Uçağın tekerlekleri piste değdiğinde derin bir nefes aldım.
İki yıl...
İki yıl sonra yeniden ülkeme dönüyordum.
Camdan dışarı baktım. Her şey tanıdık geliyordu ama aynı zamanda yabancıydı. Sanki burası benim ülkemdi ama ben artık buraya ait değildim.
Havaalanının çıkış kapısından adımımı attığım anda kalabalığın arasında tanıdık yüzler gördüm.
İlk fark ettiğim kişi Oğuz'du.
Beni görür görmez koşmaya başladı.
"Hibe!"
Bir anda bana sıkıca sarıldı.
"Hoş geldin... Çok özledim seni."
Onun sesi titriyordu.
Ben de ona sarıldım.
"Ben de seni özledim."
Ardından Semih yanıma geldi. Her zamanki gibi yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
"Sonunda döndün."
Gülümsedim.
"Döndüm."
O sırada Oğuz'un yanında duran genç bir kadın dikkatimi çekti.
Uzun kumral saçları ve sıcak bir gülümsemesi vardı.
Oğuz bana dönüp gülümsedi.
"Hibe, tanıştırayım. Bu Defne. İki yıldır sevgiliyiz."
Defne hemen elini uzattı.
"Senin hakkında o kadar çok şey duydum ki... Sonunda tanıştığımıza çok sevindim."
Ben de gülümseyerek elini sıktım.
"Ben de."
Bir süre sonra Ece ile Yağmur da yanımıza geldi.
Ece beni görünce gözleri doldu.
"Delisin sen... Bizi ne kadar korkuttuğunu biliyor musun?"
Gülmeye çalıştım.
"Sanırım biraz..."
Yağmur da bana sarıldı.
"Tekrar aramızda olmana inanamıyorum."
O an içim ısındı.
Evet...
Her şey değişmişti.
Ama bazı insanlar hâlâ aynıydı.
Arabaya doğru yürürken etrafı incelemeye başladım.
İçimde tarif edemediğim bir his vardı.
Sanki bu şehrin bir köşesinde beni bekleyen cevaplar vardı.
Ama henüz hiçbirini bilmiyordum.
Ve bilmediğim bir şey daha vardı...
Oğuz, benden çok büyük bir gerçeği saklıyordu.Arabaya bindiğimizde kısa bir sessizlik oldu.
Camdan dışarıyı izliyordum. Şehir değişmişti. Yeni binalar, yeni yollar... Ama bazı sokaklar hâlâ çocukluğumu hatırlatıyordu.
"Çok değişmiş..." diye mırıldandım.
Oğuz direksiyondaydı.
"İki yıl uzun bir süre."
Haklıydı.
İki yıl...
Benim için sadece bir göz kırpması gibiydi ama herkesin hayatında koskoca iki yıl geçmişti.
Bir süre sonra sessizliği Defne bozdu.
"Buraya alışman biraz zaman alacak."
Gülümsemeye çalıştım.
"Sanırım."
Ece arka koltuktan bana döndü.
"Merak etme, seni yine eski günlerdeki gibi eğlendireceğiz."
Hepimiz hafifçe güldük.
Tam o sırada Oğuz'un telefonu çaldı.
Ekrana baktığı an yüzündeki ifade değişti.
Kaşları çatıldı.
Telefonu sessize aldı.
"Kimdi?" diye sordu Semih.
"O."
Tek kelime söylemişti.
Ama arabadaki herkes susmuştu.
Defne bile başını önüne eğmişti.
Merakla etraflarına baktım.
"Kim?"
Oğuz birkaç saniye sustu.
"Boş ver."
"Hayır, merak ettim."
Derin bir nefes verdi.
"Adı Ateş."
Bu ismi duyunca içimde garip bir his oluştu.
Sanki bu ismi daha önce binlerce kez duymuştum.
Kalbim sebepsiz yere hızlandı.
"Ateş..." diye fısıldadım.
"Tanıyor muyum ben onu?"
Oğuz aynadan bana baktı.
Yüzünde anlayamadığım bir ifade vardı.
"Eskiden tanıyordun."
"Hepsi bu mu?"
"Evet."
Cevabı çok kısaydı.
Sanki daha fazlasını söylemek istemiyordu.
Ben de üstelemedim.
Ama içimdeki merak giderek büyüyordu.
Bu Ateş kimdi?
Ve adını duyduğum anda neden kalbim böyle çarpmıştı?
Arabadan indiğimizde derin bir nefes aldım. Ev... Çocukluğumun geçtiği ev... Dışarıdan bakınca neredeyse hiç değişmemişti.
Kapının önünde birkaç saniye öylece durdum.
"İyi misin?" diye sordu Oğuz.
Başımı hafifçe salladım.
"Sanırım."
İçeri adım attığım anda burnuma tanıdık bir koku geldi. Tarçın, kahve ve eski ahşap... Bu evi hatırlıyordum. En azından bazı parçalarını.
Defne etrafıma bakıp gülümsedi.
"Oğuz bana burayı çok anlatmıştı."
Ben de gülümsemeye çalıştım.
"Hâlâ aynı."
Semih bavullarımı içeri taşıdı.
"Odanı hiç değiştirmedik."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Gerçekten mi?"
Oğuz konuştu.
"Bir gün döneceğini biliyorduk."
Boğazım düğümlendi.
Merdivenleri yavaşça çıktım. Odamın kapısını açtığım an nefesim kesildi.
Her şey bıraktığım gibiydi.
Masam...
Kitaplığım...
Penceremin önündeki küçük saksı bile yerindeydi.
Yatağıma oturdum.
Elimi yastığın üzerine koydum.
Sanki yıllardır burada değil de sadece birkaç saatliğine dışarı çıkmışım gibi hissediyordum.
Kapı hafifçe çalındı.
"Gelebilir miyim?" dedi Defne.
"Tabii."
Yanıma oturdu.
"Aslında biraz çekiniyordum."
"Neden?"
"Çünkü seni hiç tanımıyordum. Ama Oğuz senden o kadar çok bahsetti ki..."
Gülümsedim.
"Umarım anlattığı kadar iyi biriyimdir."
Defne güldü.
"Sanırım daha da iyisin."
Tam o sırada aşağıdan Oğuz'un sesi duyuldu.
"Hibe! Bir misafirimiz var."
Kaşlarımı çattım.
"Kim?"
"Eski arkadaşlarından biri."
Merdivenlerden aşağı indim.
Kapının önünde Ece ile Yağmur duruyordu.
İkisi de beni görünce aynı anda sarıldı.
"Hoş geldin."
İçimde sıcak bir his oluştu.
Demek ki gerçekten eve dönmüştüm.
Akşam hep birlikte yemek yedik.
Kahkahalar atıldı.
Eski anılar anlatıldı.
Ben de dinledim.
Çünkü anlatılan anıların çoğunu hatırlamıyordum.
Bir ara merak edip sordum.
"Bu iki yılda hayatınıza kimler girdi, kimler çıktı?"
Masadaki herkes bir an sustu.
Oğuz su bardağını eline aldı.
"Boş ver."
"Neden?"
"Konuşmaya değmez."
Ece ve Yağmur kısa süreliğine birbirlerine baktılar.
Defne ise hiçbir şey anlamamış gibi sessizce yemeğini yemeye devam ediyordu.
O an ilk kez hissettim.
Bu masada benden saklanan bir şey vardı.
Ve ben, o gerçeğe her geçen gün biraz daha yaklaşıyordum.
O gece uzun süre uyuyamadım.
Yatağımda sağa sola dönüp duruyordum. Bu ev bana tanıdık geliyordu ama aynı zamanda yabancıydı. Sanki anılarımın yarısı burada kalmış, diğer yarısı ise benden çalınmıştı.
Saatin kaç olduğunu bilmiyordum.
Boğazım kuruyunca mutfağa inmek için odadan çıktım.
Koridor tamamen karanlıktı.
Merdivenlerden sessizce aşağı inerken salondan kısık sesler duydum.
Konuşanlar Oğuz ve Semih'ti.
Fark edilmemek için duvarın arkasında durdum.
"...Bence artık daha fazla saklayamayız." diyen Semih'ti.
Oğuz derin bir nefes verdi.
"Henüz zamanı değil."
"Ya gerçeği kendi öğrenirse?"
"Öğrenmeyecek."
İçimde tuhaf bir his oluştu.
Benden ne saklıyorlardı?
Semih yeniden konuştu.
"Bugün Ateş tekrar aramış."
Bu ismi duyduğum anda kalbim hızlandı.
Ateş...
Neden bu ismi her duyduğumda içimde garip bir boşluk oluşuyordu?
Oğuz'un sesi bu kez daha sertti.
"Onun bu eve yaklaşmasına izin vermeyeceğim."
"Ama Hibe'nin gerçeği öğrenmeye hakkı var."
"Hayır."
Oğuz'un sesi titriyordu.
"Eğer Ateş ortaya çıkarsa her şey mahvolur."
Nefesimi tuttum.
Ne oluyordu?
Bu Ateş kimdi?
Neden herkes ondan bahsederken bir anda susuyordu?
Semih başını eğdi.
"Bir gün öğrenirse bize asla güvenmeyecek."
Oğuz gözlerini kapattı.
"Gerekirse benden nefret etsin."
"Ama onu Ateş'e geri vermeyeceğim."
O an ayağımın altındaki tahta hafifçe gıcırdadı.
İkisi de aynı anda kapıya döndü.
"Kim var orada?"
Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
Hiç düşünmeden merdivenlere doğru koştum.
Odamın kapısını sessizce kapatıp yatağıma uzandım.
Birkaç saniye sonra kapım çalındı.
"Hibe?"
Oğuz'un sesiydi.
Uyuyormuş gibi yaptım.
Kapı yavaşça açıldı.
Oğuz içeri girdi.
Bir süre bana baktı.
Sonra sessizce odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz gözlerimi açtım.
Artık emindim.
Benden saklanan çok büyük bir gerçek vardı.
Ve o gerçeğin merkezinde tek bir isim vardı.
Ateş Dere.
Bölüm Yorumları
Yorum yapmak için giriş yapın.
ayy bu ates kimm devamını merakla beklıom askımm
Yorum
Yorum bulunamadı.