Uzun yemek masası nerdeyse tamamen dolmuştu. Altın şamdanları ışığı kristal kadehlere parlıyor, iki krallığın soyluları uzun yıllar sonra ilk kez aynı sofrayı paylaşıyordu.
Sofrada herkes ne kadar güler yüzlü olsada bir gerginlik vardı. Varkanlar’ın Ardovaya yaptığı ziyaretin sebebi ve yıllar sonraki birleşmenin böyle bir nedenle bağlanması aradaki gerginliği ve merakı daha da arttırmıştı.
Leyla Hanım “Bu güzel ağırlamanız için teşekkür ederiz, odalarımızdaki kıyafetlerde çok güzeller Elfidacım ince ve güzel düşüncen için tekrardan teşekkür ederim.” Samimi bir şekilde söylediği çok belliydi gözlerinden ve yüzünde belli oluyordu.
“Beğenmenize çok sevindim, Sultan annem de seçmemde yardımcı oldu.”
Leyla Hanım yalnızca Sultan anneye kısa bir tebessüm etti. Ne teşekkür etti ne de sohbet başlattı. Sultan anne ise bunu önemsememiş gibi görünüyordu ama bakışları bir anlığına donmuştu.
Leyla Hanım muhattap olmak istemiyormuş gibisinden bakışları direk bana döndü, Sultan anneyi önemsiz görüyor gibi bi hali vardı.
Sarayın veliahtı bendim. Günün birinde bu taht bana geçecekti. Ama bu, Sultan annenin sözünü küçültmezdi. Yıllardır bu sarayın yükünü babamla birlikte omuzlamıştı. Bu sarayda onun sözü en az benim sözüm kadar değerliydi.
Bu soğukluğun nedenini daha sonrasında Sultan anneye soracaktım, belki küçük bir ayrıntı gibi gözüküyordu ama içimden bir ses geçmişe dayandığını söylüyordu.
İlk defa karşılaşmamıza rağmen bana bu kadar nazik ve sıcak davranan Leyla Hanımın, Sultan anneye olan tutumunun bir nedeni olmalıydı.
Karşımda oturan Aker’in içkisi bitmişti, masanın azcık uzağında duran Gül’e gözümle boş bardağı doldurması için gösterdim, Gül bu evdeki elim ayağım gibiydi.
Aker hareketimi görmüştü ki içkisini dolduran Gül’e, benimde biten bardağımı göstererek,
“Prensesimizin de bardağını doldurun lütfen.” derken gözlerini gözümden ayırmıyordu.
“Teşekkürler general.” diyerek doldurulan içkimden bir yudum aldım,
Sadece gülümsedi ve kafasını hafifçe eğip o da içkisinden bir yudum aldı.
Açık olan camdan gelen rüzgar bedenimi titremişti, masanın diğer ucundan yoğun bir bakış hissettim kafamı o tarafa döndürdüğümde bakan kişinin Işık olduğunu gördüm. Bende ona bakınca yüzünde bi gülümseme olup içkisini hafiften kaldırıp içip önüne döndü. Bu aralar biraz dalgındı.
Akşamın ilerleyen saatleri keyifli geçmişti ilk başta olan gerginlik az da olsa kırılmıştı. Buna sevinmiştim iki ülkenin de düşman olmasını istemiyordum çünkü bana göre ortak düşmanlarımıza karşı birbirimize ihtiyacımız vardı.
Babam, Kral Acar’a “Yemeğimiz bittiyse çalışma odama geçelim.” dedi şimdi gelme sebeplerini konuşma vaktiydi galiba, Kral kafasını sallayıp kalktı ilk önce babama sessiz bir şekilde bir şey sordu, babamla göz göze geldik gözü biraz benim üzerimde oyalandıktan sonra kafasını onaylayacak şekilde salladı.
Kral, Aker’in kulağına bir şeyler fısıldadı Aker’de sadece kafa salladı.
Babam beni çağırmadan masadan kalktı gözlerimi ondan ayırmadım hala bir davet bekliyordum ama o davet gelmemişti.
Babamın beni çağırmaması alışık olduğum bir durum değildi. Çocukluğumdan beri devlet meselelerinde yanındaydım. İlk kez bir konuşmanın dışında bırakılıyordum ve bu durum oldukça canımı sıkıyordu.
Amcam babam Başar ve kral yemek salonundan çıktı, parmaklarımı bardağın etrafında sıkıca kapattım, babam beni neden çağırmamıştı? Böyle önemli bir gelişmede yanında olmak isterdim.
Nasıl olsa günün sonunda her türlü öğrenecektim. Şimdilik önceliğim misafirlerim olmalıydı.
“O zaman isterseniz biz de bahçeye çıkalım tatlıları orada yiyelim”
Vurgun “Ah prenses beni en hassas olduğum yerden vurdunuz tatlıya hayır diyemem.” diyerek ayaklandı onla beraber diğer herkesde ayaklandı.
Mara yanıma gelip kulağıma “Çok iyi gidiyorsun.” dedi böyle anlarda beni desteklemeyi asla ihmal etmezdi,
“O zaman ben söyliyeyim bahçeyi hazırlasınlar” diyip yanımdan ayrıldı.
Leyla Hanım “Size eşlik etmek isterdim ama yol yorgunluğum hala üzerimde ben odama geçeyim.”
“Tabii haklısınız iyi uykular.” haklıydı sonuçta uzun bir yoldan gelmişlerdi.
Sultan anne “Elfida bende odama geçeyim kızım siz gençler takılın çok geçe de kalmayın.”
“Tamam Sultan anne iyi geceler.” o da gidince elimle bahçeyi gösterdim “Bizde geçelim o zaman.”
Bahçeye çıktığımız anda akşam serinliği yüzüme çarptı. Sarayın taş duvarlarını saran sarmaşıklar rüzgârla hafifçe sallanıyor, uzaktaki çeşmenin sesi konuşmaların arasına karışıyordu.
Bahçenin ortasında ki yuvarlak masaya hepimiz oturmuştuk. Masa tatlılar, meyveler ve şerbetlerle doluydu.
Mara ve Vurgun yan yana oturuyorlardı ve çok da güzel sohbet ediyorlardı. Bu kadar çabuk birbirlerine alışmalarını beklemiyordum.
Işık, Sarper ve Ediz ise beraber konuşuyorlardı muhabbetlerinden anladığım kadarıyla Işık ve Sarper birbirlerini önceden tanıyorlardı.
Işık bizden biraz uzak takılırdı bu yüzden Mara ile kurduğum bağı Işık ile kuramamıştım.
Aker ise karşımda oturuyor arada sırada Sarperlere katılıyordu. Fırsattan faydalanıp biraz inceledim onu, kabul etmeliydim ki dikkat çekici bir adamdı. Dik duruşu ve kendinden emin tavırları bulunduğu ortamda ister istemez göz üzerine topluyordu.
Vurgun “Prenses sohbetimize dahil olmak ister misiniz.” diyince Mara da “Evet Elfida tek kaldın, general sizde tek kaldınız lütfen bize katılın.” aslında güzel olabilirdi böyle oturarak çok sıkılmıştım ben konuşacakken Aker benden önce davrandı,
“Prensesinizle bir konu hakkında konuşmak istiyorum, bana kısa bir yürüyüşle eşlik etmek ister misiniz?” gözümün içine bakarak ettiği bu davet karşısında donup kalmıştım.
Benle konuşmak istediği konuyu geçtim böyle bi ortamda hangi cesaretle açıkça soruyor ona daha çok şaşırmıştım.
Abimin içtiği şey boğazında kalmış öksürüyordu, “General benim kardeşimle konuşmak istediğin konu nedir? Burda da
konuşabilirsin.”
“Elfidayla özel olarak konuşmak istediğim bir konu.” bu adam yürek falan mı yemişti? Benle özel olarak ne konuşabilirdi ki?
Abim ayağa kalktı bu işin sonu iyi bitecek gibi değildi çünkü abim sinirden kızarmış, Aker’in üzerine hızlı bir şekilde geliyordu, bende hızlıca ayağa kalktım abimin yanına gittim yanına yaklaşıp,
“Abicim acaba bi dursan mı, herkesin içinde kendinle beraber beni de rezil ediyorsun şu anda.” dedim sessiz bir şekilde.
Abim suratıma baktı ne kadar ciddi olduğumu gösteren bir ifadeyle bende ona baktım. Haklıydım sonuçta kendi kararlarımı verebilirdim 23 yaşında bir kadındım ama abim böyle yaparak beni küçük düşürüyordu.
Aker’e dönüp “Buyrun general bu tarafa doğru gidelim.” abime sırtımı dönüp Akerle bahçenin arkasına doğru yürümeye başladık. Biz giderken Vurgun ve Sarper’in Edizle konuştuğunu duyabilmiştim.
Abim böyle konularda gereksiz bir şekilde korumacı olabiliyordu belki bu seferlik haklı olabilirdi sonuçta Akerle tanışalı daha bir gün bile olmamıştı.
“General abimin yanında yaptığınız teklifin ne kadar yanlış olduğunu biliyorsunuzdur.”
Onların diyarında sıkıntı olmayabilirdi ama bizde bu durumlar sıkıntılıydı.
“Dediğim gibi kendi kararınızı kendiniz verebilcek yaştasınız prenses, abiniz fazla abarttı.”
“Abarttı mı? Ben onun kardeşiyim sizin topraklarınızda nasıldır bilmiyorum ama bizim topraklarımızda bu durum hoş karşılanmaz.” Abime sinirlensemde şu anda abimi korumalıydım,
“Bizim oralarda da böyledir prenses ama benim yaklaşımım abinizin düşündüğü türden bir yaklaşım değildi.”
“Siz hangi türden yaklaşım sergiliyorsunuz bana?” hafifçe bana baktı küçük bir gülme sesi çıkardı,
“O zaman ben konuya başlayayım.”
“Buyrun lütfen.”
Yerde sürünen etklerimi ellerimle hafifçe yuakrı kaldırdım.
“Sizle buraya gelme nedenimizi konuşacaktım. Babamla babanız zaten şu anda konuşuyorlar bizde araya girmeyeceğimizden benim size söylememi rica ettiler, tahtın varisi olduğunuz için babanız özellikle rica etti.”
“Rica edeceğine bende orada olabilirdim.”
Bakışlarını kısa süreliğine bana çevirdi tekrardan önüne döndü.
“Böylesi daha uygun demekki prenses hemen sinirlenmeyin.” dediğinde sinirlendiğimi yeni fark etmiştim.
“Dün akşam kahinimiz babama bir kehanet verdi buraya gelme sebebimiz bu.”
Kehanet mi, ölümsüzlerde çıkan bir kehanetin bizle alakası neydi?
“Sizin kehanetinizin bizle nasıl bir alakası olabilir general? Lütfen daha açık konuşun.”
Aker cebinden bir kağıt çıkardı bana uzattı hemen kağıdı alıp hızlıca açtım,
Kendi adını bilmeden kaderini taşıyacak,
Ölümlüler arasında yürüyecek,
Ama hiç diyar ona ait olmayacak.
Bir kız yükselecek…
İki dünyanın terazisini tek nefeste değiştirecek.
Ölümsüzler onu ya kurtuluş diye çağıracak…
Ya da felaket diye anacak.
Seçim onun olmayacak,
Ama son, onunla gelecek.
Esen rüzgarla üşürken bu okuduğum karşısında daha da üşümüştüm.
Okuduklarım beni tekrardan şaşırtmıştı, burada yaşayan bir kadın nasıl olurdu da ölümsüzlerin kurtuluşu yada felaketi olabilirdi.
“Ölümlü bir kadının bizimle derdi nedir onun için geldik.”
Kaşlarımı çatarak durdum ben durunca o da durdu,
“Ölümlü olduğunu nerden biliyorsunuz? Başka bir kehanet de var mı?”
“Kehanette yazıyor prenses ölümlülerin arasında yürüyen biri diyor.”
“General devamında hiç bir diyar ona ait olamayacak diyor, bu kadın burada yaşıyor ama ölümlü ölümsüz mü bilemiyoruz.”
Bu sefer kaşlarını çatan o olmuştu,
“Ölümlülerin arasında bir ölümsüz olamaz. Sonuç olarak ölümlü.”
“Yanılıyorsuz general ölümlülerin arasında ölümsüzler var tıpkı ölümsüzlerin arasında ölümlüler olduğu gibi.” Bu duruma şahit olmuştum ama hiç bir şey dememiştim çünkü burada mutlulardı ve düzen bozmuyorlardı.
“Böyle bir şey olamaz prenses.”
Alaycı bir şekilde gülümsedim,
“Kendinizi kandırmayın general iki ülke arasında evlilik yasak ama gizlice evlenip soy adını alıp yaşayanlar var yada gizlice gelenler var.”
“Bunu bilemenize rağmen susuyor musunuz prenses?” Yani gerçekten şu anda sorun bu muydu?
“Sorun şu anda bu değil general ve evet sustum ama görmezden de gelmedim onların etraflarında yaşıyan askerlerim var bir sorun çıkarmadıkları sürece sıkıntı yaşamazlar.”
Aker bu sefer susup bir şey diyemedi.
“Kahininiz başka bir şey demedi mi general bu kehanetle bir yere varamayız.”
Aker bir şey diyecekti ki Sarper’in bize seslenen sesini duyduk.
“Aker, Elfida Boran bey sizi çağırıyor.”
“Tamam geliyoruz.” Aker de ona seslendi.
Sessiz bir şekilde yürürken uzaktaki nehirden gelen su sesi ve rüzgar sesi birbirine karışıyor huzurlu bir ortam sunuyordu.
Aramızdaki sessizliği Aker bozmuştu,
“İsminin anlamı ne?” sorduğu bu soru karşısında gülmüştüm, ben gülünce bana baktı “Komik olan nedir prenses?”
“Hiç general, böyle şeylerle pek ilgilenen biri gibi gözükmüyorsunuz.”
Bu sefer o sessizce gülmüştü,
“Merak ettim ama galiba siz söylemiyeceksiniz.”
“Feda edilen, gözden çıkarılan demek.” ismimin anlamı biraz hüzünlüydü bence kimse isminin böyle bir anlamı olsun istemezdi.
Aker bir kaç saniye sustu, gözlerini üzerimden ayırmadan,
“Bence sizi tanıyan biri o ismi koymazdı.”
Kaşımı kaldırdım
“Neden?”
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı,
“Çünkü feda edilecek biri gibi durmuyorsunuz.”
Bunu duymam itiraf ediyorum ki beni utandırmıştı, kısa bir süre tanıdığı biri için iddialı ve büyük bir laftı. Ve böylesine güzel bir iltifat cesaret isterdi.
Kendine gel Elfida, adam ölümsüzlerin generali saçma sapan heyecanlanma.
Yüzüme baktı, ve gözlerimde ne gördüyse sırıtarak saraydan içeri girdi. Ne ara saraya gelmiştik.
Aşağılık adam beni şok edip arkasında bırakmıştı, önümden hızlı hızlı yürüyen bu adama yetişmek için hafiften koştum.
Ya da koşmaktan vazgeçtim ben koskoca prensestim kimsenin arkasından koşmam. Bu düşünceyle yavaşladım ve asaletimi koruyarak yürüdüm.
Bunun rövanşını elbette alırdım.
O gece hiçbirimiz kaderin çoktan harekete geçtiğini bilmiyorduk.
Bölüm Yorumları