15 Mart 2010
Cehennemden farksız okulumuzda günün son dersindeydik. Matematikten nefret ederdim; bence dünyadaki tüm çocuklar nefret ediyordur.
Sınıfımızın inek öğrencisi Melike, hocanın sorusunu cevaplamak için hevesle elini kaldırdı. Hoca ise her zamanki gibi beni seçti. Çünkü ben dersle hiç ilgilenmeyen, sıra altında sürekli karakalem çizimleri yapan o kızdım.
"Tansu, kalk kızım ayağa! Çöz şu soruyu."
Bir anda ellerim titremeye başladı, nefesim kesildi, başım döndü. Yanımda oturan arkadaşım İlay panikle, "Tansu, iyi misin?" diye sordu. Ona sadece kaşlarımı kaldırarak bakabildim.
Tahtaya yaklaştığımda karşıma 2x = 6 denklemi dikildi. Dersi hiç dinlemediğim için bu denklem bana başta imkânsız gibi göründü. Sonra bir anda iç sesim fısıldadı: “Kızım, baksana; iki tarafı da ikiye böleceksin. Bölme işlemini de mi bilmiyorsun?” Normalde iç sesimi hiç sevmez ve onu dinlemezdim. Ama o an, aklımı değil de kalbimi dinlemeyi seçtiğim bir andı.
İrade her iki türlü de işleyebilirdi: Aklını kullanamazsan soruyu çözemezdin; sınıf arkadaşların seninle dalga geçer ve bu durum sene sonuna kadar sürerdi. Diğer taraf ise kalbimizi dinlediğimiz taraftı. Kalbimiz bizi bazen yanlış yola sürükleyebilirdi belki ama o an mantığı bir kenara bırakıp kalbime güvenmek daha doğru geldi. Bu yüzden kalbimin sesini dinledim.
Titreyen ellerimle soruyu çözüp yerime oturdum. Öğretmenim bile bana şaşkınlıkla bakıyordu.
Zil çaldığında kendimi dışarı attım ama atmaz olaydım... Öyle bir yağmur bastırmıştı ki her yerimin sırılsıklam olmasından korkup okulun arka bahçesindeki kapalı spor salonuna sığındım. Devasa ve göz alıcı ışıklarla kaplı bu salonda her sabah beden eğitimi dersimiz olurdu. Işıklar gözlerimi alırken, yorgunluktan ve stresten gözlerimden yaşlar süzülüyordu.
O sırada basketbol antrenmanından yeni çıkmış olan Cenk yanıma geldi. Üzerindeki mavi kot ceketi çıkarıp bana uzattı. En sevmediğim renk maviydi ama o an, o rengi sevmeye başladığımı hissettim. Cenk kulağıma doğru eğilip fısıldadı:
"Tansu, al bunu ve git."
Sözünü bitirir bitirmez koşar adımlarla spor salonunu terk etti. Ben ise arkasından öylece bakakaldım. Cenk kimseyle konuşmayan, kimseye eşyasını vermeyen ve hiç kimseye güvenmeyen biriydi. Bana ceketini vermiş olması, içimde küçücük bir umudun yeşermesine yetti. Eve gittiğimde sürekli Cenk'i düşündüm; içimdeki o umut tohumu büyüdükçe büyüdü.
Ertesi gün okula gittiğimde gördüğüm manzara başımdan aşağı kaynar sular döktü. Sarı saçlı, mavi gözlü, uzun boylu bir kız Cenk'e sarılıyordu; Cenk de ona...
Gördüğüme inanamayıp gözlerimi açıp kapattım ama rüya değildi. Bir anda ağlamaya başladım. Şakasız, tam 10 dakika boyunca kesintisiz ağladım. Herkes yanıma gelip "Neden ağlıyorsun?" diye soruyordu ama cevap verecek halde değildim. Dolu gözlerle kendimi tuvalete attım.
Hayatım boyunca hiç böyle ağlamamış olan ben, nasıl oluyordu da bu çocuk için bu kadar gözyaşı dökebiliyordum?
İç sesim beni teselli etmek yerine yine o acımasız cümleyi fısıldadı:
“Tansu, bu hayatta hep yalnız kalacaksın.”
Bu sözle birlikte hıçkırıklarım daha da şiddetlendi. Arkadaşım tuvalete arkamdan gelip, "Zil çaldı Tansu, derse gelmeyecek misin?" dediğinde hemen toparlanıp sınıfa doğru koştum. İçeri girdiğimde üzerimdeki meraklı bakışlara aldırış etmeden yerime geçtim ve sadece derse odaklanmaya çalıştım.
Ama nafile... Ders boyunca Cenk'in o kıza sarıldığı an beynimde zihnimde tekerrür edip durdu. Bu görüntü beni günden güne, andan ana daha da boğuyordu. Zil çalar çalmaz okuldan koşarak çıktım, eve gidip saatlerce ağladım.
Babam yaşadığım bu süreci ve üzüntümü öğrenince daha fazla dayanamadı ve kaydımı o okuldan aldı.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Cenk'le karşılaşmak için gün saymaya başladım. Parka çıktığımda hep gördüğüm erkek grubunun bana karşı olan çapkın bakışları gitmiş; yerine soğuk bakan, gözlerinden alev çıkan çocuklar gelmişti. Bir taraftan da aklımda Cenk, bir duvar saati gibi tıkır tıkır tekrar ediyordu.
Cenk aklıma geldikçe nöronlarım sitem ediyordu.
Günler geçtikçe Cenk benim için artık tükenmiş bir umuttan başka bir şey olmadı. Hiç karşılaşamadık ve ben artık "bitmek" kelimesini tam anlamıyla yaşıyordum.
Psikolog arkadaşım Nazlı'ya durumu anlattığımda bana zamanla unutacağımı, onunla alakalı hiçbir şey düşünmemem gerektiğini söyledi. Ben arkadaşımın tavsiyesini dinlemeye çalışıyordum ama her şarkı, her cümle bana onu hatırlatmaktan vazgeçmiyordu.
Bir gün banka oturdum, yanıma yaşlı bir teyze oturdu. Bana yaşadıklarını anlatmaya başlayınca duygulandım. Eskiden o da birini sevmiş ama zamanla ismini duyunca bile iğrenmeye başlamış. Ben de içimden "Bu ne saçmalık!" deyip kalktım teyzenin yanından. Çünkü o zamanlar bana saçmalık gibi geliyordu; ya da gerçek olacağını bilmiyordum, kabullenemiyordum.
İnsan bazen bazı şeyleri kabullenmek istemezdi. Ben de kabullenmek istemiyordum işte.
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
13 Mayıs 2015
Bu 5 yıl benim için bayağı kolay geçti. Çünkü bu 5 yıl içinde pilatese gitmiş, yoga yapmış ve bol bol da dinlenmeyi ihmal etmemiştim.
Hava bana sürpriz yaptı bugün. Hiç beklemediğim bir şekilde, bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyordu. Şemsiyemi alıp dışarı çıktım. Kafeye gidip Nazlı'yla sohbet ettim. Nazlı bana 5 yıldır sormadığı o soruyu sorduğunda, o kişiyi hiç hatırlamadığımı fark ettim:
— "Cenk'i unuttun mu Tansu?"
"O kim, ne diyor bu kız?" diye geçirdim içimden. Bu sorusuna karşı tek kaşımı kaldırdım, çünkü gerçekten bilmiyordum.
Nazlı bana oldukça şaşırmış bir şekilde baktı. Sanki bunu hiç beklemiyor gibiydi.
— "İyi, unutmuşsun kızım," dedi.
Sonra biz 5 saat daha konuştuk. Ardından şemsiyem kafamda, çamurlu botlarımla birlikte eve döndüm.
Eve geldiğimde içimde tarif edemediğim düşünceler oluşmaya başladı. "Nazlı bana ne demek istiyor? bu kim?" diye düşüncelere daldım.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
Harikaydı yazar hanımm devamını bekliyorum
Mükemmeldi
güzel olmuss
Tansu gibi bende bazı insanları hayatımdan direkt unutarak çıkartmak isterdim bölüm güzel olmuş canım eline sağlık
Eline sağlık 🤗🤗
Yorum
Yorum bulunamadı.