SEVGİLİ REX - 2
Rama bana doğru baktığında, onunla konuşmak üzere olduğumuz gerçeğiyle irkildim. Normalde Rama benimle pek kelam etmezdi. Oraya vardığımda sadece yapmam gereken işleri sıralar, ardından odasına çekilip çalışmasına devam ederdi. Ben küçük bir çocukken bile aramızdaki mesafe hep böyle soğuk ve netti. İçimden bunları geçirirken Rama tekrar gözlerimin içine baktı; sesinde alışık olmadığım bir yumuşaklık vardı:
"İstersen bir yere oturabilirsin, korkma kötü bir şey konuşmayacağız," dedi.
Derin bir nefes alıp salonun ortasındaki o heybetli koltuklara doğru ilerledim. Rama’nın evi uçsuz bucaksız bir beyazlığın içindeydi; duvarlar, tavanlar, her şey... Beyazın en saf tonları evi ele geçirmişti. Rama temizliğe tutkuyla bağlıydı; ben de onu mutlu etmek için her gün o koltukları, dolapları ve zeminleri parlayana kadar ovardım. Bazen bu evi tertemiz yapmak için kendimi o kadar paralardım ki akşam kendi evime dönerken yollarda uyuyakalırdım.
Temkinli adımlarla pencere kenarındaki koltuğa iliştim. Oturmamla birlikte yumuşak dokunun içine gömüldüm. Yirmi üç yıl boyunca bu eve gelmiştim ama eşyalar her değiştiğinde onlara sadece temizlemek için dokunmuştu. İlk kez bir koltuğa oturuyor olmanın verdiği yabancılıkla elimi kolumu nereye koyacağımı bilemedim. Bizim sınıfımızdakiler için ev sahibesinin eşyalarına dokunmak, koltuklarına oturmak ya da yemek yedikleri masaya oturmak kesinlikle yasaktı. Benim bu evde ayrı bir odam vardı; yemek yerken ya da dinlenirken hep oraya sığınırdım. Şimdi ise ilk kez bu görkemli odanın tam kalbindeydim. Rama bana seslenince bakışlarımı ona çevirdim.
"Buyurun efendim, bir yanlışım mı oldu?" dedim titreyen bir sesle.
Rama arkasına yaslanıp doğrudan gözlerimin içine baktı. "Seninle daha önce hiç doğru düzgün konuşmamıştık," dedi. "Sana teşekkür etmek istiyorum. Yıllarca benim dağınıklığımı toplayıp bana harika yemekler yaptın. Ama ne yazık ki altı ay sonra dondurulacağım. Ölmeden önce benden istediğin bir şey var mı, Rex? Varsa söyle, sana yardım etmek isterim."
Duyduklarım karşısında buz kestim. Karşımdaki kadın, bu ülkenin en önemli bilim insanlarından biriydi ve bana bir dileğim olup olmadığını soruyordu. Gözlerimi bile kırpmaya korkarak cevap verdim:
"Siz hanımefendi, her zaman çok cömert ve iyiydiniz. Size hizmet ettiğim yıllar boyunca bana asla kötü davranmadınız. Hatta ismimi bile öğrendiniz; çoğu kişi yanında çalışanların ismini dahi bilmez. Size müteşekkirim."
"Sen çok düşünceli birisin, Rex," diye karşılık verdi. "Gitmeden önce birinin hayalini gerçekleştirmek istiyorum. Zira ben dondurulduktan sonra tüm servetim devlete geri dönecek. Eğer gerçekten dilediğin bir şey varsa çekinme."
İnanamıyordum. Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. “Nefes al Rex, sakin ol...” diye fısıldadım içimden. Cesaretimi toplayıp yıllardır zihnimi kemiren o soruyu sormaya karar verdim. Rama’nın gözlerine odaklandım:
"Hanımefendi... Acaba bizim hizmetçi olmadığımız başka yerler var mı?"
Rama bakışlarını benden kaçırıp pencereden dışarıya, uzaklara baktı. "Maalesef hayır," dedi iç çekerek. "Bu gezegende öyle bir yer yok. Tıpkı bizim ülkemizdeki gibi, diğer ülkelerde de erkek nüfusu çok az. Sadece ihtiyaç duyuldukça doğmalarına izin veriliyor."
Ne düşünüyordum ki? Bin yıldır erkek doğumu kontrol altındaydı. Hayatta olmam bile bir mucizeyken, başka diyarlarda eşit olduğumuzun hayalini kurmak sadece aptallıktı. İçimdeki bir parçanın kırılıp dağıldığını hissettim. Rama, tanıdığım diğer kadınlara hiç benzemiyordu; bir hizmetçiyle bu kadar derin mevzuları konuşması bile imkansızın sınırındaydı.
"Yine daldın bakıyorum," dedi Rama tekrar bana dönerek. "Bu gezegende veya iletişimde olduğumuz diğer dünyalarda erkekler ve kadınlar eşit değil. Ama galaksimizin dışında, çok uzaklarda, hâlâ ilkel düzeyde yaşayan bir gezegen olduğunu biliyoruz. Oradaki insanların tam gelişmediğini, sürekli savaş halinde olduklarını, kadınların erkeklerle evlenip çocuk doğurduğunu biliyoruz. Ancak bizden milyonlarca ışık yılı uzaktalar. Dünyalarının tam olarak nasıl işlediğini biz de tam bilmiyoruz."
Duyduklarım gerçek olabilir miydi? Birbirleriyle evlenmek mi? Bizim halkımız bunu bin yıl önce, yapay embriyo üretildiğinde terk etmişti. Erkeklerin yarattığı kaos yüzünden nüfusları kısıtlanmıştı. Şu an otuz milyon kadına karşılık sadece bir milyon erkek vardı. Kadınlar çocuk istediklerinde devlete başvuruyor, devlet de uygun gördüğü cinsiyeti onlara sunuyordu. Erkekler ise sadece kadınlara yardım etmek, onlara hizmet etmek için dünyaya getiriliyordu.
"Peki hanımefendi," dedim heyecanla. "O dünyaya gitmenin bir yolu var mı? Sizin gibi üst düzey kadınların ışınlanma izni olduğunu biliyorum. O gezegene bir şekilde gidebilmek mümkün mü?"
Rama'nın yüzünde hüzünlü bir ifade belirdi. "Üzgünüm, oranın işleyişini hâlâ tam çözemedik. Teknolojileri bizden çok geride. Onlarla temas kurabileceğimizi sanmıyorum. Üstelik ışınlanma tamamen devlet kontrolünde. Onların izni olmadan oraya gitmek çok büyük bir risk, çok tehliikeli olur."
Sözlerini kafamda tarttım ve yavaşça sordum: "Yani... Eğer devletin izni olursa, ışınlanmayla oraya gidilebilir, öyle mi anlamalıymışım?"
Rama hafifçe gülümsedi. "Rex, sen gerçekten düşündüğümden çok daha zekisin. Ve evet, doğru anladın.”
Bölüm Yorumları