Ölü toprak soğuk ve sessizlikle uyanmıştı.Küreklerin ritmik sesi, rüzgarın fısıltısını bastırıyor, her vuruşta biraz daha derine inen kara ağız, sundukları hediyeyi bekliyordu.
Hediyeleri bir bebekti. Tanrıların ilk kız çocuğu.
Daha adını bile bilmeyen, gözlerini dünyaya yeni açmış bir kız çocuğu.
Ağlamıyordu.
Oysa ağlamalıydı. Belki de toprak, onun suskunluğunu asla affetmeyecekti.
Ya da o kız çocuğunu ölü toprakta yeşertecek olan yirmi altı krallığı.
Bebeği elinde tutan bir cellat. Toprağı eliyle yokladı. Soğuk, nefes geçirmeyen bir soğuk.
"Daha hızlı kazın." Sert, kuralcı bir ses.
Hiçbiri başını kaldırıp bebeğe bakmadı. Bakamazdı. Çünkü bakanlar, daha önce bu mezarlığa getirilen diğer "hediyeler"in arasında yatıyordu.
Cellat, bebeğin yüzünü örten ince tülü kaldırdı. Minik parmaklar, havayı kavramaya çalıştı.
Bir an, sadece bir an, celladın gözlerinde bir şey kırıldı.
Ama hemen düzeldi. Gümüş Ortaklığı'nda duygular, zayıflık sayılırdı.
Lider, celladın tereddütünü fark etti.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır, Lordum."
"O zaman bekletme hediyemizi. Toprak acıktı."
Cellatlar, metrelerce kazdılar ölü toprağı. Ölmüş Tanrıların ve Tanrıçaların kemikleri göründü, bebeği tutan cellat bir an ürperdi.
Cellat, bebeği o derinliğe bıraktı. Bebek hâlâ şaşkın şaşkın bakıyordu. Minik gözleri, meşalelerin solgun ışığını yakaladı ve bir an, sanki celladın ruhunun en karanlık köşesine baktı.
O bakış, bir bebeğin bakışı değildi. Çok eski bir şey vardı o gözlerde.
Cellat geri çekildi. Eli ayağı buz kesti. Toprak, bebeğin tenine ilk kez değdiğinde, rüzgar aniden durdu.
Sanki ilk kez bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetmenin verdiği o ince tınıyla.
"Ne oldu?" dedi lider. Rüzgarın durmasıyla, toprağın kaskatı kesilmesiyle donup kalmıştı cellat.
"Hiç," dedi cellat. "Hiçbir şey."
Yalan söylüyordu. Çünkü o an, toprağın altından gelen bir ses duymuştu.
Ne bir çığlık, ne bir inilti.
Sadece bir kalp atışı. Derinden, yavaş, öfkeli bir kalp atışı.
Her an, onları öldürecek gibi atan bir kalp.
Lider, parşömeni çıkardı, sanki zafer kazanmış gibi gülümsedi. Fakat bu gülümsemesinin ona pahalıya patlayacağını bilmeyecekti.
Henüz.
"Değerli dostlarım! Bugün bir toprağı daha doyurduk! Kutlu olsun!"
Ne alkış koptu, ne de sevinç. Sadece ruhlarında bir vicdan, toz olmuş bir kalp ve hiç su kalmamış gözyaşları.
Gece çoktan çökmüştü. Tam karanlığın denildiği zamandı.
Gümüş Ortaklığı, oradan ayrılırken, daha dakikalar önce bebeği tutan adam, az önce gömdüğü bebeğe baktı.
Hala ses yoktu.
Hala çığlık yoktu.
Adam, gözleri dolu dolu mezarlıklardan ayrıldı. Ama arkasında sadece bir bebek bırakmamıştı.
Gecenin karanlığında saklanan, o bebeğin abisini de bırakmışlardı.
Aynı gözler. Aynı merakla dolu bir abi.
Ve o, asla affetmeyecekti.
Tıpkı ölü toprağın Gümüş Ortaklığı'nı affetmeyeceği gibi.
Ellerini kılıçlarına götürdü, bir şey diyemedi. Dudakları fermuar gibi kapatıldı. Ama içindeki o kavrulan gölge... O zaten bağırıyordu.
"Bulacağım."
Gölgenin sesi, bütün dünyalarda yankılandı. Öfkeliydi, damarlarındaki kanda kin akıyordu.
"Bulduğum gibi de, tıpkı kardeşimi gömen toprakta boğacağım sizi."
Dişleri takırdadı, sanki hemen onları yok edecekmiş gibi. Ama yapmadı. Çünkü kız kardeşinin yanında ayıp olacaktı.
"Kanım adına, kardeşim adına, Ölüm adına söz veriyorum..."
Bölüm Yorumları