Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
🎶 bölüm Şarkısı 🎶
—Egzod, Maestro Chives, Neoni Royalty(royalty şarkı ismi)—
🚨 ÖNEMLİ UYARI 🚨
Kitabı daha rahat kavrayabilmeniz için öncelikle tanıtım bölümünü okumanız gerekir. Evreni, varoluşu ve elementlerin aralarındaki ilişkiyi bu sayede çok daha rahat anlamış olacaksınız. Bu yüzden öncelikle tanıtımı okumanız önemle önerilir.
------------------------------------------------------------
yamanın anlatımı-ateş krallığı
Volkanik toprağın üzerindeki siyahlı grili kül bulutu, dumanlı havayı ciğerlerime her çektiğimde boğazımı sülfür kokusuyla yakıyordu. Sınırın ötesindeki yeşil vadiler parıldarken, bizim payımıza sadece çamurlu su kuyuları ve rengi griye dönmüş, ısıtmayan bir güneş kalmıştı.
Tepedeki güneşe gözlerimi diktim; sırtımdaki kuru odun ve çalıların bulunduğu çuvalı dinlenmek için yere koyarken. O kocaman yıldız bugünlerde tek bir sıcaklık sağlamıyor, tek amacı ışık vermek oluyordu. Ve bunun tek nedeni ise element evrenindeki insanoğlundan kaynaklanıyordu.
Normal dünyadaki insanlara, 4 elementin birlikte yaşadığı zamanda —ki o zamanlarda bile küçüktüm— bencil, egoist dediklerini duymuştum ancak zaman bana aslında onların, yani su, toprak ve havanın insafsız oluşunu öğretmişti. Küçücük bir çocuktum o vakitlerde; hepimize —ateş elementindekilere diğer elementler— prangalar ve zincirler taktılar ve sanki işe yaramaz birer hayvanmışız gibi o kurak, tarım dahi olamayacak topraklara sürgün ettiler.
Sınırı aşan Ateş elementinin insanlarını ise gözlerini dahi kırpmadan katlettiler. Bunun tek nedeni ise doğamız gereği havayı duman ile kirletmemiz, suyu buharlaştırdığımız ve arazileri verimsizleştirmiş olmamızdı.
Hiçbir şeyi bilerek yapmamıştık. Niçin bilerek yapalım ki sonumuzun bu olduğunu bile bile ancak vahşi insanoğlu buna inanmak istemedi ve açık açık ölüme terk etti.
Onlar bunları yaparken kendilerini fazla bilge sanıyordu ancak her şey bittiğinde elementler arasındaki gizli ilahi bağlar koptu. O insanların kaçırdığı şey her elementin birbirine muhtaç oluşuydu; tıpkı her insanın bir başkasına ihtiyaç duyması gibi. Element evreni Ateş elementinin sıcaklığından mahrum kaldı. Güneş yakıcılığını kaybetti; su, toprak ve hava elementindekiler güçlerini yarı yarıya eksiltti. Kullanmaları ise büyük bir çileye dönüştü. Biraz olsun kullansalar yere yıkılacak biçimde yorgun düşüyorlardı. Tabii halleri bizim duyduğumuz kadarıyla böyleydi. Ölümcül sınırın ardında daha yakıcı şeyler oluyor olabilirdi ancak bu durumlar hakkında bilgi edinmemiz oldukça zordu.
Ateş elementinin durumu ise daha beterdi. Su, toprak ve hava elementindekiler üç bağa bağlıyken; Ateş elementindekiler yalnızca kendileri olduğundan, hiçbir element bağına bağlı olmadığından güçlerimizi yok denecek biçimde kaybettik. Ancak diğerlerine kıyasla iyi bir durumumuz vardı: Kendi damarlarımızda gezinen o kutsal güç bizleri ısıtıp hayatta tutuyordu. Onlar gibi ısınmak için acizce fikirler üretmeye çalışmıyorduk çünkü biz zaten ateşin kendisiydik.
Biz onlara göre barbar ve yıkıcıydık, onlarsa bize göre acımasızdı. Oysaki her birimizin birbirine ihtiyacı var. Hava ateşi körükler, toprağı su yaşatırdı. Topraktaki bitkileri güneş, yani Ateş elementinin gücü güçlendirir, ısıya onları hızlıca kavuştururdu. Ancak onlar o aptal bilgelikleriyle hâlâ kendilerini kârda sanıyor.
Oldukça komikler, değil mi?
Ellerimi, avuçlarım yukarı bakacak biçimde kaldırdım ve kendimi her gün yaptığım biçimde zorlamaya başladım. Kollarımda kalın damarlar belirginleşmeye, şakaklarımdan hafif hafif terler boşanmaya başlamıştı. Sonuç ne, biliyor musunuz?
Aciz kıvılcımlar... Küçük, ateş yakmaya değer aciz kıvılcımlar.
Bir Ateş elementindeki birinin ateş yakmak için ormandan odun ve çalı toplaması ne demek?
Gururun her gün bin parçaya ayrılması demek.
Evet tabii ki daha önce de dediğim gibi içimizdeki o kor bizleri ısıtıyordu ancak bu her zaman işe yaramıyordu; örneğin yiyecekleri pişirmeden yemek hastalanmamıza neden olabiliyordu ayrıca yaşlılar ve çocukların ısınmaya herkesten çok ihtiyacı vardı.
Kampın oraya vardığımda birkaç kişinin yas tuttuğunu, birkaç gencin ise sonumuz ne olacak bakışları ile önlerine baktığını ve çocukların korkuyla ağaç gölgelerinin pıstığını gördüm.
Ya Rab, yine ne oluyor?
Temkinli adımlarla yakın dostum olan Criss'in yanına vardım. Ne olduğunu sorduğumda bana sinirli bir biçimde:
"Suçsuz yere 3 genç öldü Yaman, 3 can! Tek suçları sınırdan dışarı çıkmaktı. Çıkma nedenleri ise avlanacak hayvanların hava, su ve toprak krallıkları tarafından yavaş yavaş yok edilmesiydi. Onlardan merhamet dileyeceklerdi ancak daha ağızlarını açamadan geberip gittiler Yaman, öldüler!" dediğini duydum.
Yüreğime bir kor düştü.
3 genç
3 can
Yumruklarımı sıktım. Nasıl bu kadar acımasız olunabiliyordu, o gençlerin suçu neydi?
Parmak eklemlerim elimi sıkmam yüzünden beyazlamıştı.
Ateş yakmak için uygun olan bir yere oturdum, getirdiğim odunları ve çalıları yavaşça yerleştirdim sinirli bir biçimde.
evet buralar verimsiz arazilerdi haliyle ağaç,odun çalı bulmakta bir o kadar zordu ancak çok uzaklarda ağaçlık bir bölüm vardı.
burayı muhtemeln hayatta kalabilirim diye vermişlerdi çok uzaklarda yapmaları ise cezanın biraz parçasıydı.
Başkalarıyla konuşsam kesin onlara patlardım, bu yüzden sustum.
Sustum.
Zihnimde dönen düşünceler bir anda kafamdaki soru işaretlerine dönüştü.
O üç kişi onlara yalvarmaya gitmiş olamazdı, değil mi? Ateş elementinin ruhuna ait birisi yiyecek için birine yalvarmaya...
Hemen Criss'e döndüm.
"Onlar yalvarmaya gitmedi!" diye kükrercesine konuştum.
Criss susup önüne baktı, bu beni daha çok sinirlendirdi.
Anladığınız üzere gerçekten sinirli biriydim ve oldukça kaba sayılırdım.
Criss'in bu sefer konuştu:
"Onları durdurmaya çalıştık ama bize 'Açlıktan öleceğime gururumla ölürüm, pisliklerini yüzlerine haykırarak giderim şu adi dünyadan!' dediler. Onlarınki intihardı," dedi.
Criss'e olan sinirim katlandı, muhtemelen gözlerimden anlaşılıyordu ancak Criss'e başka bir şey demedim, ne diyebilirdim?
Keşke yalan söylemeseydi criss yalvarmaya gitti diye.
yalan sevmediğim şeylerin başında gelenlerdendi.
Başka elementlerden biri yapsa bunu evet inanırdım ama ateş elementi ile yalvarmak çok farklı kavramlardır.
En azından gururlarıyla öldükleri için içim biraz olsun rahatladım.
Kafamı çadırın orada yatan cılız çocuğa çevirdim. Uyumaya çalışıyor olmalıydı. Annesi yanına vardı, çocuk ağlamaya başladı.
Annesi ona, "Yiyeceğiz yemek oğlum, yiyeceğiz," dedi, adeta çocuğun niçin ağladığını daha o söylemeden tahmin etmiş ve onu sakinleştirmek istercesine.
Yalan bir.
Çocuğun gözünde pırıltı belirdi. Annesi de, "Hem de en güzelinden," dedi.
Yalan iki.
Çocuk, "Su da içecek miyiz?" deyince annesi, "İçeceğiz oğlum," dedi.
Yalan üç.
Yalanlarla avutulması acımasızcaydı. O çocuğu geçiştirmek yerine hayatın gerçekliğini, acımasızlığını öğretmeliydi; yoksa ilk engelde takılıp düşer, pes ederdi.
Yüreğim intikam ateşiyle yanarken, imkânsız olduğunu bilen zihnim umutsuzluğa kapılıyordu.
✦ ✦ ✦
—A Y A Z D A A Ç A N K O R— lorin_alkan —
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları