Yine sabah olmuştu yine silah sesleri yine atış talimleri yapılıyordu. Bu düşmanlık Kemal denen adamın dedemi öldürmesiyle başlamıştı. Babam da babasının kanını yerde koymak istemiyordu. Kemal denen adamın kardeşi Fatih amca öyle değildi ama yine de o da kendi ailesini korumak zorunda olduğu için o da babama karşıydı. Fatih amcanın eşi Sema teyze o da çocukları ve ailesi için endişeleniyordu annem gibi. Kardeşlerim Cemre ve Emre onlarda hepimiz gibi düşmanlığın içinde kalmıştı. Emre hepimizin küçüğüydü ama çok fevriydi.
Babam beni okula bırakacaktı. Köyün meydanında yine onlarla karşılaşmıştık ben de babamın yanında durmak için arabadan indim ve yanına gittim herkesin gözüne bakacak cesaretim vardı bi tek kişi hariç. Neyse babam ve Kemal karşı karşıya gelmişti tam o sırada Kemal ve Fatih amcanın annesi - Fatma GÜRSOY - geldi ve silahlar yerine koyuldu. Fatma Hanım oğlunun kanı dökülmesin diye her türlü şeyi yapacak bir kadındı babamın bu kadına niye bu kadar saygı duyduğunu anlamıyorum.
Hasan abiye beni okula götürmesini söyledi babam. Giderken hepsine tek tek baktım tek biri hariç çünkü bakarsam ...
Okuldan sonra eve geldiğimde gözlerine bile bakmaktan korktuğum kişinin Ömer'in bizim bahçede oturduğunu gördüm.
- Burda ne işin var senin?
- Niye sordun?
- Benim evindesin ve burada olman hiç normal bişe değil bu şartlarda.
Etrafımızda bizim adamlar vardı o yüzden çok konuşamıyordum. Sonra evden babam çıkıp geldi. Gayet sakin duruyordu onu ilk defa onlardan birine daha karşı tepkisiz durması beni yine şaşırmıştı.
Babam güle güle diyip adamları etrafına toplayıp birşeyler anlatıyordu. Ben de eve giriyordum ki kolumu bi el tuttu. Kalbim duracak gibiydi. Ama korkudan mı bilmiyorum. Elime küçük bi paket bıraktı ve hemen gitti. Ben de annemi ve kardeşlerimi atlatıp odama kapanıp hemen başörtümü çıkarıp önce serinledim sonra paketi açtım.
İçinden bir kolye çıktı. Mor ve beyaz taşlarla etrafı kaplı tam ortasında beyaz havadan duran tıpkı gerçek çiçek gibi bi beyaz çiçek vardı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ne yapmalıydım. Gidip yüzüne mi çarpmalı çöpe mi atmalı yoksa...
Ne yapmalıydım?
Ertesi gün Cemre birden ortalıktan kayboldu. Telefonlarıma da cevap vermiyordu. Biz Gürsoylardan şüphelenmiştik. Öğlen oldu hâlâ yoktu. Çaresiz hazırlandık ve Gürsoylara doğru yola çıktık. Meraktan hiçbirimiz doğru düzgün bişe yememiştik. Gürsoylara vardığımızda ilk Kemal geldi babamı zor tuttuk sadece Emre ve ben vardık babamın yanında. Sonra Fatih amca geldi ve etrafı sakinleştirdikten sonra ama yine de nefret dolu alıştılar. Babam beni Fatma Hanım'a emanet edip Emre'yle gittiler. Garip olan şey Kemal'in oğlu İsmail de ortalarda yoktu. Yoksa Cemre'ye o mu bişe yaptı?
Ben Fatma Hanım'a emanet edilince onların eve yani Ömerlerin evine gittik ben ölmek istiyordum sırf onların eve girmemek için. Annemler de evde yoktu. Anneannemlere gitmişti ziyarete. Cemre'nin kaybolduğunda da haberi yoktu.Yoksa ben bi şekilde eve giderdim ama maalesef kaldım.
Sabahtan beri yemek yemediğim için başım dönüyordu. Gözüm kararmaya başladı. Kendimi yere yapışacak gibi hissederken birden kolumu bütün naifliğiyle ve çekingenliğiyle Ömer tutmuştu. Hemen kolumu çektim. Ama ayakta da duramıyordum. Koltuğa oturdum.
Ömer:
- Merak etme Cemre iyidir. Baban yani Hakan amca bulur onu.
- Tabii amcan engel olmazsa
- Niye bütün kötülükleri amcamdan biliyorsun belki de o yapmamıştır. Görmedin mi kendi oğlu da yok o da telaşla arıyor işte. Size bi kötülüğü dokundu diye kalkıp başınıza ne iş geldiyse ondan bilmeniz normal mi?
- Haklısın, hiç normal değil. Aynen benim burada olmam gibi kapıyı açın Hasan abi beni bırakır eve size kalmadım ben.
- Dışarıda iki aileyi de tehdit eden bu durum olabilir. Başına birşey gelebilir. Sana birşey olmasına müsaade edemeyiz.
- Ne kadar temiz kalpli insanlarsınız gözlerim yaşardı.
Kapıya doğru yönelmek için ayağa kalktım ama başım döndüğü için tekrar geri oturdum.
Ömer :
- Dur yavaş ol bişe yemedin mi? Düşüp bayılacaksın.
- Bırak dedim.
- Ben seni bırakmam da sen...
- Sen ne sen ne diyorsun sen?
- Hiiç
- Ne hiiç
Tam o sırada Fatma Hanım içeri geldi. Bizi öyle görüp de yanlış anlamasın diye zor da olsa Ömer'e en uzak koltuğa oturdum.
Fatma Hanım Ömer'e git kıza atıştırmalık şeyler getir dedi. Ben hemen istemem desem de çoktan gitmişti.
Fatma Hanım :
- O çocuğa öyle davranma
- Kime nasıl davranmiyim anlamadım.
- Torunum Ömer'e
- Ne
- Evde senin adın geçince dahi pür dikkat gözleri parlayarak olayı dinliyor. Torunumun temiz kalbiyle oynama.
- Ben kimseyle oynamıyorum.
- Benim ikinizinde birbirine nasıl baktığını görüyorum kızım
O sırada Ömer içeri girdi. Elinde tost ve meyve suyu vardı. Tepsiyle bana doğru geliyordu. Ben Fatma Hanımın sözlerinden sonra başımı kaldırıp bakmıyordum bile çünkü böyle birşeyin yayılmasını istemiyordum.
- Al ye başının dönmesi geçsin.
- İstemiyorum. Babam gelir birazdan kurtulurum buradan.
- Niye sana bişe yapan mı var burada?
- Evet var, ben burada sizinle aynı evde durmak dahi istemiyorum.
- Kime senin bu nefretin Rümeysa?
- Sana size kime olacak başka
Fatma Hanım o sırada odasına çekildi.
O gidince ben daha da gerildim ve sonra :
- Tamam yeter ben şimdi Hasan abiyi ararım o gelip beni buradan kurtarır.
Telefonu cebimden çıkardım tam arıyordum ki Ömer telefonumu elimden birden çekti.
- Ne yapıyorsun? ver telefonumu çabuk bu kadarı fazla
- Önce sorularıma cevap ver sonra vericem telefonunu.
- Ne
- Kolye nerede?
- Ne kolyesi?
- Bal gibi biliyorsun ne kolyesi olduğunu
- Ömer tamam yeter ver telefonumu.
- Ben hâlâ cevabımı alamadım. Taktın mı yoksa.
- Hayır birşe takmadım ben
- Hani kolye falan bilmiyordun.
- Telefonumu ver.
- Rümeysa..
- Ne! Bak ablan annen falan gelecek ben kimseye açıklama falan yapamam.
- Açıklama yapmanı gerektirecek bişe mi var ki açıklamanın derdine düştün.
- Yoo sadece yanlış anlarlar diye işte of
Bana doğru bi adım atıp
- Ne var ki yanlış anlasınlar?
- Bişe yok.
Ömer'in elinde telefonumu çalıyordu ama o hâlâ ısrarla vermiyordu. Kimin aradığını da bilmiyordum. Sonra kimin aradığına bakmaktan için telefonu arkasından önüne getirdi. Arayan hem bizim yanımızda çalışan hem de benimle aynı üniversiteye giden arkadaşım Halil'di.
Ömer gözlerini dikip önce bana sonra telefona baktı.
Ben :
- Kim dedim ve hızlıca telefonumu elinden çektim hemen açtım
- Alo, Halil nerdesin sen?
- Evdeyim sen neredesin gelmedin merak ettim? Cemre'yi buldunuz mu?
- Yok bulamadık. Ben Fatih amcagildeyim beni buradan hemen gelip alabilir misin?
Dedim hemen telefonum yine Ömer'in eline geçti.
- Gelmene gerek yok kardeşim Rümeysa Hakan amca gelene kadar burada hiç zahmet etme
dedi ve kapattı.
- Ne yapıyorsun?
- Bu niye seni arıyor?
-Ne demek beni niye arıyor? Neyin hesabını soruyorsun bana?
- Rümeysa niye babanı değilde seni arıyor Cemre'yi sormak için?
- Niye sordun?
- Rümeysa söyle niye?
- Yeter sürekli bana bişeylerin hesabını sorup durma!
- Tamam kolye nerede peki madem benden bizden bu kadar nefret ediyorsun kolyeyi ver o zaman.
Duraksadım çünkü kolyeyi takmıştım.Ama ona söyleyemezdim yoksa ümitlenirdi.
- Burada bir çıkiyim ilk işim sana o kolyeyi getirmek olur merak etme!
- Bu mu?
-Ne bu mu?
- Senin için bazı şeylerden vazgeçmek herkesi hemen silmek bu kadar kolay mı?
Buna verecem cevabımı yoktu.
- Gözlerime bak cevap ver. Kaçırıp durma gözlerini benden
O sırada ablası Asiye geldi. Ömer sinirle dışarı çıktı. Sonra Asiye abla Ömer'in getirdiği tostu yememi söyledi :
- Sıcak sıcak ye Ömer kendi elleriyle yapmış.
Kendi elleriyle yapmıştı bana yapmıştı.
LÜTFEN İLK BÖLÜMÜ OKUYUP GEÇMEYİN SONRAKİLERİ DE OKUYUNN 🙃🫣🤍🙏
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
ellerine sağlık cok güzel olmuş onnn numara beş yıldız 🤍🩷
sevınmen hosuma gıttııı
Sence daha çok okuyan olur mu
En çok hangi kısmını sevdin ona göre devam ettiricem de biraz seni darlamışım gibi oldu hala inanamıyorum ilk okuyucumsun ya inanamıyorum
Çok çok çok teşekkür ederim ilk okuyucumsun
Aşırı mutluyum ya
Şu anda çok mutluyum biliyor musun
Gerçekten mi
harika bir bölümdü devamını atmayı düşünüyor musun
Yorum
Yorum bulunamadı.