akşamın ilerleyen saatlerinde Kerem’de gelmişti. Sanki hiç elinde silah tutmamış gibi kendini affettirmek için elinde bir buket mavi ortanca çiçeğiyle gelmişti.
Mavi Ortanca aslında “ affet beni “ demenin narin bir örneğidir. Annem abimle tartıştığımda elime bu çiçeği tutuşturmuştu ,onunla tartıştığım için hem çok üzülmüştüm hemde pişman olmuştum.
Birinden özür dilemeninde en güzel yollarından biri ona mavi ortanca vermektir. Annem çiçekleri sadece süs olarak değil aynı zamanda hislerin büyüsünü bozmadan anlatan bir güzellik olduğunu küçükken aşılamıştı bize.
Kerem’in bunu bildiğini sanmıyordum. Abim söylemiş olmalıydı. Yine de bozuntuya vermeden elinde ki öbek öbek olan ,narin mavi yaprakları uçlara doğru beyazlayan güzel çiçeği almıştım.
İkisi suçlu çocuklar gibi boynunu bükmüş karşımda oturuyordu.
Mavi ortanca gerçekten kalbimde ki acıyı hafifletmenin en güzel yoluydu. Şimdiden gardımı indirmiştim.
Çay yapıp sehpaya indirmiştim.
“Şşt Maviş, çok mu korktun bizden?”
Kerem’in alaycı çıkan sesiyle kaşlarımı çatarak ona bakmıştım. Yaptıkları çok normalmiş gibi tepki vermeleri içten içe beni ürkütüyordu.
“ Kerem! Çayını iç !”
Dişlerimin arasından konuşmamla abim gülmeye başlamıştı. Asla ciddi kalamıyorlardı.
“Deve kadar olunca sahtesini bırakıp gerçeğine mi geçtiniz silahın.Kerem dikkat et abim seni yine kıçından vurmasın.Bu sefer gerçekten acıyabilir!”
Kerem ve Abimin suratı utançtan kızardığında ,
bu sefer gülen bendim. Evet çocukken ellerinde ki oyuncak silahlarla oynarken abim sırtından vuracağım derken Kerem’i kıçından vurmuştu. Silahın içinden çıkan parçacık yine de Kerem’in canını acıtmış olmalı ki bir süre elini kıçında tutmuştu.
“ Maviş! Seninde kiraz ağacında mahsur kalmanı unutmadım! Abi abi diye etrafı birbirine katmıştın. Atlasan bile bir şey olmayacaktı.”
Abim tebessüm ederek bize bakıyordu. Böyle binlerce anımız olduğu kesindi.
Koltuğun kenarında ki kırlenti Kerem’e fırlattığımda çayları dökmeden kafasına isabet ettirebilmiştim. Kerem bir yandan gülerken diğer yandan yastığı bana tekrar fırlattığında abim yastık bana çarpmadan havada yakalamıştı.
“ Bora oyunbozanlık yapma!?”
“Kardeşime bir şey olursa canını alırım lan.”
Önceden bunu söylese gülerdim ama şimdi gülemiyordum. Gülmeyi kesip susunca ikisi bana bakmıştı.
“Senin kadar benimde canım. Gerekirse canımı veririm ,canını yakanı yaşatmam.”
İkisinin benim yanımda beni yaşatmak için başkalarını öldürmeyi seçmesi kesinlikle hoşuma gitmiyordu.
“ Öldürmeden bir şey yapmanız mümkün değil mi sizin !?” sehpadaki çayımı alıp içmeye başladım.
Kerem elini ensesine götürdü, Abim ise oturduğu tekli gri koltuktan kalktı, elimde ki çayı tekrar sehpaya indirdikten sonra yapılı bedenini oturduğum koltuğa bıraktı ve başını bacağıma koydu.
Bu gün çay içmek falan haram olmuştu !
“ Öldürmeden mümkündü. Ama artık ihtimal dahilinde bile değil.”
Ellerimi abimin koyu kahverengi saçlarına daldırdım ve masaj yaparak saçlarını okşamaya başladım.
Abimin söylediğini onaylar gibi mırıldanmıştı Kerem.
“ O pislikler çoktan ölümü haketti. Sen bunu korkunç bulsanda, korkudan ağlayan o güzel yüzünü aklımdan çıkarabilecek tek şey damardan dökülen kansızların kanıdır Maviş.”
Yutkunamadım bile. Bu adamlar kesinlikle benim tanıdığımdan farklıydı. Ya da ben hiç göremedim.Onlar mı iyi oyuncuydu yoksa ben mi kördüm bu zamana kadar?
Yüzleri tanıdıktı, sesleri tanıdıktı, gözleri tanıdıktı ama artık sıcacık bir evden çok uçurumun kenarında duruyormuşum gibi tekinsiz ve yabancı hissettiryorlardı.
Abim biz Kerem’le konuşmaya dalmışken bacağımın üstünde uyuyakalmıştı.
Bir bebek kadar huzurlu uyuyordu. Keskin yüz hatları gevşemiş ona daha yumuşak bir hava katmıştı.
Kerem abimin uyuduğunu görünce bir çarşaf ve yastık getirdi.Abimin başını hafif kaldırıp koltuktan kalktığımda yastığı yerleştirdi. Üstünü örttü.
Yarısı dolu yarısı boş olan çay bardaklarını mutfağa götürüp bulaşık makinesine dizdiğim sıra Kerem’de yastığını ,örtüsünü almış abimin karşısında ki koltuğa uzanmıştı.
İkisini aşağıda bırakıp kendi odama çıktım. Gecenin geç saatlarine kadar sürekli yatakta bir sağa bir sola dönüp durmuştum. İçimde kötü bir his sarmaşıklarını ruhuma dolamış kol geziyordu.
Huzursuzluğum beni iyice bıktırdığından aşağıya inip abimi uyandırmayı düşündüm. Her an bir şey olacakmış gibi hissetmek çok ürkütücüydü. Kendi odamdan çıktığımda tüm ışıkların kapalı olduğunu görünce bedenimde ki tüm tüyler diken diken olmuştu.
Ben korktuğum için evi hafiften aydınlatan ışıklar her zaman açık olurdu. Şimdi neden hepsi kapalıydı. Perdeler kapalı olduğu için içeriye tek bir ışık huzmesi girmiyordu. Elim kar tanesi kolyemi bulurken, küçük adımlarla merdivenlere doğru yürümeye başladım. Benim odamda sadece baş ucumda ki lambam yanıyordu. Ama ev zifiri karanlıktı.
Merdivenin korkuluklarına tutunup aşağı ineceğim sırada aşağıdan gelen ayak sesleriyle korkuyla yutkundum.
“A-Abi “ korku anında hep kekeliyordum.
Adım sesleri durdu ama karşıdan cevap gelmedi.
Stres ve korku kalbimi patlatacakmış gibi attırırken nefeslerim tıkanmaya başlamıştı.
“K-kerem ,Kerem sen misin?”
Yine cevap gelmedi. Adım seslerini tekrar duyduğumda her an bayılacak gibiydim.
Merdivenlerden ses gelmeye başlayınca arkama bakmadan karanlıkta kendi odama doğru koşarcasına yürümeye başladım. Arkamda adam sesleri duydukça aklımı kaybedecek gibi oluyordum. Odamın kapısını karanlıkta zar zor bulduğumda kapıyı açar açmaz arkamdan gürültüyle kapatmıştım.
Kapının kilidini çevirip kilitlemeye çalıştığımda karşı taraftaki kapıyı itmeye başlayınca. Çığlığım odayı doldurmuştu. Güçlü olmalı ki tüm gücümü vermeme rağmen kapıyı tamamıyla kapatamıyordum.
“Abi! “ avazım çıktığı kadar bağırdığımda korkudan ağlamaya başlamıştım. Daha önce hiç
böyle bir şey yaşamamıştım.
Karşıda ki kapıyı daha sert ittiğinde dengemi kaybedip düştüm. Etrafı sadece odamda ki küçük lamba aydınlattığı için karşımda siyahlara bürünmüş adamın yüzünü net göremiyordum.
Abim ve Kerem neredeydi? Neden beni duymuyorlardı?
Kapıyı açıp içeriye giden adamla düştüğüm yerden arkaya kendimi iterek uzaklaşmaya çalıştım.
Boyu ben yerde savunmasızca durduğumdan daha uzun görünüyordu. Sarı saçları loş ışıkta parlayan adamın bal rengi gözleri ışığın yansımasından kırmızıya yakın görünüyordu. Yüzünün yarısını kapatan bir maske taktığından suratının gerisini göremiyordum.
“Seni duyamazlar, derin bir uykudalar.”
Sakin tehditkar sesi baştan ayağı titrememe sebep olmuştu.Elini uzatıp beni yerden sertçe çekerek kaldırdığında kolumu sıkan parmakları canımı acıtmaya başlamıştı. Kolumu çekiştirip ondan kurtarmaya çalışsamda tek parmağını bile yerinden oynatamamıştım.
“Ne istiyorsun, bırak beni !”
Tırnaklarımı eline geçirdiğimde beni sertçe geriye itti.
“ Siktir lan.”
Canını yakmıştım. Gözlerime beni öldürmek istiyormuş gibi bakıyordu. Üstüme doğru yürüyüp kolumu tekrar tuttu.
“Bana bak, eğer çok sevdiğin abinin ve o piçin nefesini kesmemi istemiyorsan sorun çıkarmadan gel benimle!”
Dişlerinin arasından konuşması beni korkudan öldürebilirdi.
Kolumu çekiştirerek beni önce odamdan sonra evden çıkardı. Bağırıp sesimi duyuracağım sırada diğer eliyle ağzımı örttü. Üstümde ayıcıklı pijamalarım ve çıplak ayaklarımla resmen sürükleyerek evin arka sokağında ki beyaz arabaya bindirdi. Kapıyı açmama fırsat tanımadan kendisi arabaya bindiği gibi kilitlemişti.
Yüzünde ki maskeyi çıkardığında yanağından dudağının kenarına kadar olan çapraz kesik iziyle yutkundum, etli dudakları ve saçlarından daha açık bir tona ait kısa kirli sakalları ,keskin yüz hatları o korkunç ize rağmen oldukça karanlık ve karizmatik görünüyordu.
Oturduğum koltukta dizlerimi kendime çekerek daha da küçüldüm. Henüz güneş doğmamıştı. Hava da ki kalın gri bulutlar yağmurun habercisiydi.
Uzun bir süre araba kullanmıştı. Benden yana hiç bakmamıştı. Çattığı biçimli kaşlarını da düzeltmemişti.
Bir anda korkunç olaylar sillesine tutulmuş gibiydim. Kendimi böyle bir şeyin içerisinde bulacağımı kırk yıl düşünsem yine ihtimal vermezdim.
İzmir’in il sınırını geride bıraktığımızda birkaç kilometre daha gitmiş ve eski terkedilmiş bir iplik fabrikasında durmuştuk.
Arabadan inen adam benim tarafımında kapısını açtı ve kolumu tutup arabadan indirdi. Bakışları çıplak ayaklarımı bulduğunda, “ Ayakların çizilse Ateş bizi keser mi acaba?” fısıldar gibi söylediğinden ne duyduğumdan emin değildim.
Risk almak istemiyor olmalı ki kolumu bırakıp elini bacağımın altından geçirdiği gibi beni omzuna attı. Ağzımdan bir çığlık kopmuştu.
“ Ne yapıyorsun sen! İndir beni!”
Bu aralar durmadan birilerinin omzunda kucağında salınıp duruyordum ve artık cılkı çıkmıştı.
“ Halimize bak, adamın korkusundan hanımına dokunamıyoruz. Senin neyine İlker Bey kız kaçırttırmak.”
Adam kendi kendine konuşarak fabrikaya doğru yürümeye başladı.
İlker kimdi? Neden beni kaçıttırmıştı?Burada neler dönüyordu? Ateş kimdi? Bu bir isim miydi lakap mı? Ve ben nereden onun hanımı oluyordum!?
Aklımda ki delice sorular beynimi
çürütürken beni küf kokan karanlık sayılabilecek bir odaya getirdiğinde omzundan indirmişti. Karanlık depoda gezinen fareleri görmemle yerimdem sıçramıştım..Hava bulutluydu ve bu depoda ışık kaynağı yoktu.
Adam beni bırakıp gideceği sırada koluna asıldım.
“B-beni burada bırakamazsın, çok karanlık…” Bakışları ağlamaktan kızarmış gözlerimi ve burnumu bulduğunda çatık kaşlarını daha çok çatmıştı.
“ Kaçırıldın farkında mısın? Gül bahçesine mi koyacaktık seni?!” Sert ama alaycı sesi içimdeki korkuyu daha çok alevlendirdi.
“ Karanlık ,kirli ve içi kemirgen dolu bir depoda beni bırakıp gidemezsin!”
Güldü.
“ Öyle bir giderim ki!” Ellerimi sertçe kolundan kurtardığı gibi depodan çıkmak için yürümeye başladı.
Arkasından tekrar kolunu tuttum.
“Din-“
Sertçe kolunu çekti savrulup dizlerimin üstüne düştüm.
“Ee! Yeter be! “
Kapıyı sertçe örttü ve gitti. Depoda karanlık ve kemirgenlerle başbaşa kalmıştım.
Ayağa kalktığımda kapıya doğru yürüdüm ve bir yandan ağlarken diğer yandan yumruk yaptığım ellerimle metal kapıya vurmaya başladım.
Korkularım dört bir yandan fırlayıp bana saldırmaya başladığında kendimi çok savunmasız ve küçülmüş hissettim.
Kimseye karışmadan kendi kendine hayatının merkezinde sakince yaşarken nasıl olmuştu da bir anda silahların ve zorbaların konuştuğu bu dünyaya düşmüştüm?
Kapıya vurmaktan ellerim yoruldu ama kimse gelmedi.
Abim ve Kerem iyi miydi? Onların beni duyamayacağını söylemişti. Onlara ne yapmıştı?
Şimdiden bir hafta konuşmadığım için pişman olmuştum. Ya burada ölürsem ve onları bir daha göremezsem… Son kez mi evim bildiğim adamlarla vakit geçirmiştim?
İnsanlar zamanın yönettiği birer kukladan farksızdı. Zaman bir aldatmacaydı. Vaktinin olduğunu düşünecek kadar yaşatıyor ama vaktinin kalmadığını sana hatırlatacak şeyler sunuyordu .Bu ikisinin arasında savrulup gidiyorduk.
Ağlayıp sızlanmam beni buraya atıp giden adamın kalbini yumuşatmayacaktı. Bir şekilde buradan çıkmanın bir yolunu bulmalıydım.
Güneş doğmuş olmalı ki odada ki karanlık az çok hükmünü kaybetmişti. Ama bulutlar yine de ışığı engelliyordu.Deponun içinde ki kemirgenler benimle ilgilenmediği için şanslıydım.
Depoda kendimi savuncağım bir şeyler arıyordum ama hiçbir şey yoktu. Depo uzun süredir kullanılmadığından olsa gerek yerde ki beton bile çatlamıştı ve çatlakların arasında ot yeşermişti. Küf ve nem kokusu başta rahatsız edici olsa da burnum alışmıştı.
Deponun içinde ki kemirgenler duvarda açılan küçük çatlaklar ve deliklerden girip çıkıyordu. Ama yerde tek bir dal parçası bile yoktu. Ayaklarımda çorap ne de ayakkabı olmadığından hafiften üşümeye başlamıştım. Deponun küçük penceresin takılı paslanmış demirleri yerinden oynatmaya çalıştığımda hareket etmişti ama sökebilir miydim ?
Birkaç kez yüklensemde demirleri sökememiştim. Yenilgiyle omuzlarım düştüğünde gözlerimin ardı sızlamaya başlamıştı. Bu lanet olası yerden nasıl çıkacaktım?
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum açılan kapıyla bakışlarım beni buraya getiren sarışın adamı buldu.
Arkasından depoya giren esmer siyah saçlı , yeşil gözleri baygın bakan adam en fazla yirmilerin ortasında gösteriyordu. Sarışın adamdan daha uzundu.İri yapılı cüssesi ,keskin yüz hatları vardı. Dolgun dudakları çizgi halindeydi, ciddi bakışlarla beni süzüyordu.
Ayıcıklı pijamalarım, dağınık koyu kumral saçlarımla çıplak ayaklarımla pek hoş görünmüyor olmalıydım.
“ Ateş ,bizi canlı canlı yakarsa şaşırmam.”
Kalın boğazdan gelen sesiyle konuşunca irkilmiştim.
“ Siz kimsiniz?”
İkisinin bakışları beni buldu.
“ Bunu zaten biliyorsun.” Sarışın adam ağzından çıkanı kulağı duyuyor muydu? Ne demek biliyorum!
“ Abim ve Kerem’e ne yaptın?” Sarışın adama sorduğum soruya sakince cevap verdiği sırada onlara bir şey oldu korkusu tüm benliğimi ele geçirmişti.
“ Ufak bir iğneyle uyuttum. Merak etme uyanmışlardır.”
“ Siz nasıl kötüsünüz ya?! Hangi kötü adam sorulan sorulara cevap verir?”
İkisi birbirine baktı.
“ O kadar kötü değilmişiz demek ki.” Esmer adamın söyledikleriyle bakışlarım onu bulmuştu. Çok sakin ve ürkütücü bir havası vardı. Ama gözleri bana bakarken sanki kim olduğumu biliyormuş gibi bakıyordu.
“ Neden getirdiniz beni buraya?”
“ Dinle , eğer uslu durursan akşam evine döneceksin. Sadece ‘adamının’ buraya gelmesini bekliyoruz.” Adamın dedikleri şahıs kimdi?
“ Siz kimden bahsediyorsunuz?” Sürekli birinden bahsedip duruyorlardı ama ben olaya resmen fıransız kalmıştım.
Esmer adam “ Sen bizimle kafa mı buluyorsun. Ateş’ten bahsediyoruz.”
Ateş dedikleri adam kim?
“ Bahsettiğin adamı tanımıyorum.”
Komik bir şey söylemişim gibi ikisi kahkaha atınca donup kaldım.
“ Güzel taktik ama geç kaldın bu oyun için.”
Esmer adamın verdiği cevapla kaşlarımı çattım.
“Oyun falan oynamıyorum.Yanlış kişiyi kaçırmış olabilirsiniz!”
“Doğru kişisin ama çok değişmişsin. Bizi nasıl tanımamazlıktan geliyorsun!” Esmer adamın bir anda sesini yükseltmesiyle bir adım geriye gittim.
Onları tanımamazlıktan gelmiyorum! Onları tanımıyorum…
“ Sizi tanımamazlıktan gelmiyorum. Gerçekten kim olduğunuzu ve kimden bahsettiğinizi bilmiyorum.”
İkisinin gözünden geçen şaşkınlık dalgası çok kısa sürmüştü.
“ Saye , gerçekten komik değil. Sabahtan beri zaten yabancıymışım gibi bakıyorsun bana. “
Bu iki adam beni nereden tanıyordu?
Kayıp anılarım içerisinde bir yerlerde varlar mıydı?
“ Gerçekten bilmiyorum…” fısıltıyla konuşmuştum. Ben bu adamları tanımıyordum ama ikiside onları tanıdığımı söylüyordu.Nasıl bir saçmalığın içindeydim ben Allah aşkına!
Sarışın adam” Acıkmışsındır gel bir şeyler yiyelim.” dediğinde hala anlamsız bakışlar atıyordum. Esmer Adam nazikçe kolumu tutup beni depodan daha temiz bir odaya getirdi. Beyaz boyası yer yer dökülmüş odanın ortasında bir demir masa ve birkaç sandelye vardı.
Masanın üstünde çay bardakları ve tabaklarda börek vardı. Yerde ise hala semaver kaynıyordu.
Esmer adam çay bardaklarını alıp çayları doldurdu. Sarışın adamsa benim önümde ki tabağı kendi önüne çekti, böreklerin içini açtı ve elindeki çay kaşığıyla böreğin içinde ki soğanları ayıklamaya başladı.
“ Ne yapıyorsun sen?” kafasını kaldırmadan,
“Saye sen yemeklerin içinde soğan olunca yemezsin, soğanları ayıklıyorum görmüyor musun? “ dediğinde olduğum yerde sarsılmıştım.
Bunu sadece abim, Seher ve Kerem bilirdi.
O bunu nereden biliyordu?
Esmer adam çayımı önüme koyduktan sonra iki şeker atınca daha çok şaşırmıştım.
Börek tabağını tekrardan önüme koyduğunda,kendi tabağındakileri yemeye başlamıştı. Ben ise şaşkınca ikisinin suratına bakıp duruyordum.
Yemeğimi çayımı nasıl yeyip içtiğimi bilecek kadar bana yakınlardı ve ben onların kim olduğunu bilmiyordum….
Hafızamın iki yıla yakın bölümü kayıptı. O iki yılda ne yaşandı nasıl oldu bilmiyorum ama hatırlayamadığım için rahatsız hissetmeye başlamıştım. Doktorum anılarımın tetiklenmediği sürece geri hatırlamayacağımı söylemişti. Abim ise tümünü unuttuğum için rahatlamış gibiydi.
Bizi hiç tanımadığım bir şehire getirip orada ayrı bir hayat kurmuştu. O zamandan beri bir daha İstanbul’a ayak basmama izin vermemişti. Üstelik Kerem’de hiç tereddüt etmeden kendi ailesini geride bırakıp bizimle İzmir’e gelmişti. İlk geldiğimizde küçük bir ev tutmuşlardı, üçümüz o evin içindeydik. Birimiz veterinerlik okuyor diğeri moda tasarım abim ise işletme.
Bunun yanında ikisi ayrı birçok işte çalışıp evi geçindirmeye çalışıyorlardı. Küçük evimiz ve biz çok mutlu ve huzurluyduk. Yavaşca yolumuzu bulmuştuk. Kerem kendi kliniğini açınca evden ayrılıp kliniğinin yakınlardan bir yere taşınmıştı.
Bu zamana kadar bu şekilde kendi düzenimizde yaşıyorduk. Arada çok zorluk yaşadığımız günlerde olmuştu. Abim hasta olduğunda başında sabahladığım günleri de hatırlıyordum. Kerem’le ikisi kavga ettiğinde onları bir araya getirdiğim günleri de hatırlıyordum. Çok şey olmuştu ama biz hep yanyanaydık.
Böreğimi elime alıp bir ısırık aldığımda Esmer adam bende ki garipliği anlamak istercesine bana bakıyordu.
Elinde ki çay bardağını indirdikten sonra sandelyesine yaslandı. Sarışın olansa benim ve kendi çayını yenileyip önüme koymuştu.İki şeker atmayı ihmal etmemişti. Dışarıdan gelen gök gürültüsünün sesiyle irkildiğimde Esmer adam sırıttı.
“ Hayır hiç değişmemişsin ,vazgeçtim. Hala gök gürültüsünden korkuyorsun.” Gökyüzünü andıran mavi gözlerimle onu tekrar tekrar izledim. Ne kadar bakarsam bakayım hiçbir şekilde hatırlayamıyordum.
“ Ellerimi yıkayabilir miyim?” Böreğin tümünü bitirememiştim.
Esmer adam karşımdan kalktı olduğumuz odadan çıktı birkaç dakika sonra elinde büyük su şişeleri ve kalıp sabunla gelmişti.
Odanın gider deliğinin yanına gittiğinde yerimden kalkıp yanına yürüdüm. Bakışları çıplak ayağımı bulduğunda ağzında bir şeyler mırıldanmıştı.
Kollarımı sıyırdığımda Sarışın adamın tuttuğu yerler morarmaya başlamıştı.Onunda bakışları kolumda ki morlukları bulunca kaşlarını çattı. İndirdiği yerden sabunu aldım.O elime su döktü ben sabunlayıp ellerimi yıkadım.
Ellerimi sağa sola sallayıp fazla suyu etrafa sıçratttım. Sarışın adamda elini aynı şekilde yıkadı. İkisi etrafı toparladıktan sonra sandelyelerine tekrar kurulmuştu.
Dışarıdan gelen her gök gürültüsü sesiyle irkiliyordum. Esmer adam sandelyesinden kalktı ve odadan çıktı bir süre sonra elinde siyah çorapla gelmişti.
Çorabı uzaktan bana doğru attığında yere düşürmeden yakalayabilmiştim.
“ Üşüteceksin, giy onları.” dediğinde bozulan sinirlerimle güldüm.
Gülen sesim odayı doldurduğunda ikisi suratıma bakmıştı.
“ Neye gülüyorsun lan ”
“Siz şaka mısınız? Önce yaka paça kaçırdınız,üstüme yürüdünüz beni karanlık bir odaya kapattınız sonra hiçbir şey olmamış gibi yemek verdiniz ve şimdi üşüyüp üşümediğimi mi umursuyorsunuz! “
İkisi birbirine baktı .Sarışın olan elimde ki çorapları aldı ve önümde diz çöktüğünde ağzım açık kalmıştı.
Ayağıma dört beş beden büyük çorabı bana giydirdiğinde şoklar içerisindeydim.
“ Saye gerçekten hatırlamıyor musun bizi? “
Önümde diz çökmüş şekilde sorduğu soruyla ağlamak istiyordum. Bal sarısı gözleri yüzümü izliyordu.
“ Gerçekten hatırlamıyorum.Birkaç yıl önce bir kaza geçirdim ve hafızamın bir kısmı hasarlı.Eğer o zamanda tanıştıysak özür dilerim. Ben tanıyamıyorum sizi….hatırlamıyorum.” Gözlerine bakarak söylediklerimle yutkundu. Ayağa kalktığında yalan söylememi ister gibi bakıyordu.
“ Saye,Benim Eray, beni unutmuş olamazsın.”
Eray? Hafızamı yoklasamda yoktu. Hatırlamıyordum.
Esmer adam geçip uzun boyuyla karşımda durdu.
“Bende Anıl,Ateş’in eski dostlarıyız biz! Senin sevgilin olan Ateş’in eski arkadaşlarıyız.”
Anıl mı?
Bir süre yüzlerine bakıp hatırlamaya çalışsamda ikisini de Ateş dedikleri ve sevgilim olduğunu söyledikleri adamı da hatırlayamamıştım.
Onları tanıyamadığım için kendimi suçlu hissetmeye başlamıştım. Kollarımı kendime sardım.
“ Olm tamam bizi hatırlamıyorsun Ateş’i nasıl unutursun!” Eray’ın sitemkar sesiyle ona baktım.
Bal sarısı gözlerinde ki yargılayıcı ifade beni üzüyordu.
“ Eray, özür dilerim ama öyle birini tanımıyorum.”
“ Saye, sen o adamın canıydın. Onu nasıl unutabilirsin?” Anıl da yargılıyordu.
Sen o adamın canıydın.
Canıysam neden şimdi yoktu ve onu hatırlamıyordum!
İkisi de beni yargılıyordu ama ne yaşadığım hakkında hiçbir fikirleri yoktu.
Dışarıdan gelen araba sesleriyle Anıl silahını belinden çıkardığında içim korkuyla dolmuştu. Eray kolumu tutup beni arkasına çektiğinde diğer yandan kendi silahını kuşanmıştı.
Yağmaya başlayan yağmurun sesi kulaklarıma dolarken elinde silahla içeriye beş adam girmişti. Ellerinde ki silahlar ,simsiyah takımlarla oldukça tehditkar ve korkutucu görünüyorlardı ve silahların hedefinde biz vardık.
Eray beni biraz daha arkasına sakladığında içeriye üstünde siyah takım elbiseyle esmer, gözleri
kömür karası, bir doksan beş boylarında ,yapılı ,çene hatları keskin, etli dudakları düz çizgide olan bir adam girdi. Üstünde ki siyah gömleğin iki düğmesi açıktı, kollarını sıvamıştı.
Ciddi ifadesiz suratından ne düşündüğünü anlamak mümkün değildi.
“ Ooo hoş geldiniz Ateş bey!” Eray’ın sesinde ki sert tınıya zıt olarak gülüyordu.
Kömür karası gözleri Eray’ı bulunca tepkisizliğini sürdürmüştü. Bakışları benim mavilerimi bulunca kaşları önce gördüğünün aldatmaca olduğunu düşünür gibi çatıldı. Çatık kaşlarının arasından beni izlerken önce gözlerinde ki ifade değişti. Geceyi andıran gözlerinde kıyamet koptu, yüzünde ki sert ifade sarsıldı. Dudakları şaşkınlıkla aralandığında yumruk yaptığı damarları belirgin elleri gevşedi.
“Saye”
Derin okyanusu andıran sakin sesini duyunca tüm benliğim bir anda sarsıldı. Haftalardır kime ait olduğunu düşündüğüm sesin sahibi tam karşımda duruyordu.
Eray önümden çekildiğinde aramızda on adımlık mesafe vardı.
Kömür karası gözleri yüzümde takılı kaldığında gözlerinde binlerce ifadenin yıldızı görünüp kaybolmuştu.
En uzun özlemle bakmıştı. Sanki kaybettiği bir yakınını görmüş gibi içten ve sevgi dolu bakmıştı.
O daha beni izlerken içeriye elinde silahlarla abim ve Kerem girmişti. Bakışlarımı tanıdık yabancıdan çektim. Abimin güzel yüzü endişe ve öfke doluydu, Aynı ifade Kerem’in yüzünde de hüküm sürüyordu.
İkisi aynı anda ‘Saye’ dediğinde sesleri odanın içinde yankılanmıştı.
“Abi!” Eray’ın yanından geçip abime gitmek için hareketlenmiştim ki bir el beni göğsüne yaslarken başıma yaslanan silahın soğuk ucuyla donup kaldım. Eray başıma silah dayamıştı.
“ Lan!” abimin hiddet dolu sesi bir kez daha odada yankılandı.
Kerem silahı Eray’a doğrulttuğunda Anıl ‘da beklemeden Kerem’i hedef almıştı.
O ise ifadesizce abime bakıyordu. Odada sadece onun silahı çekilmiş değildi.
“Eray! Ona bir şey olursa yaşatmam seni Eray!” Kerem’in gür sesi kulaklarımda yankılandı.
“ Onunla işim yok ben Ateş’i almaya geldim. Silahlarınızı indirin!” Eray’ın dedikleri umrumda değildi. Abim’in gözlerinde ki saf acı beni dumura uğratıyordu. Başıma dayalı silahı gördükçe , içten içe ölüyor gibiydi.
Ateş’in “ Al beni, onu bırak ,sana karşı koymayacağım.” diyen sakin sesi kulaklarıma ulaştığında bir anda zihnimde fırtınalar kopmaya başlamıştı. Başıma giren keskin ağrıyla gözlerimin önü kararmıştı.
“ Kızı bırak. Al beni, sana karşı koymayacağım, kızı bırak!”
Tek cümle zihnimde yankılanmaya başladığında başımın ağrısı daha katlanılmaz bir hal almıştı.
“Saye!Saye iyi misin!” Abimin endişe dolu sesini duyabiliyordum ama cevap veremiyordum.
Tüm bedenimden soğuk titremeler geçerken, acıdan yüzüm kasılmıştı, aldığım nefesler yetmemeye başladığında kafamın içinde ki ses tekrar tekrar yankılanıyordu. Kalbim patlayacakmış gibi atmaya başladığında boncuk boncuk terlemeye başlamıştım.
Başıma giren keskin ağrı baskısını arttırdığında acı içinde çığlık attım.
Eray silahı başımdan çekti, kollarını gevşettiğinde dizlerimin üstüne çökmüştüm. Yaşlar gözlerimden süzülürken başımı ellerimin arasına almıştım.
Ne zaman yanıma geldiğini anlamadığım Ateş, sıcak elleriyle kollarımı tuttuğunda sanki benimle acı çekiyormuş gibi yüzünde ki her kas kasılmıştı. Geceyi aratmayan siyah gözlerinde en çok özlem kol geziyordu.
“Saye, nefes al güzelim, nefes al geçecek” sakin sesi bana ulaştığında dediğini yapıp derin nefesler almaya çalıştım.
O sırada abim Ateş’i sertçe itti ve yumruğunu ona salladığında Ateş yumruğunu kendine ulaşmadan tutmuştu.
“ Şimdi değil Aytekin.” Abim sinirden dişlerini sıkarken delici bakışları onun üstündeydi.
Başımda ki keskin ağrı biraz hafiflediğinde ellerimi başımdan çektim.
Abimin gözlerinde ki endişeye saf acı katılırken bakışlarına dolan suçlulukla elinde ki silahı yere indirdi, beni kollarının arasına hapsettiğinde rahat bir nefes almıştım.
Saçlarımın arasına bir buse kondurduğunda Ateş yumruğunu sıkmıştı. Ayağa kalkıp gitmeden önce son kez bize bakmıştı.
Eray ,Anıl ve beş adamla birlikte fabrikadan çıktıklarında Kerem elinde ki silahı beline taktığı gibi yanıma çöktü. Abimin kollarından çıktığımda vakit kaybetmeden bana sıkıca sarılmıştı. Bir eliyle saçlarımı okşarken diğer eli sırtımı sıvazlıyordu.
“ Çok korkuttuk mu seni Maviş”
“ Kerem, git başımdan yorgunum”
Sakin çıkan sesimle gülmüştü. İyi olduğuma ikna olmuştu galiba. Başımı göğsüne yasladım. Çok yorulmuştum.
Abim bizi izlerken dalgındı, sessizdi ve düşünceliydi. Ayağa kalktığında Kerem bir elini dizlerimin altından geçirip beni kucağına aldı.
“ Bunu huy edindin galiba.”
Bakışları yorgun yüzümü bulduğunda tebessüm etti.
“ Nefes aldığın sürece bana yük olmazsın Maviş. Yeter ki yaşa. Ben halimdem memnunum.”
Bunları bana söylemişti ama abime bakıyordu.
Kafamı tekrardan göğsüne yasladım.
Abim yerde ki silahını alırken bakışları sadece çorap olan ayaklarımı bulduğunda yutkunmuştu. Gözlerinde ki acı elle tutulacak kadar yoğunlaşmıştı. Bakışlarını kaçırdığında iç çekerek Fabrikanın dış kapısına doğru yürümeye başladı.
Önümüzde yürürken ilk kez abimin omuzlarını düşmüş görüyordum. Her zaman dimdik duran omuzları içe çökmüştü. Omuzlarında ki ağırlıklar canını yakıyordu. Yorgundu ve ne yapacağını bilmiyor gibiydi.
Arabaya bindiğimizde dizlerimi kendime çekip cenin pozisyonunu aldım. Düşünceler beynime doluşmadan uyumak istiyordum. Başımda ki ağrı hafiflemişti ama hala varlığını hissettiriyordu.
Güneş neredeyse batmak üzereydi. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Elim kar tanesi kolyemi bulmuştu. Abim ve Kerem çok sessizdi. Sanki ikiside düşüncelerinin arasında kaybolmuştu.
Bugün olanları düşündükçe delirecek gibi oluyordum. Tüm bunlar nasıl oldu? Uyumak istiyordum. Uyursam belki geçerdi…
Yine kaçıyordum. Kendimden yine kaçıyordum. İç sesimin konuşmasından kaçıyordum. Kendi düşüncelerimden kaçıyordum. İhtimallerin yükünden kaçıyordum. Ben yine kendimle yüzleşmek yerine kaçıyordum.
Bu kaçışlarım hangi çıkmaz sokakta duracak bilmiyordum ama şimdilik kaçıyordum.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama arabada uykuya yenik düşmüştüm. Evimize geldiğimizde kapının önünde oturan Seher’i görünce gülümsedim.
Abim beni bulamayınca Seher’i aramış olmalıydı. Kim bilir ne zamandan beri buradaydı. Yanına geldiğimde güzel gözleri önce beni süzdü.
“ Mavişim, iyi misin sen? “ cevap vermemi beklemeden bir anne sıcaklığıyla bana sarıldı.
“ İyiyim çiçeğim.”
Kerem ve Abim kapıyı açıp içeriye girdi. Seher sarılmayı bıraktığında bizde içeriye girdik.
“ Baban ne oldu?” sorduğum soruyla ciddi misin dercesine suratıma baktı.
“Maviş, babam evinde, ama kaybolan sensin.Onu neden katıyorsun şimdi” huysuz sesiyle gülümsedim.
Aslında böyle konulardan konuşmayı seven biri değildi. Seher her zaman kendinden önce başkasını düşünürdü.
Mutfaktan gelen yemek kokularıyla gözlerim kapanmıştı.
“ Yemek mi yaptın sen?”
“ Aç mı bırakayım bizi, tabi ki yaptım. Üstünüzü değişin de yiyelim.”
Benim arkadaşım bitaneydi!
Şımarıkça gülüp kendi odama çıktım. Üstümde ki pijamalardan kurtuldum ve sıcak bir duş aldım. Üstümdeki çiçekli ,yakası v kesim pijama takımıyla aşağıya indiğimde abim ve Kerem’de duş almış masada ki yerlerini almışlardı.
Abimin karşısına oturdum. Seher döktürmüştü! Pilav üstü tavuğun yanına ayran çorbası yapmıştı. İçli köfteleri görünce ağzım açık kalmıştı. Yemek yapabiliyordum ama zorlayıcı şeylerden her zamam kaçardım. Seher hiç üşenmemişti.
“ Ellerine sağlık Seher” abimin sakin sesiyle Seher tebessüm etmişti. “ Afiyet olsun Bora “
Kerem içli köftelerden birisini ısırdığında ağzından memnuniyet dolu mırıltılar dökülmüştü.
İkisininde keyfine diyecek yoktu. Tabağımdakileri yemeye başladığımda sanki günün tüm yorgunluğunu bu masada bırakmıştım. Seher’in elleri sihirliydi kesinlikle.
“ Sende ne marifetler varmış böyle. Ellerine sağlık.” Kerem’in sözleriyle Seher’in yanakları kızarmıştı. Bakışlarını kaçırdığında farkettiğim şeyle önce şaşırdım sonra gülümsedim.
Abime hiçbir tepki vermezken Kerem teşekkür edince kızarmıştı. Olabilir miydi acaba?
Yemekten sonra ben ve Seher mutfağı toplarken abim ve Kerem salona geçmişti.
Yaramaz bakışlarımı Seher’in yüzünde gezdirdim.
“ Seher, sence de Kerem çok nazik değil mi?” içten içe gülmemek için kendimi zor tutuyordum.Dağ ayısı Kerem kesinlikle nazik değildi.
Seher elindeki tabağı bulaşık makinesine dizerken duraksadı. “Yani bilmem ki,iyi biri bence” tabağı yerine koydu.
“ Nerden esti aklına?”
“ Nereden esecek canım, o gıcık her zaman nazik değil. Bugün şanslı günümüzdeyiz.”
Omuz silkip söylediklerime tepki vermedi.
Mutfaktaki işimiz bittiğinde çayı hazırlayıp salona götürdük. Salona geldiğimizde sehpanın üstünde ki içki şişeleriyle yutkunmuştum. Çayı boşuna demlemiştik galiba. Abim elinde tuttuğu küçük bardağı kafasına dikti. Kerem’in ifadesiz ve keyifsiz suratı tek bir noktaya odaklanmıştı.
“ Abi bu haliniz ne?”
Sesimle ikisinin bakışları ben ve Seher’i buldu.
“ Bugün biraz dağıtmaya ihtiyacımız var Maviş”
Kerem elinde ki bardağı kafasına dikti ve bardağı tekrar doldurdu.
Seher elinde ki çayı sehpanın boş tarafına indirdi. Ve elimde ki çay bardaklarını da sehpaya koydu. Bana ve kendisine çay doldurduktan sonra gri büyük koltuğa oturdu.
Evinde sürekli içki içen birisi olduğu için garipsememişti. Benim bakışlarım ise abimde kalmıştı.
O kadar yıkılmış görünüyordu ki ,orada kafasına silah dayatılan bendim ama sanki ondan bir parça sökülmüştü.
Kerem’de ifadesiz duruyordu ama elini sürekli kirli sakallarına götürüp sıvazlayıp geri indiriyordu. Bu dünyadan çoktan kopmuştu.
Onları izlemeyi kesip Seher’in yanına yerleştim. Çayımdan bir yudum aldım. Şekeri ayarında olan çayı içince aklıma Anıl ve Eray geliyordu. Eray’ın kolay sinirlenen ve sinirlendiğinde kontrolünü kaybeden biri olduğunu farketmiştim. Sakince konuştuğumuzda problem yoktu ama sinirlenince bana zarar vermişti. Anıl ise sakindi ve hep temkinliydi.
O silah tutan ellerin sahiplerinde hala birazcık merhamet vardı. Belki de beni tanıdıkları için öyle sanıyordum.
Onları hatırlamadığım için gözlerinden geçen hayal kırıklığını çok net okumuştum.
“ Şirkette imzalaman gereken dosyalar birikti. “ Seher’in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
“ Yarın şirkete gittiğimde hepsini halledeceğim.”
“ Bu sefer lansmanı yıkıp geçeceğiz bence.”
Saher’in yumuşak sesinde ki neşe ve heyecan insanın içinde ki kara bulutları alıp götürüyordu.
“ Bence de öyle olacak.” onu onayladığımda dudaklarında ki tebessüm büyümüştü.
“ Saye, abim onları hatırladın mı?” abimin sesi ikimizin ortasına yıldırım gibi düşmüştü.
“ Hayır, Eray ve Anıl onları tanıdığımı söyledi ama ben hiçbir şey hatırlayamadım. En başta şaka yaptığımı düşündüler ama sonradan şok geçirdiler.”
“ Peki ya Devrim’i hatırlayabildin mi?”
Kerem’in söylediği isimi en başta anlamdıramadım daha sonra kendi aralarında soyadlarıyla seslendiklerini farkedince aydınlanma yaşadım resmen. Abime soyadıyla seslenmişti o.Ateş soyadıydı. Adı Devrim’di demek.
“ Hayır.”
Cevabıma ilk kez sevinmemişlerdi. Hatırlamadığımı söylediğimde rahatlayan surat ifadeleri bu sefer sıkıntıyla gerilmişti.
“ Sadece söylediği cümleyi daha önce duymuşum gibi zihnimde yankılanıp durdu.” ağzımdan çıkan sözcüklerle ikisi birbirine baktı.
“ Abim, eğer bir şeyler hatırlarsan bize söyle lütfen.” gözlerinde ki endişe bugün hiç dinmemişti.
“ Abi o adamlar, bana kötü davranmadılar. Yemeğin içinde soğan sevmediğimi bilecek kadar beni tanıyorlardı. “
“ Ama seni ayakkabısız ardında sürükleyecek kadar da seni acıtmaktan çekinmiyorlar.” Kerem’in öfke dolu çıkan kısık sesi anlık olarak nefesimi kesti.
“ Çorabı kendi elleriyle giydirecek kadar da merhametlilerdi.”
Abimin delici bakışları beni bulduğunda gözlerinde meydana gelen kırılmalar ürkütücüydü.
“ O pislikleri kendi ellerimle doğrayacağım.”
Elinde ki içkiyi fondipledi.
“ Ulan bizi zaten uyutmuşsun, kıza niye kendisini toparlaması için fırsat vermiyorsun.” Kerem de çok kızgındı.
Seher duydukları karşısında şoke olmuştu.
“ Maviş, sen çok çalışmaktan dengeleri karıştırdın herhalde, o adamlar mafya! Sence ne kadar iyi olabilirler?”
Artık O ‘da kızgındı.
Bu üçünün arasında azarlanıyordum resmen!
“ Çiçeğim iyi olduklarını söylemedim. Sadece istedikleri ben değildim. Üstelik eve nasıl girdi bunlar. Şifreyi nasıl bilebilirler?”
Aklımı kurcalayan diğer konu buydu. Nasıl evimize bu kadar rahat girmişlerdi?
“ Karşındakiler çocuk değil, her tür pisliği yapan insanlar. Şifre kırmak onlar için çocuk işi.”
Kerem haklıydı.
“ Eray beni tek başına gelip götürdü. Sanki eve hakimmiş gibi hiçbir yere takılmadan beni evden çıkardı.”
“ O piç zaten kedi gibi! “
“ Peki ya Devrim?”
Ondan bahsetmemle ikisi de bir anda sustu.
Ne zaman onun ismini söylesem aralarında sessizlik oluşuyordu.
“ O adam çok tehlikeli biri.”
Abimin sesi kısık ama fırtına öncesi sakinlik gibi tekinsiz çıkmıştı.
“ Devrim, adının hakkını veren biri.”
Bakışlarım Kerem’i buldu.
Devrim
Kimdi bu adam?
Sabahtan beri birileri sürekli ismini söylüyor ve onu tanımadığımı söylediğimde bana gülüyordu. Nasıl bir mazimiz vardı ki başkaları ismini andığında korkuyla bahsediyor ve ismimiz aynı cümlede geçince beni korumaya çalışıyorlardı?
Devrim Ateş kimsin ,kimdin sen?
Bana senin canın olduğumu söylüyorlar.
İnsan canım dediğinin onu hatırlamamasına dayanabilir miydi?
******
Böylece kitaba giriş yapmış bulunduk.
En sevdiğiniz karakteri buraya alalım?
Sizce Devrim yıllar sonra sevdiği kadının onu tanımadığını öğrenince nasıl bir tepki verecek?
Beğeni atmayı ve düşüncelerinizi belirtmeyi unutmayın.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
çok güzell ve akıcıydı eline sağlıkk
En sevdiğim karakter kerem bence keremle kız olsunn
Yorum
Yorum bulunamadı.