Öne Çıkanlar
Son Eklenenler
Tamamlanmış Kitaplar
Premium Kitaplar
Ertesi sabah Mira, Kadıköy’ün arka sokaklarından birinde, restore ettiği eski Rum evinin penceresinden dışarıyı izliyordu. Ellerinde hâlâ o eski defterin dokusu vardı. Dün gece Kerem’in evinden ayrılırken kutuyu da yanında getirmişti. “Bir bakayım” demişti sadece.
Kadıköy bu kadar eskiyken, bu kadar çok katman varken, eski eşyalar insanı rahat bırakmıyordu.
Burası eskiden Kalkhedon’du. İstanbul’un karşısında, “Körler Şehri” olarak anılan yer. Bizans’tan Osmanlı’ya, Levantenlerden Rumlara kadar nice hayat burada iz bırakmıştı. Mira’nın restore ettiği evler, bazen ona fısıldar gibiydi. Duvarların içinde eski mektuplar, oyuklarda madalyonlar, zemin altında unutulmuş mahzenler…
Defteri kucağına aldı. Dün gece sadece ilk sayfayı açabilmişti. Şimdi ikinci sayfayı çevirdi.
“17 Ekim 1962. Bugün Moda’daki eski mezarlığın yanından geçtim. Toprak hâlâ kokuyordu. Bazı şeyler gömüldükten sonra da çürümezmiş.”
Mira’nın ensesi ürperdi. O mezarlık hâlâ duruyordu. Sadece birkaç sokak ötedeydi. Çocukken arkadaşlarıyla oraya korkuyla girdiklerini hatırladı. Baran bir keresinde “Burada bir tane mezar var, üstünde isim yok, sadece bir kuş resmi kazınmış” demişti.
Telefonu çaldı. Ela arıyordu.
“Açık mısın? Yemek yiyelim mi? Kerem ve Baran da gelecek.”
“Geliyorum,” dedi Mira. Sesinin normal çıkması için çabaladı.
Bir saat sonra dört arkadaş yine bir araya gelmişti. Bu sefer deniz kenarındaki küçük bir mekânda. Sonbahar güneşi Kadıköy’ün eski binalarının üzerine vuruyordu. Karşıda İstanbul’un silueti parlıyordu.
Baran, “O kutuyu ne yaptın?” diye sordu Mira’ya.
“Evde. Deftere baktım biraz.”
Ela merakla öne eğildi. “Eee? Ne varmış içinde?”
Mira tereddüt etti. Sonra çantasından defteri çıkardı. Masanın ortasına koydu.
“Bu defter… sadece eski bir günlük değil. Yazan kişi Kadıköy’ü çok iyi tanıyor. Modadan, eski mezarlıklardan, hatta şu an restore ettiğim evin sokağından bahsediyor.”
Kerem kaşlarını çattı. “Ne zamana ait?”
“1960’lar gibi… Ama bazı sayfalar daha eski gibi duruyor. Sanki biri deftere sonradan eklemeler yapmış.”
Baran defteri kendine doğru çevirdi ve rastgele bir sayfayı açtı. Okumaya başladı:
“Onlar dört kişiydi. Birbirlerini kardeşten öte sanıyorlardı. Ama bazı sırlar, kardeşliği bile öldürebilir. Özellikle Kadıköy toprağına gömülmüşse…”
Masada sessizlik oldu.
Ela hafifçe güldü ama sesi zorlama çıktı. “Manyakmış herhalde yazan. Korku romanı yazıyor sandım.”
Ama kimse gülmedi.
Mira denize doğru baktı. Karşı kıyıdan vapurlar gelip gidiyordu. Kadıköy’ün bu kadar sakin görünmesi yalandı. Altında, toprağın derinliğinde, duvarların ardında, unutulmuş tünellerde ve mezarlıklarda hâlâ yaşayan bir tarih vardı.
Ve o tarih, nedense bu dört arkadaşa dokunmaya başlamıştı.
Kerem sessizce sordu:
“Defteri baştan sona okumak ister misiniz?”
Üçü de aynı anda başını salladı.
O akşam dördü de, Kadıköy’ün dar sokaklarında, eski bir defterin peşine takılmış halde, bilmedikleri bir kapıyı aralamaya hazırlanıyorlardı.
Üçüncü Bölüm
Üç gün sonra Kadıköy’de yağmur çiseliyordu. Dört arkadaş, her ay yaptıkları “acil toplantı”lardan birini Kerem’in evinde yapıyorlardı. Defter masanın ortasında duruyordu. Okudukça sayfalar daha da karanlıklaşıyordu.
Kapı zili çaldı.
Kerem kalkıp kapıyı açtı. Dışarıda ıslak saçlı, gülümseyen bir kız duruyordu.
“Selam, ben Lara. Baran’ın üniversiteden arkadaşı. Beni çağırmıştınız ya hani… Geç kaldım kusura bakmayın.”
Baran koltuktan fırladı. “Lara! Geldin demek. Gel gel.”
Lara içeri girdiğinde gruptaki herkes bir an duraksadı. Kız çok güzel ve çok kendinden emindi. Kısa siyah saçları, keskin bakışları ve hafif alaycı gülümsemesi vardı. Üzerinde eski bir deri ceket, boynunda ise eski bir madalyon sarkıyordu.
Ela, “Hoş geldin,” dedi biraz mesafeli.
Mira ise hiçbir şey söylemedi. Lara’yı ilk gördüğü anda içinde garip bir huzursuzluk hissetmişti. Tanıdık bir huzursuzluk.
Lara rahatça koltuğa oturdu, defteri gördü.
“Bu mu yani meşhur defter? Baran anlattı. Okuyabilir miyim?”
Kerem defteri uzattı. Lara sayfaları çevirirken dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Sanki bir şeyleri tanıyor gibiydi.
“Kadıköy’ün eski ailelerinden birine ait gibi duruyor,” dedi Lara. “Babam eskiden bu tip şeyleri toplardı. Belki yardımcı olabilirim.”
Grup yavaş yavaş Lara’yı kabul etti. Hem neşeli, hem zeki, hem de “bizden biri” gibi davranıyordu. Özellikle Baran ona sıcak bakıyordu. Ela ise biraz mesafeliydi.
Gece ilerledikçe Lara defterden bazı sayfaları yüksek sesle okudu. Bir ara şu satırlar çıktı:
“İkizler her zaman tehlikelidir. Aynı kanı taşırlar ama ruhları farklı yönlere çeker. Biri ışığa, diğeri gölgeye.”
Mira’nın kalbi hızlandı. Göz ucuyla Lara’ya baktı. Kız gülümsüyordu.
O gece Lara gittikten sonra Ela, Mira’ya fısıldadı:
“Bu kız biraz tuhaf değil mi? Çok çabuk ısındı bize.”
Mira sadece “Bilmiyorum,” dedi.
Ama içinden bir ses çok net konuşuyordu: Bu kız tesadüf değil.
Bu bölümü beğendin mi?
Bölüm Yorumları