~krallığın 430.Yılı 16 Şubat~
Çok şükür giyinmiştik ve sade bir makyajla da son rütuşu da yapmıştık geriye kalan tek şey bahçeye inmekti yavaş yavaş ilerlerken aynı zaman da sohbet ediyorduk bir nevi iltifatta diye bilirim tam bahçe kapısında çıkacakken İven ve Aren ile karşılaştık onlarda bi konullarda kavga ediyorlardı .
"Ya sana dur dedim dimi İven"
"Bende sana öyle olmaz dedim"
"Demen önemli değil söylediğin şey doğru değil o öyle olmazdı ki"
"Hee sen çok biliyordun ya sen den sonra başlamış olsamda , sen den daha çok bilgiliyim tamam mı"
" Evet , evet sensin ,özelsin"
Onlarda kapının önüne geldiklerinde şok olmuş gibi bize bakıyorlardı.
"Hayırdır beyler neden öyle bakıyorsunuz?"dedi Narin.
"Canavar görmüş gibiler"dedim şaşkın bir şekilde .
"Lara yüzümde bişi var mı?"
"Hayır ,bende var mı?"
"Hiçbişi yok" o zaman ne oldu da bunlar kalakaldı.Narin onlara doğru dönüp sordu "Merhabaa ordamısınız Hayalet felan mı gördünüz?" Fazla vakit geçmeden İven'den yanıt geldi.
"Hayalet görmüyorum ama galiba çok güzel bir hayal görüyor olabilirim"bu cevabı hem beni hem de Narini çok şaşırtmıştı.Şaşkınlığımızın üstüne bir cümle daha ekledi "Yani Larayı bilmem ama sen çok güzel olmuşsun Narincim"
Narin fazla tanımadığı kişilerle fazla yakın konuşmayı sevmediği için hemen "Pardon , bu samimiyet ne den geliyor acabala"
"Güzelliğinden geldi galiba tatlım"diyerek sırıttı. Galiba Narinin bu tavrı İven in çok hoşuna gitmişti , bir deli bile Narin'i karşısına almayı istemezdi . Yürek yemişti bu çocuk .
"İven yaşamayı seviyorsan sus bence"dedim ciddi yetle gülme arasında gidip gelirken. Narine baktığımda gözlerinden resmen alev fışkırıyordu ve gerçekten ona bulaşmak istemezdim o yüzden hemen Aren'i de alıp dışarı çıktım galiba fırtınalar kopacaktı onlarında adım sesleri geldi arkamızdan 6 adım geridelerdi ve biz şenliğin yapılacağı yere gidecektik orası 20 adımlık uzaklıktaydı ,neyseki yanım da Aren vardı yoksa katlanılması zor hale gelirdi ve herzaman yaptığım gibi konuşmaya başlamıştım.
" şovalişkolukta hayatın nasıl gidiyor"
"Şeker, ne zaman vaz geçeceksin şundan?"
"Neyden?"
"Şovalişko demekten"
"Sen ne zaman şeker demeyi kesersen o zaman"
"Yani hiç bir zaman ,oluyor bu"
"Tamam o zaman şovslişkom fazla boş yapma"diyerek kıkırdadadım
Ay ışığıyla aydınlanan bahçe uzaktan bile büyüleyici görünüyordu. Ağaç dallarına asılmış fenerler hafif rüzgârla sallanıyor, etrafa altın rengi ışıklar saçıyordu. Müzik çoktan başlamıştı; keman ve flüt sesleri gecenin içine karışıyordu.
Bir an etrafı izlemek için durdum. İnsanlar gülüyor, dans ediyor, sohbet ediyordu. Her şey olması gerektiği gibiydi ama nedense gözlerim kalabalığın içinde hep aynı kişiyi arıyordu.
Aren...
Yanımda duruyordu zaten ama uzun zaman sonra onu tekrar görmek hâlâ gerçek değilmiş gibi hissettiriyordu.
"Ne oldu Şeker?" diye sordu.
"Bir şey olmadı."
"Yalan."
"Bu kadar belli mi?"
"Hem de çok."
Kollarını göğsünde birleştirip bana baktı. O sırada yüzüne düşen ay ışığı gözlerini daha da belirgin hâle getiriyordu.
"Şunu söyleyeyim mi?" dedi.
"Söyle bakalım."
"Bugün çok güzel olmuşsun."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Aren'in böyle şeyler söylemesi nadir görülen olaylardan biriydi.
"Sen hasta mısın?" dedim sonunda.
"Bak işte, sana iltifat etmeye de gelmiyor."
gülmeme engel olamadım.
Tam o sırada birkaç adım arkamızdan Narin'in sesi duyuldu.
"Iven, bana bakmayı bırakırsan ben de rahat nefes alabileceğim."
"Bunu yapmam için önce susman gerekiyor."
"Yani hiç şansım yok."
"Evet."
Narin iç çekince hepimiz gülmeye başladık.
Şenliğin ortasında, müziklerin ve kahkahaların arasında, o anın sonsuza kadar sürmesini istedim.
Şenliğin ilerleyen saatlerinde bahçe daha da kalabalıklaşmıştı. Müzikler yükseliyor, insanlar dans ediyor, kahkahalar her köşeden duyuluyordu.
Ama nedense benim içimde garip bir boşluk vardı.
Belki de bunun sebebi Aren'in doğum günümü gerçekten unutmuş olduğunu düşünmemdi.
Bunu belli etmemeye çalışıyordum ama aklımın bir köşesinde durmadan dönüp duruyordu.
Bir süre sonra Narin ve İven yine kendi aralarında tartışmaya başlayınca ben kalabalığın biraz dışına çıktım. Bahçenin kenarında duran taş korkuluğa yaslanıp gökyüzüne baktım.
Yıldızlar her zamanki gibi güzeldi.
Ama içimdeki kırgınlığı da silemiyorlardı.
Tam o sırada yanımda birinin durduğunu hissettim.
Dönüp baktığımda Aren'i gördüm.
"Eee?" dedi.
"Eee ne?"
"Tek başına neden kaçtın?"
"Kaçmadım."
"Kaçtın."
"Kaçmadım."
"Tamam o zaman kaçmadın."
Gözlerimi devirdim.
"Seninle konuşmak gerçekten çok zor."
"Duyduğuma sevindim."
Omzuna hafifçe vurdum.
Aren kısa bir süre sustu.
Bu onun için garipti.
Normalde mutlaka söyleyecek bir şeyi olurdu.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
"Kırgınsın."
Bu bir soru değildi.
Doğrudan söylemişti.
"Değilim."
"Yalancısın."
"Sen de çok bilmişsin."
Aren hafifçe gülümsedi.
Sonra birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
"Sabahki mesele yüzünden mi?"
diye sordu sonunda.
Ne demek istediğini anlamamış gibi yaptım.
"Hangi mesele?"
"Doğum günü hediyesi."
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Ama hemen toparlandım.
"Önemli değil."
"Lara."
"Ne?"
"Önemli değil diyeceksen bari gözlerin yalan söylemesin."
Başımı başka tarafa çevirdim.
Çünkü haklıydı.
Aren derin bir nefes verdi.
Sonra elini ceketinin içine götürdü.
"Ben de bütün gün bunun için uğraşıyorum."
dedi.
"Ne için?"
Cevap vermedi.
Sadece elini tekrar çıkardı.
Avucunda küçük, koyu renkli bir kutu vardı.
Kutuyu görünce gözlerim büyüdü.
Birkaç saniye konuşamadım.
"Aren..."
"Doğum günün kutlu olsun Şeker."
Bu sefer gerçekten konuşamadım.
"Sen... unutmamış mıydın?"
Aren kaşını kaldırdı.
"Ciddi misin?"
"Evet."
"Birlikte büyüdüğüm kişinin doğum gününü unutacağımı mı düşündün?"
Bir anda bütün gün hissettiğim kırgınlık kaybolmuştu.
Kutuyu yavaşça elime aldım.
Parmaklarım titriyordu.
"Kendin aç."
dedi.
Kutunun kapağını kaldırdığım an nefesim kesildi.
İçinde ince bir gümüş zincire bağlı, parlak yeşil taşlı bir kolye vardı.
Ay ışığı taşın üzerine vurunca küçük bir yıldız gibi parladı.
Gözlerimi kolyeden ayıramıyordum.
"Çok güzel..."
diyebildim sonunda.
Aren başını kaşıdı.
Sanki utanmış gibiydi.
"Beğenmezsin diye düşündüm."
"Delisin sen."
"Bu yeni bilgi değil."
Gülmemek elde değildi.
Kolye hâlâ avucumun içindeydi.
"Yeşil."
dedim.
Aren başını salladı.
"Evet."
"Neden yeşil?"
Bir an bana baktı.
Sonra gözlerini kaçırdı.
Bu da Aren için oldukça nadir bir şeydi.
"Nedeni belli değil mi?"
dedi.
Anlamadığımı görünce iç çekti.
"Gözlerin."
Bir an kalbim sanki göğsümün içinde fazla hızlı atmaya başladı.
Aren ise bunu söylemiş olmaktan pişman olmuş gibi görünüyordu.
"Yani..." diye boğazını temizledi.
"Yeşil seviyorsun sanmıştım."
"Tabii."
dedim gülümseyerek.
"Kesinlikle sebebi bu."
Aren gözlerini devirdi.
"Dalga geçiyorsun."
"Biraz."
Sessizlik oldu.
Ama bu rahatsız edici bir sessizlik değildi.
Tam tersine...
O an hiç bitmesin istediğim türden bir sessizlikti.
Sonra Aren elini uzattı.
"Ver bakalım."
"Neyi?"
"Kolye kendi kendine takılmayacak."
Kolye kutusunu ona uzattım.
Aren zinciri dikkatlice aldı.
Arkamda durup kolyeyi boynuma takarken kalbim nedense daha hızlı atmaya başlamıştı.
İşini bitirince bir adım geri çekildi.
"İşte oldu."
Kolyenin ucundaki yeşil taş ay ışığında yeniden parladı.
Aren birkaç saniye baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Tam olmuş."
O an ne kolyeyi, ne şenliği, ne de etrafımızdaki insanları düşünüyordum.
Sadece onun o nadir gülümsemesini görüyordum.
Bölüm Yorumları