Gecenin soluğu uzundu bu gece.
Soğuk hava, karanlığın içinde yankılanan kadim melodilere eşlik ederken, Alora kadife elbisesinin eteğini hafifçe savurarak mermer merdivenlerden içeri girdi. Başını dik tutuyordu. Zayıflık göstermek, özellikle bu gece, ölümcül olabilirdi.
Kan Balosu.
Asırlardır devam eden, vampirler arasında tarafsızlık gösterilen tek gece. Ama Alora için bu gece tarafsızlık diye bir şey yoktu. Gözleri, kalabalığın içinde onu arıyordu.
Ve buldu.
Dawn.
Siyaha çalan gözleri, sırtındaki asil vampir pelerini, ve yüzünde her zamanki gibi o kışkırtıcı, alaycı bakış.
Bir zamanlar ailesinin düşmanıydı. Şimdi bile öyleydi aslında. Ama işte buradaydı—birbirlerine ölüm borçları olmasına rağmen… aynı salondaydılar.
Alora, yanından geçen başka bir vampirin fısıltısını duydu:
“Alora ile Dawn aynı yerde mi? Kan mı dökülecek, aşk mı akacak?”
O anda, tüm salonun ışıkları bir anlığına titredi. Tavanın yüksekliğinden yankılanan çığlık, tanıdık bir düşmanın sesiydi: Lord Cirex.
Yüz yıl önce hem Dawn’ın klanını, hem Alora’nın kan soyunu yakan karanlık lord.
Salonun ortasına gölgeler içinde indi. Davetliler çil gibi kaçıştı.
Ama Alora ile Dawn yerlerinden kıpırdamadı.
Göz göze geldiler.
Hiçbir söz söylenmedi.
Gerek de yoktu.
İlk kez, aynı taraftaydılar.
Ve o anda ikisi de biliyordu:
Bu gece, yalnızca balo değil… kanın kaderi de yeniden yazılacaktı.
Gölgelerin içinden çıkan Lord Cirex’in gözleri, zamanın bile unutamadığı kindarlıkla parlıyordu. Mermer zeminde yankılanan ayak sesleri, sanki her adımda geçmişin intikamını çağırıyordu.
Alora, kaslarını hafifçe gerdi. Tırnakları eldivenlerinin içinde uzamıştı bile. Bu, kan çağrısıydı. İçgüdüler, geçmişte öğretilen her dersi hatırlatıyordu ona. Kaç ya da savaş. Ama Alora kaçmazdı.
Dawn ise sadece gülümsedi. Her zaman olduğu gibi, tehlikeyi bir oyuna çeviren o sinir bozucu sakinlikle.
“Yüz yıl sonra yine aynı gece,” dedi Cirex, sesi zamanın içinden yankılanıyormuş gibi. “Yarım kalanı tamamlamaya geldim.”
Alora'nın sesi buz gibi keskin çıktı:
“Bu kez yarım kalmayacak.”
Bir anda salonun dört bir yanından karanlık gölgeler yükseldi. Cirex’in hizmetkârları, kana susamış yaratıklar. Vampir aristokratlar panikle geri çekildi, kimisi gölgelerle savaşırken kimisi koridorlara kaçıyordu.
Ama salonun ortasında yalnızca üç figür kaldı:
Alora. Dawn. Cirex.
Dawn bir adım öne çıktı, asasını yere vurdu. Zemin kırmızı bir çiçek gibi açıldı.
“Bu gece,” dedi, “yalnızca soylarımız için değil… tüm vampir ırkı için dövüşeceğiz.”
Alora da onun yanına geçti.
Bir zamanlar düşmandılar. Ama artık birlikte savaşıyorlardı.
Gölgeler üzerlerine hücum ettiğinde, Alora’nın gözleri kırmızıya döndü. Elini savurduğunda, havayı yaran büyü parıltısıyla üç gölge birden yere serildi. Dawn ise siyah kanatlarını açarak gökyüzüne yükseldi, yıldızların önünü kesen dev bir gölgeye dönüştü.
Harika, o zaman savaşın ortasında geçen sahneyi büyülü, karanlık ama tempolu şekilde devam ettiriyorum. İşte "Gecenin
Solduğu savaşın ortasında.
Mermer salon, artık bir savaş alanına dönmüştü. Parçalanan kristal avizelerden sarkan kıvılcımlar, yerdeki kan izlerini parlatıyordu. Çığlıklar, büyü fısıltılarına ve silahların metalik sesine karışıyordu.
Alora bir gölge yaratığın üzerine atıldı. Vampir hızında hareket ederken, saçları havada dalgalanıyor, gözlerinden kıvılcımlar fırlıyordu. Bilekliğinden çıkan gümüş hançeri, yaratığın boynuna sapladı. Siyah kan fışkırdı.
Arkasından gelen başka bir saldırganın nefesini ensesinde hissettiği anda eğildi, döndü ve ayağıyla onu duvara çarptı.
Tam o sırada…
Dawn, salonun yukarısından bir karga gibi süzüldü. Sırtındaki siyah kanatlar karanlığa karışmıştı. Elinde tuttuğu obsidyen mızrağı yere sapladığında, zemin çatladı. Yere düşen gölgeler, çığlıklar atarak yok oldu.
Cirex ise tek bir adım bile geri çekilmemişti. Yüzünde bozulmamış bir gülümsemeyle onlara bakıyordu.
“Zayıf olanları temizlemek kolay,” dedi. “Ama ben buradayım, Alora. Bu gece seni yok etmeye geldim.”
Alora öne çıktı.
“Beni yok edeceğini sandığın her seferde ben daha da güçlendim.”
Dawn, Alora’nın yanına geldi. İkisi birden hazır bekliyordu.
Cirex, ellerini kaldırdı. Tavan karardı. Gölgeden yapılmış dev bir yaratık onun arkasında belirdi: Karanlık Bekçi. Beş metrelik bu yaratık, kollarında zincirli kamçılar taşıyordu. Ağzından dumanlar çıkıyor, gözleri ateş gibi yanıyordu.
Dawn fısıldadı:
“Zamanımız az. Ya birlikteyiz… ya sonsuza kadar yok olacağız.”
Alora başını salladı. Ellerini ileri doğru uzattı. Avuçlarının ortasında kan büyüsü birikti. Parlayan kırmızı bir halka, salonun ortasında oluştu.
Dawn, kanatlarını kapattı ve Alora’nın büyüsüne gücünü aktardı.
Bir anda patlama oldu.
Karanlık Bekçi geri savruldu. Ama yıkılmamıştı.
Cirex öne çıktı.
“Güzel başladınız,” dedi, sesi her yerden geliyormuş gibi yankılandı. “Şimdi bakalım hayatta kalabilecek misiniz?”
Gökyüzünden mor bir yıldırım indi. Salonun ortası çöktü.
Alora ve Dawn göz göze geldi.
Bir karar anıydı.
Cirex, ikisinin ortasında durdu.
“İki düşmanın birliği mi beni durduracak sanıyorsunuz?” diye kükredi.
Alora’nın sesi, hem öfke hem umutla doluydu:
“Hayır… geçmişin lanetini ancak birlikte yok edebiliriz.”
Ve savaş başladı.
Alora alevli gözleriyle cirexse doğru hücum aldı.
Cirex yandan gülümseyerek dalga geçermiş gibi
Alakaya hücum etti.
Cirex"sen mi beni alt edeceksin alora dawn olmadan sen bir hiçsin"
Diyerek alora' nın öfkesini dahada çok çıkardı.
Alora’nın dudakları ince bir çizgiye dönüştü.
“Dawn olmasa da, seni yere sermek için yeterince sebebim var, Cirex,” dedi, sesi tehditkâr bir fısıltıya dönüşmüştü.
Cirex, kılıcını hafifçe savurup parlayan çeliğin yansımasını Alora’nın yüzüne düşürdü.
“Güzel sözler... ama sadece sözler,” diye alay etti.
Alora, bir adım daha yaklaşıp kılıcını havada çevirdi. “O zaman sözlerimin arkasındaki gücü gör.”
Toprağın üzerinde ufak kıvılcımlar dans etti, Alora’nın gözlerindeki alev iyice büyüdü.
Cirex’in gülüşü kısa bir an için duraksadı ama hemen ardından dudak kenarları tekrar yukarı kıvrıldı.
“Hadi bakalım, küçük tilki… bakalım ateşin mi daha sıcak, yoksa benim gölgelerim mi daha soğuk.”
Gökyüzünde kara bulutlar toplanırken, ikisi de aynı anda ileri atıldı.
Alora gittikçe sinirlenip gittikçe öfkelenmeye başlamıştı. Gözlerinde alevler yükselip cirex üstüne kılıcıyla Nişan almıştı.gözlerindeki alevler gittikçe dahada büyüyüp hafifçe gülümseyerek cirex 'e bakarak
Alora"şimdi yerin dibine girmeye hazır ol" diyerek kılıcı alev alarak cirexsi yaralamıştı.
Cirex yarayı aldığı anda öfkeyle haykırdı. Bedeni sarsıldı, gözleri koyu bir kırmızıya büründü. Kanıyla karışan karanlık enerji etrafına yayılıyor, zemini çatlatıyordu.
Cirex (hırıltıyla): “Sen… beni küçümsemeye cüret mi ettin, Alora?”
Yarasını tutarken avuçlarından siyah dumanlar yükseldi. Dumanlar kısa sürede pençe gibi keskin gölgeler haline dönüştü. Her biri canlıymış gibi kıpırdanıyor, Alora’ya doğru saldırmak için hazırlanıyordu.
Alora kılıcını sıkıca kavradı. Alevler kılıcının etrafını sardıkça yüzünde meydan okuyan bir gülümseme belirdi.
Alora: “Ne kadar gölge çağırırsan çağır, Cirex. Benim alevlerim hepsini yakıp kül edecek!”
Bir anda ileri atıldı. Kılıcı gökyüzünü yararcasına savurduğunda alevler havayı doldurdu. Alevlerin ışığında Alora’nın gözleri ateşten fırtınalar gibi parlıyordu.
Gölgeler Alora’ya saldırırken alevle karanlık çarpıştı. Her çarpışmada gökyüzünden kıvılcımlar düşüyor, toprak sarsılıyordu.
Cirex, dişlerini sıkarak: “Bu sadece başlangıç… gerçek gücümü görmeye hazır ol!”
Diyerek tekrardan Alora'nın üstüne hedef aldı fakat bu alora' yı
Korkutmaz alora dahada sinirlenip hem kılığındaki alevler artı ve ellerinde yükselen alevler artmaya başlamıştı.
Alaycı gülüşüyle alora cirex'e bakarak;
Alora "beni bunlarla korkutacanimi sandın cirex cehennemine hoş geldin " diyerek cirex 'si ağır yaraladı.
Cirex, aldığı ağır yara ile dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden öfke ve acı aynı anda taşarken, kanıyla karışan karanlık enerji toprağı yakmaya başladı. Fakat bu kez yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi.
Cirex (hırıltılı bir sesle):
“Alora… beni yaraladığını sanıyorsun. Ama senin alevlerin… benim karanlığımı uyandırmaktan başka bir işe yaramadı.”
Cirex’in bedenini saran karanlık enerji birden büyüyüp etrafı kapladı. Toprak çatladı, gökyüzü karardı, etrafta gölge yaratıklar belirmeye başladı. Her biri Alora’ya nefretle bakıyordu.
Alora ise bir adım geri çekilmedi. Gözlerindeki alev daha da büyüyerek tüm vücudunu sardı. Elleri havaya kalktığında, avuçlarından fırtına gibi ateş yükseldi.
Alora (alaycı bir kahkaha atarak):
“Gölgelerini getir, yaratıklarını çağır! Hepsi birer birer yanacak. Çünkü artık sadece kılıcım değil, ben de alevlerin ta kendisiyim!”
Gökyüzünü alevler ve karanlık aynı anda doldurdu. İki güç çarpıştığında, etrafı sarsan büyük bir patlama oldu. Toprak yarıldı, gökyüzü kıpkırmızıya boyandı.
Cirex karanlık ordusunu öne sürerken, Alora kükreyerek ileri atıldı. Alevler kılıcında ejderha gibi kıvrılıyor, gölgeleri tek tek yutuyordu.
Cirex "bunların beni korkutacağınımı sanıyorsun alora ben karanlığın ordusuyum" diyerek yer altından karanlık güçlerini gölgelerini öfkesiyle bir olmuştu ve Alora’yi hedef almıştı.
Alora’ya ile cirex karşı karşıya Nişan almışlardı.
Alora "senin gölgen sana yeter beni bunlarla korkutacagınımı sanıyorsun sen ahmak" öfkeli sessiylen Dahada alevlerin büyümüştü.
Alora cirex'e doğru alevler firlatirken aloraya dawn de eşlik ederek savaşa katıldı.
Dawn"ee alora birlikten kuvvet doğar hadi yok edelimbu ahmağı" diyerek Alora’nın alevleri dawn in rüzgarıylan bir olmuştu.
Alora’nın alevleri havada ejderha gibi kıvrılırken, Dawn ellerini gökyüzüne kaldırdı. Etrafında kasırgayı andıran bir rüzgâr dönmeye başladı. Rüzgâr, Alora’nın alevleriyle birleşince gökyüzüne doğru dev bir ateş fırtınası yükseldi.
Alora, gözlerinde ateş parıltısıyla:
“İşte bu! Cehennem kasırgası!”
Alev ve rüzgarın birleşimi devasa bir ateş hortumuna dönüşerek Cirex’in üzerine doğru hızla indi.
Cirex, yüzünde çarpık bir sırıtışla ellerini açtı. Gölgelerden kalkanlar oluşturdu, fakat birleşen fırtına o kadar güçlüydü ki kalkanları birer birer parçalanmaya başladı.
Cirex (öfkeyle bağırarak):
“Hayır! İki gücünüz bir araya… bu imkânsız!”
Dawn gülerek, rüzgarını daha da artırdı.
Dawn: “İmkânsız olan, senin bu savaştan sağ çıkman Cirex!”
Alora kılıcını yukarı kaldırdı, alevleri iyice yoğunlaştırdı.
Alora: “Sonun geldi, karanlığın efendisi! Ateş ve rüzgâr seni yutacak!”
Ateş hortumu Cirex’i içine çekti. Gökyüzü kıpkırmızıya, yer ise bembeyaz alevlerin ışığına büründü. Cirex’in çığlıkları gölgelerle birlikte yankılandı.
(Cirex gözden kaybolduğu an, Alora’nın şehri korumak için günlerdir sürdürdüğü devasa büyü kalkanı büyük bir gürültüyle çatırdayarak parçalanır. Ellerindeki son mor ışık huzmesi bir kıvılcımla söner. Alora’nın gözleri kararır, bacaklarındaki tüm derman çekilir.)
Alora: (Nefesi kesilerek, titrek bir fısıltıyla)
"Gitti... gücüm... bitti..."
(Dizlerinin bağı çözülür, bilincini kaybetmek üzereyken öne doğru devrilir.)
Başmuhafız: (Görkemli zırhının sesiyle öne fırlayarak Alora’yı yere düşmeden yakalar)
"Leydi Alora! Sancaktar, buraya gel!"
(Alora'yı kollarına alırken etrafına bağırır)
"Çevre emniyetini alın! Kalkan barikatı kurun! Kimse yaklaşmasın!"
1. Muhafız: (Mızrağını sıkıca kavrayıp karanlığa doğru tutarak, sesi titrer)
"Komutanım! Cirex... gerçekten gitti mi? O yaratığın baskısı hâlâ üzerimizde!"
2. Muhafız: (Korkuyla çevreye bakarak)
"Gördünüz mü? Tek bir hamlesiyle bütün muhafız birliğini diz çöktürdü! Bir daha gelirse ne yapabiliriz ki?"
Başmuhafız: (Sert bir sesle muhafızları susturur)
"Korkunuzu kınınıza sokun! Şimdiki görevimiz Alora’yı yaşatmak! Bütün büyü kaynağını bizi ve şehri korumak için tüketti!"
Alora: (Başmuhafız'ın kollarında, gözleri yarı kapalı, zorlukla konuşur)
"Komutan... Cirex yalan söylemiyordu... Gözlerindeki karanlık... çok derin..."
Başmuhafız: (Alora'ya doğru eğilerek)
"Sessiz olun Leydi Alora. Kendinizi yormayın. Nabzınız çok zayıf atıyor, içsel gücünüz tamamen kurumuş."
Alora: (Zorlukla nefes alarak)
"Bir dahaki sefere... beni koruyacak... gücüm olmayacak..."
Başmuhafız: (Kararlı bir ifadeyle)
"Sizi korumak senin büyüne kalmadı leydi! O gün geldiğinde, Cirex karşısında bu muhafız birliğinin etten duvarını bulacak!
(Muhafızlara dönerek)
Şifacıları hazırlayın! Derhal sarayın korunaklı odasına taşıyoruz, çabuk!"
1. Muhafız: (Kılıcını çekip selama durur)
"Emredersiniz komutanım! Yol açın! Leydi Alora için koruma çemberi!"
(Muhafızlar kalkanlarını birbirine kenetleyip Alora'nın etrafında çelikten bir çember oluştururlar. Alora’nın başı yana düşer ve bilincini tamamen kaybeder. Muhafızlar, Cirex'in bıraktığı ürpertici sessizliğin içinde, baygın Alora'yı güvenli bölgeye taşımak için hızla harekete geçerler.)
devamı 2. bölümde>>>>
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
güzell
Yorum
Yorum bulunamadı.